Yenibir yazı biçimi, Demotic, yaygın yazma stili oldu ve Rosetta Taşı’ndaki Yunanca metne eşlik eden bu yazı biçimi – resmi hiyerogliflerle birlikte -. [118] MS birinci yüzyıl civarında, Demotik senaryo ile birlikte Kıpti alfabesi kullanılmaya başlandı. Buwebsitesinde dil öğrenmeye yeni başlayanlar veya kendini geliştirmek isteyenler için Arap alfabesi, Arapça yazma ve gramer gibi Arapça dil dersleri bulunur. Dersler başlangıç, orta ve ileri olmak üzere üç kategoriye ayrılır. Birbirini takip eden derslerin ders planları ve video içeriklerine de yer verilir. Kırgızca2 alfabe ile yazılır, bunlar; Kiril alfabesi: Kırgızistan'da, Kırgız isim: Arap alfabesi [1] Başka alfabeyle yazma: Latin alfabesi (1928—1940 Doğuyadoğru aynı zamanda, Fenike alfabesi, İbranice, Süryani ve Arapça yazılı sistemlerin temeli olan Aram alfabesi için erken bir temel oluşturacaktır. Bir dil olarak Aramik, Yeni Assur imparatorluğu, Yeni Babil imparatorluğu ve belki de en önemlisi İsa Mesih ve öğrencileri arasında konuşuldu. İslamiyet’in ilk yıllarında Arap Yarımadası’nda Arap alfabesi, Mısır ve Suriye’de Eski Yunan alfabesi kullanılmaktaydı. Halife Abdülmelik, resmi yazışmalarda Arap alfabesinin kullanılmasını zorunlu hale getirdi. Böylece Arap alfabesi Arabistan dışında da yaygınlaştı. Göktürk Alfabesinin en güzel örneği Orhun Yazıtlarında kullanıldığı için, Orhun Alfabesi adı ile de anılır. Dördü ünlü olmak üzere sağdan sola doğru yazılan alfabe otuz sekiz harflidir. Uygur Alfabesi de sağdan sola yazılır ve on dört harften oluşmaktaydı. *İslâmiyetten sonra Türk yazısı (Hüsn-ü Hat): phvDc9. mısır yazısı,cogu,nesnelerin resmı oldugundan rahatlıkla ayırt edilebilen 700 den fazla isaretten bir isaret ,gerek ozel bir nesneyi,gerekse belli bir sesi temsil ediyordu .hiyeroglif yazısı soldan saga yada asagıdan yukarıya yada insanların yüzleri sola donukse soldan saga,saga donukse sagdan sola ve demotique olmak uzere 2 ye ayrilir...ilk ve orta krallik zamaninda hieratique yazi kullanmislar yeni krallik 1. amenofis ile baslayan donemden itibaren demotique yaziya gecmislerdir. rosetta taşı'nın bulunmasına kadar basit bir resim yazısı olduğu sanılan, sonrasında resim yazısı olduğu kadar kimi yerde basbayağı tekil seslere dayandığı ortaya çıkan melez alfabe. atıyorum su eski mısırca olsun, işareti de astrolojideki kova gibi altalta iki zigzag olsun. sumak yazarken evvela bu işareti koyuyor başa, sonra "mak" kısmıyla ilgileniyor eski mısır'lı, modern alfabenin de temelini atıyor tabi.bkz rosetta taşı mısır hiyeroglif yazısı son derece karmaşıktı. yazıcı adı verilen kimseler, okumak ve yazmak için özel olarak eğitilmişlerdi. bu becerileri onlara güç ve saygınlık kazandırıyordu. yazıcılar tapınaklarda ya da devlet yönetiminde iyi işlere girebiliyorlardı. çoğunluk vergi de ödemiyordu yazıcılar, mürekkep ve fırça kullanarak papirus denen sazlardan yapılmış özel bir çeşit kağıda yazı yazarlardı. ayrıca ostraka olarak bilinen kırık çömlek parçlarının üzerinede yazarlardı mısırlılar, hiyeroglif yazısının daha kolay bir uyarlaması olan 2 türlü steno yazı ilki, "hieratik" tir. bu, daha kolay ve hızlı yazmayı sağlamak için bulunmuş, resimlerin, çizimileri daha basit sembollere dönüştürülmüş, karakterleştirilmiş halleridir. ikincisi ise "demotik" tir. bu; hiearik'in ileri periyodlarda kullanılan daha da basitleştirilmiş şeklidir. demotik; "halkın yazısı" anlamına gelir.bir de ptolemik periyodta kullanılan "koptik" vardır. bu ise; mısır dilinin temel yapısına sağdık kalarak fakat yunan alfabesi kullanılarak yazılan bir türdür hiyeroglif yazısı ise, tapınaklardaki ve kamusal yapılardaki kayıtlarda kalmıştır. mısırlılar, bir yazı biçimi bulan en eski uluslardan biridir. onların "alfabeleri" bizim bugün kullandığımız gibi harflerden değil, resim ve işaretlerden oluşmuştu. biz mısır yazısına "kutsal yazı" anlamına gelen hiyoroglif adı veririz. bu isim mısırlıların, yazı yazma yetilerinin onlara ilim tanrısı thoth tarafından verildiğine inanıyor olmalarından kaynaklanıyor. firavun adları kartuş adı verilen oval bir çerçevenin içine yazılırdı. binsekizyüzlü yıllarda ünlü bir fransız zat şampolyon efendinin okuyabildiği ve vasıtasıyla mısır dolaylarında tarihi bilinmezlikleri bilinir hale getirdiği resimli yazı stili. şimdi yukarıda yazdığım şampolyon kelimesinin orijinal yazılışını bulamayacak kadar üşengeç olduğum düşünülmesin. ntv hazretlerinin sitesini dolaştım ki belgesel gibi film o kanalda yayın edilmişti, oradan ötüyorum yanının adının "tarihin -yahut mısır'ın- gerçek indiana jones'ları" gibi bişiy olduğunu hatırlayarak sorguladım. lakin en ufak bir sözlüksel, sinematografik vs. ayrıntıya rastlayamadım. kanalın sitesine küfredip sözlükte zamanın ötesine taşındım... değil de başından seyretmeye başlasaymışım filmi diye dövünmedim değil. pek bir değilledim farkındayım... herif doğacak çocuğunu bile mühimsemeyip mısır hazineleri peşinde koşuyor, kral adına arkeolog olarak çalışıyor ay gene herif dedik, sakın madaratorlarımıza şikaat etmeyin, iyi bişi dedim sonra bir gün mısır'a gitme fırsatı doğuyor kendisi için. hanımı endişeler içinde "taabi ya mısır senin benden önceki aşkın" teşhisini koyuyor. o sıra şampolyon efendi evladına hiyeroglifi öğreteceğini, dünyanın en hiyeroglif bilen hanedanını kurmuşluğunu filan ifade ediyor. dediğine göre hiyeroglif mısır dışında bilinse dahi çözülecek şey değil imiş. mısıra has ikonlar. mısıra has tadlar... hay allah adamın adı nasıl yazılıyodu... son zamanlarda silinme tehlikesiyle karşı karşıya imiş, eski mısır 'ın bu müthiş yüzden de bir an önce dijital ortamda çalışmaların sürdürülmesi lazım ki, zaten bu yapılmaktaymış. bugünkü cumhuriyet 'in bilim teknoloji ekinde şöyle bir haber geçmekte;"..yeraltı suları eski yapıların duvarlarından yukarı doğru yürüyerek taşların yüzeyinde tuzdan oluşan aşındırıcı bir tabaka oluşturuyormuş. bu değerli eserler yok olma tehdidi altında olduğundan uzmanlar bunları elle kopyalamaya uğraşıyorlar. bu da yoğun emek ve zaman alan bir işlemdir. 'nihai çizimi ortaya çıkartmak yıllarımızı alıyor.' diye konuşan tenessee 'deki memphis üniversitesi 'nden peter brand şu anda luxor yakınlarındaki karnak'ta amun-re tapınağındaki hypostyle hall projesini yürütüyor. amun-re tapınağında çalışan bilimadamları fransa 'da ulusal uygulamalı bilimler enstitüsü 'nden elise meyer 'in liderliğinde bir ekip tarafından geliştirilen basit bir yazılımın bu işlemi hızlandıracağını umut sistem, hiyeroglifleri çözmek için önce nesnelerin farklı açılardan çekilen fotoğraflarını iki boyutlu hale getiriyor. bunun için havadan çekilen görüntüleri harita haline getirmekte kullanılan teknikten yararlanılıyor. daha sonra uzmanlar autocad 3d çizim programının uyumlu bir versiyonunu kullanarak hiyeroglifi kaydediyorlar. elde edilen sonuçlar, son olarak bir veritabanına yükleniyor. meyer 'in ekibi bu tekniği journal of arcaelogical science isimli dergide yayımlayacak." yıl20, sayı1016, mısır hiyeroglif yazısı, birbirinden kolaylıkla ayırt edilebilecek yüzlerce sembolden oluşur. mısır hiyerogliflerinde 700'den fazla işaret bulunmaktadır. bu yazım tarzı tapınak duvarlarında ve mezarlarda görülür. bu tarzdan başka 3 yazım tarzı daha vardır. bunlar daha çok papirüslerde hiyerogliflerin el yazısı hali olarak düşünülmelidir. katipler ve rahipler tarafından kayıt tutmak için 300 e kadar kullanılmıştır. demotik çizimlerin daha basit olduğu demotik yunanca demos - halk kelimesinden gelir günlük yazışmalarda halk tarafından kullanılmıştır. koptik hristiyan mısırlıların kıpti yunan alfebesine yaptıkları 6 harflik ilaveyle oluşan yazı. kıpti kilisesi tarafından hala kullanılır. dünyadaki ilk smiley örneklerini içerirler. ekşi sözlük kullanıcılarıyla mesajlaşmak ve yazdıkları entry'leri takip etmek için giriş yapmalısın. MÖ 2500 civarında, güneydoğu Mezopotamya'daki Sümer kent devleti Lagaş'ta Ur-Nanşe olarak bilinen bir lider iktidara geldi. Lagaş bu tarihten önceki 500 yıl boyunca Mezopotamya'da kurulan bir dizi kent devletinden biriydi ve Kral Nanşe'nin kurucusu olduğu hanedan buraya beş nesil boyunca hükmedecekti. Bu yazımızda çivi yazısından ilk alfabeye ve modern dile uzanan yolu anlatacağız. Başlamadan önce Yazının hikayesi ve tarihsel gelişimi yazımızda yazının kronolojik değişimini yazısının icat edilmesiİncelemelere göre Ur-Nanşe'nin etkisi çok geniş bir alana yayılmıştı. Bir kil tablette şöyle der "Dilmun gemileri yabancı ülkelerden ona haraç olarak kereste getiriyorlardı." Bu cümle tarihçileri çok ilgilendirmektedir, çünkü bazı bilim insanı "Dilmun"un, Basra Körfezi'ndeki İndus Vadisi'yle kültürel bir bağlantı oluşturan Bahreyn olduğuna inanmaktadır. Ancak bu tabletin ilginç olmasının çok daha önemli bir nedeni daha vardır; kesinlikle en eski yazıt olmamakla beraber, tarihi bir olayın yazıyla kaydedilmesinin ilk örneklerinden kaydı İsmi en erken tarih kayıtlarında görülen Mezopotamyalı Kral Ur-Nanşe bir tabletin üzerinde iki şekilde görülüyor Bir sepet taşırken ve oğullarıyla dayalı kültürlerin ilkini yaratan Sümerler MÖ 3500 civarında, bugünkü Irak'ta Dicle'nin taşkın ovaları boyunca yerleştiler. Çorak ama bereketli bataklıklar yavaş yavaş tarlalara çevrildi ve bir dizi kent devleti doğdu. Bunların her biri birkaç bin kişilik küçük bir şehir boyutlarındaydı. Toprak bereketliydi, ancak kentler sert taş, maden ve kereste gibi mallar için çok uzaklarla ticaret bağlantıları kurmak hikayesi ve tarihsel gelişimiYüzyıllar boyunca hiçbir kayıt tutulmadı. Tüm ortak faaliyetler; yani alışveriş savunma işleri kanal yapımı sözlere, geleneklere ve belleğe dayanılarak yürütüldü. Ancak kent yaşamı daha karmaşık hale geldikçe rahipler, hükümdarlar ve tüccarlar kayıt tutmak zorunda kaldılar. 3000 civarında Sümerler birkaç santimetrekarelik kil tabletler üzerinde rakamlardan oluşan muhasebe kayıtları izlenimler Mezopotamya'da Cemdet Nasr'da MÖ 3000'den kalma bir kil tablette birbiri ardında beş gün erzak olarak verilecek temel gıda maddeleri hemen aynı dönemde yaklaşık 1600 km ötedeki Mısır'da yazının erken biçimi doğdu, Mısır ve Mezopotamya arasında ilişki olduğuna dair bulgular vardır, bu nedenle Mısırlılar yazı yazma kavramını Sümerlerden öğrenmiş olabilirler. Ancak, onların buldukları semboller çok farklıydı. Mısırlıların hiyeroglif dedikleri resim-işaretleri önceleri taşa kazınıyordu. Daha sonra duvarlara ve Nil'deki lifli papirüs bitkisinden yapılma kağıtlara boyayla yazılmaya kalemle minicik bir izYaklaşık MÖ 3000'den itibaren Sümerlilerin minicik tabletleri, yerlerini resim taslakları gibi kol üstünde tutulan kilden levhalara bıraktı. Şehirler gelişmeye devam etti ve zaman zaman çevredeki tarım bölgelerinde yaşayanlarla birlikte nüfus varır oldu. Artık hükümdar tebasıyla doğrudan temas edemiyordu. Kayıtlar daha gelişmiş amaçlara hizmet eder tabletlerin üstündeki resimler değişmeye başladı. Islak kilin üstüne resim çizmek pis bir iş olduğundan, yazıcılar sazdan kalemlerin çivi biçimindeki uçlarıyla kile bastırıp, nesnelerin resmini kabaca çizecek şekilde üçgen işaretler yapmaya başladılar. Toplam 2000'den fazla nesneyi temsil eden ilk resimler stilize birer şekil halini aldı ve "çivi yazısı" olarak kağıt Kay isimli Mısırlı bir yazıcı oturmuş, bir papirüs tomarına yazmak üzere sistem, işaretleri ve temsil edilen nesneleri bilen topluluklarda tedarik listeleri ve satış belgeleri için iyi işliyordu. Ancak uzaktaki görevlilere verilen talimatlar, anlaşmalar ve olayların ayrıntılı anlatımı söz konusuyken eski çivi yazısı yetersiz kalıyordu. Bu noktada hem Mezopotamya'da hem Mısır'da işaretlerin bir görüntüyü değil de, bir sözcüğün sesini temsil ettiği yeni bir yazı biçimi dayanan yeni sistem resimli bir bulmaca gibi işliyordu. Çoğu dilde farklı şekilde yazılan ve farklı anlamlar taşıyan, ancak kulağa aynı gelen sözcükler vardır. Bu tür ayrımsamalar kullanılarak, sözcüklerin yan yana getirilmesiyle resmi çizilmeyecek kavramlar da ifade ağızda pek çok dilÇivi yazısında her hece, kökleri artık unutulmuş bir fiziksel nesneye dayanan bir işaretle temsil ediliyordu. Önemli olan işaretlerin simgelediği bilgi, yani sesler ve anlamlardı. "Ka" Mısır hiyerogliflerinde de kullanılan resim yazısında "ağız" anlamına gelen ortak bir işaretti. Ancak bir şeye sahip olmayı da ifade ediyordu. Yazıcılar "adamın evi" için üç işaret kullanıyorlardı. "Adam-ev-ait olmak". Tıpkı bugünkü Yeni Gine'de kullanılan karma Picin dilinde, örneğin bir kayığın burnunun, nos bilong kanu "burun ait-kano" şeklinde belirtilmesi sözcüğe IV. Ramses'in mezarında yer alan dini yazıtlarda Mısır hiyeroglif yazısından bilinen birkaç sembol karmaşık yapı daha fazla esnekliğe ve sadeliğe olanak tanıyordu. Sembollerin sayısı 600'e indi ve yazılı dil tüm modern işlevlerini yerine getirmeye hazır bir hale geldi. Sümer dünyası değiştikçe kayıtlar da hızlandı. Bir kil tablette yolsuzluğun arttığı ve hükümetin bununla nasıl başa çıktığı MÖ 2800 civarında yalnızca çok katmanlı bir toplumsal yapı geliştirmekle kalmamış, yasaları, anlaşmaları, hesapları, evlilikleri, tapuları ve edebi eserleri de kayda geçirmenin yeni bir yolunu bulmuşlardı. Tarihin ilk imparatorluğunu kuran Akadlar, Sümer kentlerini fethettiler ve yönetmek için Akad dilini kullandılar. Ancak tıpkı Latince'nin Roma'nın düşüşünden sonra da kullanılmaya devam etmesi gibi, Sümerce de yüzyıllar boyunca varlığını yazısı daha da kalıcı oldu. Bugünkü İran topraklarında yaşayan Elamlar onu kendi yazılarının yerine geçirdiler. Yazı, MÖ 1500'de Anadolu'ya geldi ve Hititler ile Hurriler tarafından kullanılmaya başlandı. MS I. yüzyılda bugünkü Irak'ta çivi yazısının bir türü hala Mezopotamya ve Mısır'da doğuşundan yaklaşık 1000 yıl kadar sonra çok uzaklarda, Himalayalar'ın ötesindeki Çin'in Sarı Irmak vadisinde bir başka yazı türü icat edildi. Bilinen en eski Çin yazıları MÖ 1600'den kalmadır. Sonraki 5000 yıl boyunca bu erken semboller pek az dış etki altında kalarak modern Çin harflerine dönüştü ve kökleri doğruca tarihe uzanan Çince, günümüzde hala kullanılan yazıların en eskisi neden o kadar önemliydi?Yazı, insan evriminin uygarlık olarak bilinen aşamasının başlıca ayırt edici unsurlarından biridir. Batı dillerinde uygarlık sözcüğü Latince civis yani "kentli" köküne dayanır. Uygarlığın gelişmesiyle insanlar etkinliklerini daha geniş alanlara yayıp bilgiyi bir kuşaktan bir kuşağa aktarmaya topluluklar büyük olasılıkla kişisel temaslarla yeterli iletişimi kurabiliyordu. Ancak nüfus hem teknolojik hem de sosyal açıdan farklılaşarak toplum çok katmanlı bir yapıya ulaştığında, kişisel temaslar artık yeterli olmadı. Karmaşık toplumsal yapılar resmi, kalıcı ve büyük ölçüde yazılı iletişimi düğüm bağlanmış İnkaların yazı sistemi yoktu, ancak bilgiyi iplerle ve düğümlerle kaydettikleri karmaşık sistemleri vardı. Kipu olarak bilinen sistemde farklı renkte 100 kadar ip kullanılıyordu. İpin, düğümün ve arasındaki mesafenin ayrı anlamları vardı. Bu sistem bugün hala geliştirilmesi insanların konuşma olmadan iletişim kurabilmelerine olanak tanıdı. Liderler artık buyruklarını uzun mesafelere kadar duyurabiliyor, habercinin belleğine güvenmek zorunda kalmıyorlardı. Nesneler, olaylar ve düşünceleri kaydedip yıllar sonra kesin bir biçimde anımsayabileceklerdi. Uygarlıkların birikmiş bilgeliği, gelecekteki nesillere de ulaşacaktı. "Tarih" icadı, toplumların daha çeşitli, farklılaşmış ve gelişmiş bir yapıya doğru gelişmesine yol açtı. Bu da hukuk, ticaret, yönetim, gıda imalatı, üretim, eğitim ve edebiyat gibi toplumun çeşitli yapıları için anlam taşıyordu."Öküz" yazmanın üç şekliMezopotamya'da yazıcılar kile bastırdıkları sazları kullanırken stilize öküz resmi yan döndü ve çivi yazısının işaretlerine dünya uygarlıkları farklı yazı biçimleri tasarlamakta çok ustaydılar. İlk yazılar bilindik nesnelerin basit çizimleri olup, bunlara resim-yazı deniyordu. Bunlar zamanla resmin aslına hiç benzemeyen daha gelişmiş şekillere öküz harfinin gelişimi; sırasıyla hiyeroglif, el yazısı hiyeroglif, hiyeratik ve "Öküz" hiyeroglifi bir resim-işaret ve iki kolla temsil edilen fonetik ka sembolünden oluşuyordu. MÖ 2500'te papirüs üstüne hızlı yazan yazıcılar şekli daha akıcı el yazısı formuna dönüştürdü. Daha sonra hiyeratik ya da "rahip yazısı" kullanılmaya başlandı. MÖ 650'de daha demotik ya da "popüler" hali öküzün yazımı; sırasıyla MÖ 1500, MÖ 1300, MÖ 200 ve Shang hanedanı döneminde "öküz" için resim-sembol kullanılıyordu. Yazı fırçasının bulunmasından sonra, işaret düz çizgilere önce kayıtlar nasıl tutuluyordu?Üzerine sayı çiziği atılmış kemik şeklindeki en eski kayıtlar yaklaşık yıl öncesinden kalmıştır. Bu kemiklerin çoğundaki işaretler dizisinin belirli bir zaman süresi içerisinde tamamlanmış olması bazı uzmanları, kemiklerin av hayvanları, sürüler, savaşçılar ya da ayın dönemleri gibi varlık ve oluşumların sayısını tutmakta kullanıldığı sonucuna götürdü. Bu kullanım tıpkı, tarih boyunca belleğe yardımcı olarak kullanılan sopaya çentik atmaya benziyordu. Hesap tutmanın daha gelişmiş yolu iplere düğüm atma şeklindeydi. Bu yöntem de Güney Amerika'da İnkalar tarafından renkli iplerden ve düğümlerden oluşan sistemi basit olmakla birlikte, kilometrekareye yayılan bir imparatorluğun yönetimine yardımcı olabilecek kadar da sembolleri, tarih öncesinde nesneleri, fikirleri ve sayısal bilgiyi aktarmak için kullanılması daha belirgin bilgiler sağladı. Bazı kızılderililer konuklarına nereye gittiklerini ve ne yaptıklarını haber vermek için çadırlarının önünde üstüne kano, geyik ve çadır şekilleri çizdikleri ağaç kabukları bırakırlardı. Bu ilkel resimlerde kolayca tanınan nesneler bulunurdu. Ancak daha gelişmiş-yazılarda simgeler soyut bir biçimde kullanılabiliyor ya da bir arada daha karmaşık düşünceleri oluşturabiliyordu. Erken Sümer yazılarında ağız çizmek aynı zamanda "konuşmak" anlamına da geliyor; bir dağ ve kadın çizmek, köleler dağlarda ele geçirildikleri için "köle kız" demek türden sistemler aktarabildikleri anlam bakımından sınırlıydı. Olanakları ve gereksinimleri gitgide büyüyen, daha ayrıntılı ve karmaşık yönergelere ihtiyaç duyan toplumlar yeni bir yazı türü hikayesi ve tarihsel gelişimiİnkaların yazı sistemi yoktu, ancak bilgiyi ipler ve düğümlerle kaydetmek için karmaşık bir yöntem geliştirmişlerdi. Kipu olarak bilinen her düzen bir ana ip ve ona bağlı, sayıları 100'e varan renkli iplerden oluşuyordu. İpin düğümünün ve düğümlerin arasındaki mesafenin ayrı ayrı anlamları vardı, ne var ki bu şifre bugün hala öncesinde insanlar tarafından kullanılan bazı kayıt yöntemleri günümüze kadar gelmiştir. Nesneleri, fikirleri ya da sayısal bilgiyi temsil eden resimyazı sembolleri XIX. yüzyılda kuzey Amerika kızılderililer tarafından hala kullanılmaktaydı. Avustralya Aborjinlerinin yaptığı üzerine çentik atılmış ya da çeşitli desenler çizilmiş sayma çubukları daha sonraları da ABC'yeAlfabeye doğru ilk adımlar sembollerin yalnızca nesneyi değil nesnenin sesini de temsil etmesiyle atıldı. Bunların bir arada kullanılmasıyla yeni sözcükler oluşturuldu. Alfabeler zamanla ilk kaynaktan uzaklaştı ve altta gösterildiği gibi farklı biçimlere Kuzey Sami, Fenike, Erken Yunan, Eski Yunan ve 1000'lerde Yakındoğu'da oluşturulan alfabe, Yunan harflerinin temelini oluşturur. Latin alfabesi de onlardan türemiştir. Alfabe kelimesi aleph öküz, beth yuva anlamına gelen ilk iki Sami karakterinden türemiştir. Yunanlılar sesli harflere bazı işaretler eklemiş ve kelimeleri soldan sağa okunacak şekilde bugünkü Rusça, Bulgarca, Ukraynaca ve Sırpça yazmakta kullanılan 43 harflik alfabe; IX. yüzyılda Yunan alfabesinden alfabesi önce Arap aleminin sonra da bütün İslam aleminin 28 sessiz harften oluşan alfabesi; bir Kuzey Sami lehçesi ve büyük olasılıkla Aramca'dan alfabesi Tevrat'ın yazısıdır. Kuzey Sami lehçesinden gelişen 22 sessiz harften oluşmaktadır ve sesli harf yoktur. Arapça gibi sağdan sola alfabesi Sanskritçe de dahil olmak üzere Hint dilinin başlıca edebi yazısıdır. 46 işaretten oluşur ve yine Sami yazısından geldiğine ne zaman bulundu?Dünyanın bütün alfabelerinin tek bir ana alfabeden, Kuzey Sami alfabesinden geldiği düşünülmektedir. Bu alfabe, MÖ 1700'de Suriye ve Filistin'de Sami dilini konuşan halklar tarafından geliştirilmişti. Alfabenin buluşundan önce yazı basit resim-yazılardan veya hece işaretlerinden oluşuyor, her işaret farklı bir heceyi temsil ediyordu. Dilde yüzlerce farklı hece kullanıldığından, bu durum yüzlerce işaretin ezberlenmesini nispeten az sayıda temel sesten oluştuğunun fark edilmesiyle bir sonraki aşamaya geçildi. Çoğu dilde bu seslerden en fazla 20 ya da 30 tanesi kullanılır. Alfabe sistemi de her ses için bir sembol kullanılmasına dayanır. Bu sembollere verilen isimler simgeledikleri nesnelerin isimleriyle sesli harflerMÖ 1050'de Fenike halkı 22 harflik bir alfabe kullanıyordu. Fenikeliler kuzeyde ve batıda Yunanistan'a güneyde Mısır'a ve doğuda Mezopotamya'ya uzanan ticaret yollarının odak noktasındaydılar. Yunanlılar onların alfabesini Avrupa'ya ulaştıracak bir dizi sesli harf eklediler. Sonuçta Batı'nın bütün alfabeleri Yunan alfabesine dayanmaktadır. Bir versiyonu Doğu Avrupa'ya geçti ve Kiril alfabesi oldu; bir diğerinden ise modern Latin alfabesi türedi. Latince yazılar MÖ 7. yüzyıldan itibaren kullanılması daha fazla insanın okuyup yazmasına yol açtı. Çivi yazısı ile hiyeroglifler yüksek eğitimli yazıcıların işiydi. Alfabenin kullanılmasıyla daha büyük bir okur yazar sınıfı doğdu. Pompei duvarlarındaki seçim yazıları, Hristiyanlığın başlangıcına gelindiğinde okuryazarlıkta ne kadar büyük artış olduğunu çözülmemiş yazılarUzmanlar eski yazıları çözmekte büyük başarı elde etseler de, bazıları hala okunamamış durumdadır. 4000 yıl önce İndus Vadisi uygarlığınca kullanılan 300 işaretli alfabe ile MÖ 5000'den 1100'e dek Girit'te kullanılan Lineer A adındaki alfabe bunlar Amerika'da Mayalar MS 250'de yaklaşık 850 resim işareti içeren karmaşık bir yazı geliştirmişlerdi. Bu işaretler günümüzdeki Maya lehçeleri arasında pek çok bağlantının bulunduğunu söylemektedir ve son yıllarda bu yazının çözülmesi konusunda ilerleme kaydedilmiştir. Çoğu filmlerde kullanılan ve hep izlerken de Yahu nasıl anlıyorlar bunu?’ diye içimizden geçirdiğimiz ama nedense hiç kalkıp da araştırıp, öğrenmediğimiz bir alfabe türüdür mors alfabesi. Mors Alfabesi 1832’de telgraf ile ilgilenmeye başlayan Samuel Morse tarafından 1835 yılında oluşturulmuş ve 1837’de kullanılmaya başlanmıştır. Modern Uluslararası Mors Kodu ise, 1848 yılında Alman Friedrich Clemens Gerke tarafından alfabesinin tanımını basitçe yapacak olursak eğer; iki çeşit sinyalin kısa ve uzun sinyal farklı kombinasyonlarının harfleri, sayıları ya da noktalama işaretlerini oluşturduğu bir haberleşme dilidir diyebiliriz. Genellikle elektrik ya da radyo sinyali kullanılarak kişiden uzak bir noktaya yazılı bir metnin ulaştırılmasında kullanılır. Kısa ve uzun sinyallerin dışında aralardaki sessizlikler de anlam taşımaktadır. Örneğin; kısa aralık harfler arasında, orta uzunlukta aralık kelimeler arasında ve uzun aralıklar ise cümleleri birbirinden ayırmakta — .-. … / — — .-. … M O R S boşluk M O R SAslında Mors Alfabesinin tek bir şeması vardır. Önemli olan bu şemayı bilmek ve çizgi ile noktaları takip ederek istenilen metni oluşturmaktır.– Mors Alfabesi Haritası –Bu Haritanın Kullanımına gelecek olursak – Öncelikle mors kodlarını dinlerken kalemi en üstteki noktaya yerleştiriyoruz. – Ardından sinyali dinlemeye başlıyoruz. Sinyalin uzunluğuna göre kalemi bir alt kademeye indiriyoruz. – Kısa sinyallerde önce aşağı sonra sola, – Uzun sinyallerde ise önce aşağı sonra da sağa doğru harekete BİR UZUN İKİ KISA SİNYAL için – İlk sinyal olan uzun sinyali duyunca kalemi aşağı ve sağa doğru kaydırın. Bunu yaptığınız anda T harfinde olmanız gerekiyor. – Daha sonra iki kısa sinyal için iki kere aşağı ve sola doğru gidilmesi gerekir. – Yani önce N’ye sonra da D harfine gelinmelidir. – Bir uzun iki kısa sinyalin karşılığı olan D harfi bir kenara not edilir ve sonraki sinyal tabloları kullanarak, günde bir kaç dakikalık çalışma ile pratiklik kazanabilirsiniz. Ve bir süre sonra farkında dahi olmadan mors alfabesine hakim olabilirsiniz. Bu süreden sonra da üstteki harita ve tabloya dahi ihtiyaç duymadan filmlerdeki mors alfabelerini siz değil, mors alfabesi sizden korksun!Yazar Ali MAZILIGÜNEY Antik Mısır'daki Önemli Simgeler ve Terimler Akhet Bu sembol, Güneş’in ortaya çıktığı ve kaybolduğu ufku temsil eder. Böylece gündoğumu ve günbatımı ufukla somutlaştırılmış ve bir mana kazanmış olur. Merkezdeki Güneş diski, “Djew” adı verilen dağ sembolünün iki tepesiyle çevrelenir ve her günün başlangıcı ve sonu, bir çift aslan olan tanrı Aker tarafından korunur. Antik Mısır’daki Yeni Krallık döneminde Hermakhet Ufuktaki Horus yükselen ve batan Güneş’in tanrısı oldu. Bu tanrı, şahin başlı ve aslan gövdeli bir sfenksle simgelenirdi. Giza’daki Büyük Sfenks bunun bir örneğidir. Amenta Yeraltı Dünyası’nı veya Ölüler Ülkesi’ni temsil eden bir figürdür. Başlangıçta Güneş’in battığı ufuk anlamına geliyordu. Daha sonra, Mısırlılar’ın geleneksel olarak ölülerini gömdüğü ve Güneş’in battığı Nil nehrinin batı yakasının sembolü haline geldi. Ankh Sonsuz yaşam sembolüdür. Tanrıların sıklıkla birbirlerinin “dudaklarına” bir Ankh’ı tuttuğu görülür; bu, “Yaşam Nefesi”nin bir sunumudur. Bu nefese, öbür dünyada ihtiyaç olunacağı düşünülür Atef Atef tacı, Osiris tarafından giyilmiştir. Yukarı Mısır’ın beyaz tacıdır ve kırmızı tüyler Osiris’in Delta’daki tapınma merkezi olan Busiris’in temsilcisidir. Ba Kişinin karakterini, kişiliğini simgeleyen, öldükten sonra bedenden ayrılan olarak ba Mısırlıların ölüm sonrası inanışına göre, beden öldükten sonra yaşamaya devam eden kişinin bir görünüşüydü. Bazen, diğer dünyadaki ka’ya katılmak için mezardan uçmakta olan kuş başlı bir insana benzetilirdi. Kanopik Kavanozlar Mumyalama işlemi esnasında iç organlar çıkarılır ve dört adet kavanoza yerleştirilirdi. Bu kavanozlar genellikle insan ya da hayvan başlı kapaklara sahipti. Kanopi kelimesi, Yunanca bir isim olan Nil deltasındaki Canopus şehrinin insan başlı yerel tanrısından gelir. Kanopik kavanozlar; kireç taşı, kaymak taşı, ahşap, çanak çömlek ve hatta kartonaj malzemeden yapılabilir. Kanopik kavanozun başları, Horus’un Dört Oğlu’na aittir. Soldan sağa Imsety; insanın karaciğernin konulduğu kavanozu korurdu. Duamutef; çakal veya vahşi köpek başlı kavanoz, midenin koruyuculuğunu yapardı. Qebekh-sennuef; Şahin kuşu ile simgelenen bu tanrının kavanozu, bağırsağın koruyucusuydu. Hapi; maymun başlı Nil tanrısı, akciğerin konulduğu kavanozu sembolize ederdi Deshret Deshret, Eski Mısır’da Aşağı Mısır’ın Kırmızı Tacının resmi ismiydi. Deshret aynı zamanda bal arısının simgesiydi. Hedjet Yukarı Mısır’ın Beyaz Tacı ile birleştirilince Pschent Çifte Taç oluştururdu. Djed Djed’in insan omurgasının bir gösterimi olduğuna inanılıyor. Kararlılık ve gücü temsil eder. Başlangıçta yaratılış tanrısı Ptah ile ilişkilendirildi ve kendisine “Soylu Djed” dendi. Osiris kültünde, Osiris’in omurgası olarak da bilinir. Bir Djed sütunu, ölen kişinin omurgasının tabutun alt kısmında kalması nedeniyle tabutunun altına resmedilirdi; böylelikle Yeraltı Dünyası’nın Tanrısı Osiris kişiyi omurgasından tanıyabilirdi. Öte dünyaya yolculuk için istikrarın bir işareti olarak da işlev görür. İkisi birden bir ayrıcalık,asillik, egemenlik ve kraliyet simgesidir. Mısır firavunları, göğüslerinin üzerinde çapraz şekilde duran ellerinde tuttukları bu iki asa ile ve tabut kapaklarında ise bu açıkça görülmektedir “Heka”, ucu kanca şeklinde olan ve genellikle maviye boyanmış bakır bantlarla güçlendirilmiş altın renginde bir asadır. “Nekhakha” ise üzerlerine boncuk dizilmiş üç şeritten oluşan bir kırbaç gibidir. Eski tarım toplumlarında sürüden uzaklaşmak isteyen hayvanları bacaklarından yakalamak için kullanılan kancalı çoban değneği şekil olarak “heka”ya çok benzer. Nitekim, hiyeroglif yazıda, kancalı sopa işareti “hükümdar olmak” anlamına gelir. “Nekhakha” ise, uygarlığın en eski dönemlerinden beri, hayvanları yola getirmek için kullanılan “çoban kırbacı”nın gelişmiş bir şekli idi. Araştırmacı yazar Jean Houston’a göre “heka”, kralın “uysal ve kuzu” yönünü, “nekhakha” ise “savaşçı ve aslan” yönünü simgeliyordu. Hedjet Beyaz taç. Yukarı Mısır’ın güney kısmını temsil ederdi Leb Bu sembol kalbi temsil eder. Mısırlılar kalbin, bilincin hatta yaşamın merkezi olduğuna inanır. Biri öldüğünde “kalbi ayrıldı” deyimini kullanıyorlarmış. Mumyalama yapılırken vücuttan çıkarılmadan kalan tek organ kalpti. Ölüler Kitabı’na göre; bir terazinin iki kefesinden birine Maat tüyü, diğerine ise kişinin kalbi konur ve terazinin dengede kalması halinde kişinin öbür dünyada Osiris’e katılmaya layık olduğu kabul edilirdi. Yani kişinin vicdanının tüy kadar hafif olması gereken bir husustu Ka Fotoğraftaki heykelin kafasının üstünde bulunan birbirine bağlı iki kol ve el. Genellikle “ruh” ya da “can” olarak ifade edilir. Bir kişi doğduğunda Ka varlığa bürünmüştür. Kıvrık boynuzlu koç başlı tanrı Khnum’un, kişinin doğumunda çömlekçinin tekerleğinde Ka’yı hazırladığına inanılır. Biri öldüğünde “kendi Ka’sıyla tanıştığı” düşünülürdü. Beden öldükten sonra da bir kişinin Ka’sı yaşamaya devam eder. Ka’nın yaşayabileceği bir yere ihtiyacı olduğu için bazı mezarlar, model evler içeriyordu. Yiyecek-içecek olarak sunulan adaklar mezar girişine konulurdu, ki böylece Ka beslenmesini yapabilirdi. Khepresh Mavi taçtır. Antik Mısır’ın sıklıkla savaş esnasında giyilen tören tacıdır. Ma'at Gerçek, adalet, ahlak ve dengeyi temsil eden ve genelde kafasında taşıdığı tüy ile sembolize edilen tanrıça. Firavunun görevi, öncelikle Maat’ı korumaktır. Bir firavun öldüğünde, Maat kaybolur ve dünya kaos,kavga ve karışıklığa sürüklenirdi. Yalnızca yeni bir firavunun taç giymesiyle birlikte, Maat yeniden iyileşmiş olurdu. Menat Bu sembol, hilal şeklinde duran boncuklu bir kolyenin ensede kalan ağır bir zıt parçasıyla birlikte gösterilmesidir. Tanrıça Hathor ve oğlu İhy’le ilişkili bir semboldür. Hathor “Büyük Menat” olarak biliniyordu. Sıklıkla Hathor’u, kendi gücünü naklettiği Menat’ı bir araç olarak kullanırken görürüz. Hathor, sevinç, yaşam, güç, doğurganlık, doğum ve yeniden doğuşun tanrıçasıydı. Yeni Krallık döneminde firavunun, Menat’ı Hathor’a teklif ettiği görülür. Bu, firavunun muhtemelen sembolik olarak tanrıçanın oğlu İhy’i temsil ettiği anlamına gelir. İlahi asimilasyon fikrinin buradaki asimilasyon; özümseme, sindirme anlamındadır yaygın olduğu Mısır’da buna başka bir iyi örnek de, bütün firavunların yeryüzünde öncelikle şahin başlı tanrı Horus’u temsil ediyor olmasıdır. Çünkü onlara göre, Mısır tahtının tek gerçek sahibi yalnızca Horus’tur. Bir firavun kendisinde vücut bulan Tanrı’yla bir olmak ve onu gerçekleştirmek durumundadır. Bu birliğin firavunda var olmasının hem metodu hem de kanıtı ise firavunun düşünceleri, sözleri ve edimleridir. Dolayısıyla, bir firavunun kendine seçtiği kraliyet isminden başlayarak hangi tanrıyı gerçekleştirmek istediğini de anlayabiliyorduk. Örneğin; Akhenaton, isminde bulunan Tanrı Aton’un suretiydi. Meşhur II. Ramses’in babası I. Seti, hayli sıradışı bir iş yaparak kötülükle bütünleştirilmiş olan Tanrı Seth’in aslında korkulmaması gereken yapıcı bir varlık da olabileceğini göstermek amacıyla bu adı almış ve bu savaşçı çöl tanrısının kötü ününü, 15 yıllık hayli başarılı hükümdarlığı ile bir nebze olsun değiştirmişti. Bu fikrin çok fazla değişikliğe uğramadan tek tanrılı dinlere de geçtiğini görebiliriz. Örneğin; halifeliği devralan Osmanlı padişahları, “Zillullah-ı fi’l-arzeyn-Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” sıfatını benimseyip kullanmışlardır. Naos Tapınak alanlarında kutsal heykellerin durduğu mihraba denir.. Ayrıca tapınak için bir terim olarak kullanılır. Normalde sert taşlı monolitik bir Naos’un içine küçük bir ahşap Naos daha yerleştirilmiştir; İçteki ikinci Naos, Geç Dönem’e özgüdür ve büyük bir özenle dekore edilmiştir Nebty Yukarı ve Aşağı Mısır’ın iki hanımıdır. Aşağı Mısır ve Nil deltasıyla ilişkili kobra tanrıçası Wadjet ve Akropol tanrıçası Yukarı Mısır’ın koruyucusu akbaba tanrıçası Nekhbet. I. Senwosret’in Beyaz Şapeli’ndeşapel hristiyan tapınağıdır bu iki kadının güzel bir görüntüsü var. Nemes Firavunlar tarafından giyilen çizgili başlığa denirdi Ushabti Kelime olarak “cevap vermek” anlamındadır. Ölenler adına ve onların yerine iş yapmaları için mezarlara yerleştirilen küçük mumya formlu heykelcikler ve figürlerdir. Yeni Krallık’ın son dönemindeki bazı mezarlarda bulunan Ushabti işçilerinin tamamı farklı işler yapmak için farklı araçlar içeriyordu. Tam bir koleksiyon, 401 Ushabti’yi kapsıyordu Yılın her günü için bir tane, artı 36 ustabaşı. Antik Mısır'ın Alfabesi Antik Mısır'da Sayılar Ra’nın ya da Osiris’i gözü olarak bilinse de bu aslen Horus’un gözüdür. Her şeyi gören, vicdanın asla kapanmayan gözü olarak bilinir. İnsanın içindeki her niyetini ve yaşamdaki her davranışını gözden kaçırmayan gayet dikkatli ve merhametsiz bir yargıcın keskin bakışını sembolize eder. Bu durum, vicdanın karşıtı olan nefsaniyetin hiç işine gelmez. Kötülüğü ve nefsaniyeti temsil eden Seth, Osiris’i öldürür. Osiris’in oğlu Horus, intikam almak üzere Seth ile savaşır. Seth, bu savaşta Horus’un her şeyi gören gözünü, yani Udjat’ı parçalar. Tanrı Toth bu parçaları bir araya getirse de eskisi gibi değildir artık. Toth bu eksikliği büyü gücü ile tamamlar ve böylece göz eski haline döner. Horus’un gözleri her daim dünyanın üstünde olan Ay ve Güneş’i temsil eder. Antik Mısır Mitolojisi’ne göre, Horus sonunda bu gözünü babası Osiris’e vererek onun kullanımına sunar. Nefsaniyetin amacı, maddenin, yani fiziksel bedenin konfor ve rahatlığını, zevk almasını sağlamaktır. Ruhun gelişimini istemez. Tüm bencilce duygular onun malıdır. En sık görülen biçimleri bencillik, üstün olmakla övünmek, yüksek mevkileri insanlığa hizmet için değil de kendi nefsi için istemek yani bencillik, başkalarını yaftalama kurnazlığı, cimrilik ve ikiyüzlülüktür. “Dünya Okulu”ndaki en büyük savaş insanın kendi nefsine karşı yapması gereken savaştır. Bu savaştaki en büyük silahı nefis denetlemesi, en büyük yardımcısı vicdanıdır. Tasavvufta buna “büyük savaş” anlamında “cihad-ı ekber” denir. Celaleddin-i Rumi bu konuyla ilgili şöyle demiştir “Suri olan surete ait, zahir put, yılan ise; nefsin putu ejderhadır.… Kendindeki şu müthiş savaşa bak! Başkalarının savaşıyla ne meşgul olup durursun!” Uraeus Yani Kobra.. Aşağı Mısır’ın amblemidir. Aynı zamanda elbette ki Güneş ve birçok Tanrı ile de ilişkilidir. Kanatlı bir Güneş diskinin her iki yanında görülen iki kobra,Antik Mısır'a göre “Ra’nın ateşli gözünü” temsil ederdi. Orta Krallık’tan başlayarak Uraeus, kraliyet üyelerinin taçlarının ya da başlıklarının üzerine takılan bir simge olarak karşımıza çıkıyor. Mısırlılar, yaklaşmaya çalışan herhangi bir düşmana kobra ateşi saçacağına inandıklarından koruyucu bir sembol olarak kullanıyorlardı. Sistrum Sistrum, Hathor kültünde kullanılan kutsal olarak görülen bir vurmalı çalgıdır. Ahşap veya metal bir çerçeveden oluşuyordu ve gevşek metal şeritler ve diskler hareket ettiğinde ses çıkarıyordu. Bu gürültünün tanrıların dikkatini çektiği düşünülüyordu. İki tip Sistrum vardı İba, basit bir halkaya benziyordu, gevşek metal çubukları ve uzun bir sapı vardı; kapalı bir at nalı Hathor’un başının üstünde Naos tapınağının şeklini almıştı. Genellikle yüksek rütbeli kadınlar tarafından taşınırdı. Sesen Lotus yani Nilüfer çiçeği, Yukarı Mısır sembolüydü. Aynı zamanda Güneş’in, yaratılışın ve yeniden doğuşun sembolü olan bitkidir. Çünkü geceleri su altında sönerek batan bu çiçek, şafak vakti yükselerek tekrar açılır. Eski bir yaratılış efsanesine göre, başlangıçta zamanın başındaki sulu karmaşadan yükselen dev bir lotus varmış. Bu devasa lotustan ilk gün, Güneş yükselmiş. SkarabeScarab Amiyane tabirle halk arasında 'bok böceği' olarak bilinen,Dışkıyla beslenen, dışkıyı top haline getirerek dönüştürme becerisi olan kabuklu bir böcektir. Fakat dış görünüşüne baktığınızda, sert kabuklu, parlak siyah, yeşil ya da gri renkte oldukça sıradan bir hayvan. Küre imal edebilen tek böcek türü. Ön ayaklarının yardımıyla dışkıdan iri bir küre yapar, bu kürenin içine yumurtalarını koyar ve küreyi başı hep doğuya dönük olarak, arka ayaklarıyla yuvasına itip gömer. Yirmi dört gün sonra, yavruları belirmeye başlayınca, küreyi topraktan çıkarıp suya götürür. Küre suda eridiği zaman da yavrular serbest kalır. Bok böceği, yönünü Samanyolu galaksisini kullanarak belirlediği bilinen tek böcek türüdür. Etraflarındaki dünyayı çok dikkatli biçimde gözlemleyen eski Mısırlılar için bok böceği, kozmik evrenin meydana getirilişini simgeleyen en yaygın kutsal sembollerden bir tanesidir. Tanrılarından biri olan Ra’nın yukarıda da bahsettiğimiz “Khepri” şeklinde vücuda gelmesidir. Peki, neden aşağıdaki ! bok böceğini, mertebe olarak en yüksek varlık olan Güneş tanrısı Ra ile ilişkilendiriyorlardı ve neden Ra’nın böcek biçimini almış olan yeryüzündeki görünümüne Khepri adını veriyorlardı? Açıklayalım Bu böceğin üreme biçimi, kendi kendini doğuran, yani kendi kendinin nedeni olan yaratıcı güç “Phtha”ın evrendeki kozmik nesneleri şekillendirerek oluşturmasını temsil ediyordu. Burada söz konusu olan güç, İslam’da sözü edildiği gibi yoktan var eden değil; “var edilen”i biçimlendiren bir güçtü. Mısır’ın hiyeroglif yazısında “olmak”, aslen “verilen biçimi alarak varlık haline dönüşmek” anlamına gelen “hpr” ya da “kheper” fiili, ayakları açık bir skarabe ile yazılıyor. Tanrı Khepri’nin adı da bu fiilden türemiştir. Ayrıca Güneş ile birlikte kullanıldığında, Güneş Sistemi’ne yaşam veren ve onu yöneten Sirius Sistemi ile ilişkisini simgeliyordu. Böceğin yumurtalarını koyduğu ve itme gücüyle yuvarladığı küre, kozmozda bir güçle yuvarlanıp giden bir ateş küresi olan ve tohumlarını Sirius’tan alan Güneş’in ta kendisi olarak görülürdü "Elfçe isminizi öğrenin" diyen çesitli web siteleri görmüştüm. İsminizi yazıp tıkladığınızda size elfçe adınızı veriyor. Maalesef onların hiçbirisi sizin elfçe isminiz değil. Hayali bir elfçe isminiz olsun istiyorsanız kendinize dilediğiniz bir elf ismini seçebilir ya da yaratabilir ve "benim elfçe ismim bundan sonra bu" diyebilirsiniz. Zaten bahsi geçen internet siteleri de bunu yapıyor yani sistemleri sağlıklı dil bilgisi kuralları üzerinden çalışmıyor. Malum atasözünün de dediği gibi "ben size balık tutmayı öğreteceğim" yani; elf alfabesi kullanarak, dil bilgisi kurallarına göre kendi isminizi kendiniz telaffuzu asla değişmeyecek yani Behçet'seniz Behçet olarak kalacaksınız ama dediğim gibi isminizi elf alfabesi kullanarak yazabileceksiniz. Göründügü kadar zor olmadığını hatta kolaylığına şaşıracağınızı garanti ediyorum. Temel olarak kullacağımız elfçe alfabemiz. İlk olarak karar vermemiz gereken konu hangi yazım stili ile yazacağımız. 2 adet yazım stilimiz var. 1 Quenya Ünlü harfleri kendinden önce gelen ünsüz harflerin üzerine yazıyoruz 2 Sindarin Ünlü harfleri kendinden sonra gelen ünsüz harflerin üzerine yazıyoruz Aralarındaki çok küçük farklılıktan ötürü ben sizlere sadece Quenya stilinde örnekler vereceğim. Örneklerimize geçiyoruz. *Öncelikle sesli harfleri yukarı ve sola kaydırıyoruz. *Harfleri uygun şekilde yakınlaştırdıktan sonra alfabemizden karşılık gelen harfleri bulup yerleştiriyoruz. *Yukarıdaki örnekte görmüş olduğunuz üzere kendisinden önce üstüne gelecek ünsüz harf bulamadığımız ünlü harfleri yükseltme çizgisi kullanarak yazıyoruz. Son olarak elfçede yanyana geldiğinde farklı yazılan bazı harfler vardır. Aşağıda hem harfleri tanıtalım hem de bir örnek ile bunu pekiştirelim. Kendi estetik anlayışınıza göre yazımı daha şık hale getirmek tamamen sizin elinizde. ve Tolkien'e bize böylesine farklı dünyalar sunduğu için bir kez daha teşekkürler... Kaynak

mısır alfabesi ile isim yazma