bRzc. 1221 Son Güncelleme 1420 Haber Kaynağı AA Anayasa Mahkemesi'nin, boşanan kadınların çocuklarına kendi soyadlarını vermelerinin önünü açan kararının ardından, eşlerinden ayrılan anneler lehine bir karar da Yargıtay'dan çıktı. Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuruya ilişkin kararında, çocuğuna kendi soyadını vermek isteyen kadın haklı bulanarak, kadının çocuğuna soyadını verememesinin eşitlik ilkesine aykırı olduğu vurgulanmıştı. Bu kez de Yargıtay, çocuğunun velayetini alan annenin yurt dışına çıkışta boşandığı eşinden izin alma zorunluluğu bulunmadığına karar verdi. "Yurt dışına çıkarması, velayet hakkını kullanmasının doğal sonucu" İzmir'de eşinden boşanan kadın, velayetini aldığı çocuğuyla yurt dışı gezisine gitmek istedi. Kadın, babasının izni olmadığından çocuğunu yurt dışına çıkaramadı. Boşandığı eşinin çocuğunu yurt dışına götürmesini engellemek isteyen baba, velayet düzenlemesi davası açarak, velayet kapsamında, "yurt dışı gezilerinde baba izninin aranması"nı istedi. Davayı kabul eden İzmir 6. Aile Mahkemesi, velayet şartları arasına "yurt dışı gezilerinde baba izninin aranması"nın da eklenmesine hükmetti. Kararın anne tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı görüşenYargıtay 2. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin kararını bozdu. İstemin reddedilmesi gerektiği vurgulanan kararda, "Velayet hakkı kendisinde bulunan eşin, velayet hakkını kullanmasının doğal sonucu olarak ortakçocuğu yurt dışına çıkarması, boşandığı eşinin muvafakatine bağlı değildir" hükmüne yer verildi. Kayıtsız Üye Forum Okuru 1 hangi durumlarda çocuğun velayeti babaya verilir Eşimden ayrılıyorum ve çocuğumu yanıma almak istiyorum ama genelde çocuğu anneye hangi durumlarda babaya verilir ? 2 Annenin çocuğun baba ile kişisel ilişkisini engellemesi, çocuğun aile bağlarını özellikle gelişmesini kötü etkileyecek davranışlar içerisinde bulunması durumunda velayet babaya verilebilir. Hakim çocuğu dinleyip, şartlarınızı değerlendirerek velayetin değiştirilip değiştirilmemesi konusunda karar verecektir. Yine çocuğun anne yanında kalmasının bedeni, fikri, ahlaki gelişmesine engel olacağı yönünde ciddi ve inandırıcı deliller bulunması gerekir, meydana gelecek tehlikelerin varlığını ispat yükü karşı tarafa aittir. Aksi takdirde anne şefkatine muhtaç çocuğun velayetinin babaya bırakılması yasaya aykırıdır. aliaktan55 Forum Okuru 3 Annenin şefkati yoksa. ! ! ! Çocuklu eşlerin boşanması söz konusu olduğunda, eşler arasında velayet konusunda bir anlaşmaya varılamadığında, bu konudaki karar, mahkeme tarafından alınmaktadır. Velayet aslında bir temsil, çocuğu koruma kollama, bakım, gözetim, söz hakkı, eğitim, terbiye, yetiştirme, gibi çocuk üzerinde ana ve baba tarafından kullanılan birtakım hakları kapsamaktadır. Çocuk üzerinde ebeveynlerin sahip olduğu bu geniş hakkın boşanma durumda nasıl kullanılacağı sorusuna Türk Medeni Kanunu madde 336/2 yanıt vermektedir. Anılan yasa hükmü gereğince, ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hâli gerçekleşmişse hâkim, velâyeti eşlerden birine verebilmektedir. Yazı İçeriği1. Çocuğun Üstün Yararı2. Çocuğun Yaşına Göre Velayet Hakkı 3. Velayete Karar Verilirken Göz Önünde Bulundurulan Diğer Hususlar4. Çocuğun Görüşü Alınarak Velayet Hakkı Tesisi5. Anne ve Babanın Taleplerine Göre Velayet 6. Velayet Hakkının Kötüye Kullanılması 7. Velayet Konusunda Tarafların Anlaşması Çocuğun velayeti konusunda kendisine takdir yetkisi tanınmış olan hakimler, çocuğun velayetinin kime verileceğine karar verirken esas unsur olarak çocuğun üstün menfaatini göz önünde bulundurmaktadırlar. Hakimler tarafından çocuğun menfaati değerlendirilirken, hangi ebeveynin çocuğa daha iyi bir gelecek sağlayacağı, çocuğun kimi tercih edeceği ya da çocuğun ihtiyaçlarını kimin daha iyi karşılayacağı gibi unsurlar göz önüne alınarak değerlendirme yapılmaktadır. 1. Çocuğun Üstün Yararı Boşanma davaları süresince çocuğu etkileyecek her türlü karar çocuğun üstün yararı çerçevesinde mahkemece verilmektedir. Boşanma talebiyle mahkemeye başvuran eşler yaşanılan stresli süreç sebebiyle çocuk için doğru karar vereyemeyebilir. Bu sebeple çocuğu ilgilendiren tüm hususlarda hakim, öncelikle çocuğun üstün yararını gözeterek karar vermektedir. Nitekim, velayet davasında da hakim, çocuğun gelişimi, bakımı, psikolojisi için hangi ebeveynin yanında kalmasının çocuk için daha yararlı olacağına karar vermelidir. Yalnızca boşanma davası sonucunda değil boşanma davası sürecinde de tedbir kararları oldukça önemlidir. Bilindiği üzere bazı çekişmeli boşanma davaları oldukça uzun sürebilmektedir. Bu sebeple boşanma davası sürecinde de çocuğun psikolojisinin kötü etkilenmemesi için hakim tedbir kararı kapsamında bu süreçte çocuğun kimle kalacağına karar verir. Aşağıda çeşitli hallere göre velayetin kime verileceği açıklanmış olup tüm bu hallerin çocuğun üstün yararı çerçevesinde şekillendiğini belirtmekte fayda olduğunu düşünmekteyiz. 2. Çocuğun Yaşına Göre Velayet Hakkı Hakim tarafından velayetin kime verileceğine karar verilirken dikkate alınacak hususlarda bir diğeri ise çocuğun yaşıdır. Zira, henüz anne bakımına muhtaç olan bir çocuğun anneden alınarak babaya verilmesi, çocuğun sağlığı ve kişisel gelişimi açısından çocuğa büyük zararlar verebilecektir. Dolayısıyla, küçük çocuğun velayetinin kime verileceği konusunda toplumdaki genel kanı, çocuğun bu dönemde anne şefkatine daha fazla ihtiyaç duyduğudur. Buna göre; 0 – 3 Yaş Aralığındaki Çocuğun VelayetiTürk Hukuku uygulamasında, 0 – 3 yaş arasındaki çocukların anne bakım ve şefkatine mutlak olarak muhtaç oldukları kabul edilmektedir. 3 yaşına kadarki çocuğun velayetine karar verilirken, annenin işinin, evinin, kazandığı miktarın ve hatta yaşam tarzının herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Yargıtay, istikrarlı olarak verdiği kararlarda, bu yaşlardaki çocukların velayetinin anneye bırakılmasını hükme bağlamaktadır. 3 – 6 Yaş Aralığındaki Çocuğun VelayetiÇocuğun yaşının 3 ila 7 arasında olması halinde ise, çocuğun annenin bakım ve şefkatine daha az muhtaç olduğu görülmektedir. Ancak, bu dönemleri yaşayan bir çocuğun da anneden alınarak babaya verilmesi istisna teşkil etmektedir. Örneğin, annenin çocuğun sağlığına zarar vermesi, çocuğa bakmaktan aciz olması, annenin sağlığının kötü durumda olması gibi sebepler halinde, çocuğun velayeti anneden alınarak babaya verilebilir. Burada hakim, annelik veya babalık duygularının tatmininden öte çocuğun menfaatini dikkate alarak bir karar vermektedir. 6 – 12 Yaş Aralığındaki Çocuğun Velayeti6- 12 yaş okul çağında olan çocukların velayetinin belirlenmesinde yaş yine önem arz etse de, burada tarafların çocuğa sunacakları maddi imkanlar da ön plana çıkmaya başlamaktadır. Bu noktada hâkimin değerlendirmesinde dikkate alacağı en önemli husus, hangi eşin çocuğa daha iyi bir eğitim ve gelecek sağlayabileceği olacaktır. 6-12 yaş döneminde bulunan bir çocuğun velayeti hakkında karar verilmeden önce, mahkeme, uzman bir pedagog aracılığıyla çocuğu dinleyecek ve bu şekilde çocuğun fikrine de başvurmuş olacaktır. Ancak, velayetin kime verileceği konusunda, kanun tarafından hâkime geniş takdir yetkisi tanındığından, çocuğun fikri de hâkim için bağlayıcılık teşkil etmeyecek, hâkim yine çocuğun menfaati doğrultusunda karar verecektir. 12 Yaş Üstü Çocukların Velayeti12 yaş ve üzeri dönemlerde, çocukların belirli bir olgunluğa eriştiği ve kendilerini istedikleri biçimde ifade edebilecekleri düşünülmektedir. Bu genel kanı karşısında, hakimler de çocukların kendilerini rahatlıkla ifade edebileceklerini, yanında kalmak istedikleri ebeveynlerini seçebileceklerini düşündüklerinden, çocukları dinleyerek velayeti tayin edebilmektedirler. Ülkemizin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre, 12 yaşını tamamlamış çocukların velayeti hakkında karar verilmesinden önce, mahkemenin bu çocukları dinlemesi gerektiği kabul edilmiştir. 3. Velayete Karar Verilirken Göz Önünde Bulundurulan Diğer Hususlar Çocuğun CinsiyetiVelayet tesisinde çocuğun cinsiyeti tek başına belirleyici olmasa da araştırmalar gereğince ve bazı durumların varlığı halinde çocuğun cinsiyetinin de velayet kararında etkisi olabilmektedir. Çeşitli araştırmalar sonucunda; kız çocuklarının anneyi, erkek çocuklarının ise babası rol model aldıkları bilinmektedir. Fakat iki ebeveynin de sorumluluk sahibi birer insan olduğu varsayımında çocuğun cinsiyeti ne olursa olsun çocuk iki ebeveynle de yeterli vakit geçirebilmelidir. Örneğin; baba figürü kız çocuklarının özgüvenine ve sosyal ilişkilerinde takındığı tavra doğrudan etki etmekteyken aynı şekilde anne sevgisi ve ilgisi erkek çocuklarının duygusal gelişimi açısından oldukça önemlidir. Her aile yapısı, her ebeveyn ve her çocuk farklı olduğundan hakimin objektif karar vermesinde çocuğun cinsiyeti de önemli bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Çocuğun EğitimiEbeveynler boşansa dahi çocuğun eğitim hayatına dair tüm sorumluluklar yine ebeveynlerin üzerindedir. Bu sebeple bu ödevi layıkıyla yerine getirebilecek ebeveyne velayet hakkı verilir. Velayete sahip ebeveyn veli olarak vazifelerini yerine getiremez ise velayetin değiştirilmesine de karar verilebilir. Çocuğun Sağlık DurumuHakimin velayet hakkına karar verirken göz önünde bulunduracağı diğer bir husus ise çocuğun sağlık durumudur. Lakin çocuğun özel bir sağlık problemi var ise çocuğun tedavisi ve bakımını üstlenebilecek ebeveyne velayet verilmelidir. Çocuğun KardeşleriMerak edilen diğer bir husus ise birden fazla çocuğun varlığı halinde akıbetin ne olacağıdır. Ebeveynler hangi çocuğun kimde kalmasına karar verseler dahi çocukların üstün yararları doğrultusunda kardeşlerin birbirlerinden ayrılmaması daha sağlıklı olacaktır. Boşanmanın olumsuz etkileri sebebiyle hali hazırda etkilenmiş çocukların, kardeşlerinden ayrılması psikolojilerini daha kötü etkileyebilecek bir durumdur. Nitekim Yargıtay kararlarında da genel görüş kardeşlerin ayrılmaması ve çocukların velayetinin tek bir ebeveynde olması gerektiği yönündedir. Çocuğun Yaşam AlanıHakimlerce velayet kararı verilirken göz önünde bulundurulan önemli hususlardan birisi de çocuğun alışmış olduğu yaşam alanıdır. Velayet kararı verilirken çocuğun hayatında meydana gelebilecek değişikliklerin en aza indirgenmesi amaçlanmaktadır. Nitekim çocuğun yaşadığı yer, okuduğu okul, arkadaş çevresi bu süreçte korunması gereken alanlarıdır. Tahmin edilebileceği üzere çocuklar için bu denli büyük değişimler oldukça stresli olabilmekte ve pikolojilerini olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Şayet çocuğun alıştığı yaşam alanı onun için yararlı bir ortam ise hakimlerce alıştığı ortamı korumaya yönelik kararlar verilmektedir. 4. Çocuğun Görüşü Alınarak Velayet Hakkı Tesisi Ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerden olan Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin ilgili maddelerinde iç hukuk kapsamında yeterli idrak yetisine sahip olan çocuklara kendileri ile ilgili davalarda görüşlerini paylaşması ve görüşlerin göz önünde bulundurulması öngörülmektedir. Söz konusu durum yargımızda yerini bulmuş olup çocukların kendileri ile ilgili davalarda görüşü hali hazırda alınmaktadır. Fakat yukarıda da bahsettiğimiz üzere hakimin öncelikli olarak çocuğun üstün yararını gözetmesi gerekmektedir. Çocuk her ne kadar idrak yeteneğine sahip olsa da ebeveynleri tarafından etkilenip baskı altında kalarak görüş bildirebilirler. Bu sebeple çocukların beyanları göz önünde bulundurulur fakat esas olan çocuğun üstün yararıdır. 5. Anne ve Babanın Taleplerine Göre Velayet Hakim velayete ilişkin düzenlemelere karar verirken ebeveynlerin taleplerini de göz önünde bulundurmaktadır. Örneğin velayeti istemeyen bir ebeveyne velayetin verilmesi çocuğun üstün yararını zedeleyecek niteliktedir. Ebeveynlerden ikisinin de velayeti istememesi halinde hakim 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu kapsamında çocuğun devlet koruması altına alınmasına karar verir. Velayetin kime verileceğine karar verilirken hakim ebeveynlerin çocuk ile bağını da göz önünde bulundurur. Bu konunun tespiti yapılırken uzman bilirkişilerden ve pedagoglardan da görüşünü alabilir. Uzmanlar çocuğun iletişiminin ve bağının hangi ebeveyn ile daha yoğun olduğu konusunda görüş bildirir. Hakim ise bu görüşler doğrultusunda velayetin kime bırakılacağına karar verir. Evlilik birliği içerisinde çocuk ile ilgilenmeyen yahut eşini ve çocuğunu terk eden eşe velayet hakkı verilmez. Bunun yanında ebveynlerin sağlık durumları da oldukça önemlidir. Çocuğun bakımı, korunması ve eğitiminden kaynaklanan sorumlulukları yerine getiremeyecek boyutta sağlık problemlerine sahip ebeveyne velayet hakkı verilmez. Çocuğun velayetinin fiziksel ve ruhsal olarak daha sağlıklı olan ebeveyne verilmesi çocuğun üstün yararının sağlanması için daha yararlı olacaktır. Tarafların ekonomik durumu ve ahlaki değer yargıları da hakimin vereceği kararı etkileyebilecek hususlardandır. Nitekim tarafların boşanma sebebi de bu iki hususa dayanıyor ise kusurlu taraf velayeti verilmesi düşünülemez. 6. Velayet Hakkının Kötüye Kullanılması Boşanma sonucunda yahut boşanma davası süresince tedbiren kendisine velayet hakkı verilmiş olan eş velayet hakkı verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişki kurma hakkını ihlal edebilecek nitelikte hareketlerde bulunabilir. Bu durumda velayet hakkının kötüye kullanılması durumu ortaya çıkacaktır. Bu durumda hakimin müdahalesi talep edilebilir. 7. Velayet Konusunda Tarafların Anlaşması Anlaşmalı yahut çekişmeli boşanma davalarında velayetin hakkının kimde olacağına taraflar karar verebilmektedir. Fakat verilen kararın hakim için herhangi bir bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Hakim çocuğun üstün yararı kapsamında eşler arasında verilen kararın çocuk için daha yararlı olduğuna karar verir ise eşlerin talebine uygun bir karar verebilir. Fakat hakim ebeveynler tarafından yapılan anlaşmanın çocuğun yararına olmadığına kanaat getirir ise kabul etmeyecektir. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ ESAS NO 2015/404 KARAR NO 2015/14250 KARAR TARİHİ >BABA HÜKÜMLÜ VESAYET ALTINDA, ANNE VELAYETİ İSTEMEMESİ, VASİNİN ÇOCUĞA BAKAMAYACAK OLMASI, VELAYETİN KALDIRILMASI KARARI VERİLMESİ GEREKTİĞİ. TEMYİZ EDEN Davalı Vasisi Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, vasi tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle davalı erkeğin vasisine tarihli ön inceleme duruşmasında tanık bildirmek ve tanıklar için gider avansı yatırmak için 2 haftalık kesin süre verildiği halde gider avansının yatırılmadığından, davalı erkeğin tanıklarının dinlenmemesinde bir isabetsizlik bulunmadığının anlaşılmasına göre davalı erkeğin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2-Tarafların boşanmalarına karar verilmiş olmakla ortak çocukların velayetinin düzenlenmesi gerekmektedir. Ortak çocuk Ahmet Can'ın velayetini davacı anne istemediğini bildirmiş, davalı vasisi de küçüğe bakamayacağını temyiz dilekçesinde beyan etmiştir. Davalı babanın ise ceza evinde hükümlü olarak kaldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece velayetin taraflara verilmesine yer olmadığına şeklinde hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde “ortak çocuk Ahmet Can'ın velayetinin düzenlenmesine yer olmadığına, şeklinde hüküm tesisi doğru olmamış ise de bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün bu bölümünün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekmiştir HUMK madde 438/7. SONUÇTemyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple 5. bendinde yer alan “velayetinin düzenlenmesine yer olmadığına” sözcüklerinin hükümden çıkarılmasına, yerine “velayetinin taraflara verilmesine yer olmadığına” sözcüklerinin eklenmesine, hükmün bu bölümünün düzeltilmiş şekliyle, hükmün temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. YARGITAY 18. HUKUK DAİRESİ ESAS NO2013/19922 KARAR TARİHİ 4721 S. K. m. 336, 404 İhbar dilekçesinde, babası ölen küçük E. K.'a vasi tayin edilmesi istenilmiştir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm ihbar eden idare tarafından temyiz edilmiştir. YARGITAY KARARI Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü Görele Nüfus Müdürlüğünün ihbar yazısı ile doğumlu E. K.'a 404. maddesi gereğince vasi atanması istenilmiş, mahkemece küçük Erol'un annesinin sağ olduğu ve vasi atanamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; dava dışı Y. D. ile E. K.'ın evliliğinden tarihinde küçük E. K.'ın doğduğu, anne ile babanın Bakırköy 4. Aile Mahkemesinin 2012/968 Esas 2012/936 Karar sayılı ilamıyla boşandıkları, küçük E.'un velayetinin babası E.'a verildiği, ancak baba E. K.'ın tarihinde vefat ettiği anlaşılmaktadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 336/3. fıkrasında; velâyetin, ana ve babadan birinin ölümü hâlinde sağ kalana, boşanmada ise çocuğun kendisine bırakılan tarafa ait olacağı; 404/1. fıkrasında ise; velâyet altında bulunmayan her küçüğün vesayet altına alınacağı düzenlenmiştir. Boşanma sonucunda velayet kendisine verilmiş olan tarafın babanın ölümü nedeniyle, velayet kendiliğinden diğer tarafa anneye geçmez. Velayet hakkındaki hükümler kamu düzenine ilişkin olup, aslolan ergin olmayan çocukların velayet altında bulunmasıdır. Bu nedenle sağ olan anneye ihbarda bulunulması, velayete talip olduğunu açıklaması halinde bu konuda aile mahkemesinde dava açması için süre verilmesi, dava açıldığı takdirde velayet hakkındaki davanın sonucunun beklenmesi, annenin velayeti istememesi veya açtığı davanın olumsuz sonuçlanması durumunda dava tarihi itibariyle velayet altında bulunmayan küçük E. K.'a vasi tayini ile ilgili bir karar vermek gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. SONUÇ Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, gününde oybirliği ile, karar verildi. YARGITAY 18. HUKUK DAİRESİ ESAS NO2014/3547 KARAR TARİHİ 4721 S. K. m. 404, 426, 431, 439 6100 S. K. m. 114 1086 S. K. m. 439 DAVA Dava dilekçesinde, kayyım atanması istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm kayyım adayı tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü KARAR Kocaeli 1. Aile Mahkemesinin 2013/264 esas sayılı dosyasında devam eden evlat edinmede ana ve baba rızasının aranmaması davasında mahkemece küçük U.'a kayyım atanması ihbar edilmiş, mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar kayyım adayı tarafından görevden kaçınma yönünden temyiz edilmiştir. Vesayet hakkındaki hükümler kamu düzenine ilişkindir. Türk Medeni Kanununun 431. maddesi uyarınca vasinin atanması usulüne ilişkin kurallar kayyım atanmasında da uygulanır. Dosyadaki bilgi ve belgelerden, hakkında kayyım atanması istenilen küçük U., anne N. ile evlilik içi doğum ve babalık karinesi gereği koca Z. üzerine kayıtlıdır. U.'un ana ve babanın boşanmalarından sonra doğduğu, nüfus kayıtları içeriğinden boşanma sonucu Türk Medeni Kanunu'nun 336/son maddesi uyarınca velayet düzenlemesinin yapılmadığı, aynı Yasanın 342/1. maddesi uyarınca veli sıfatını taşıyan yasal temsilcisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 114/1-d maddesi uyarınca tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları dava şartlarından olup, bu husus kamu düzeniyle ilgilidir. Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırmakla yükümlü olup, usulünce taraf teşkili sağlanmadan davanın esası hakkında karar verilemez. Taraf teşkili sağlanmadan yargılama konusu uyuşmazlık hakkında karar verilmesi halinde, usul hükümlerinin açıkça ihlali söz konusu olduğundan, HUMK'nun 439/2. maddesine göre temyiz incelemesinde re'sen nazara alınarak kararın bozulmasına karar verilebilir. Mahkemece, davanın kamu düzenini ilgilendirmesi, Türk Medeni Kanunu'nun 404/ göre vesayet makamının kendiliğinden el koyma, araştırma, inceleme, karar verme yetki ve görevinin bulunması, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33. maddesi uyarınca hukuki nitelemenin hakime ait olması da dikkate alındığında davanın; Türk Medeni Kanunu'nun 404. maddesi uyarınca vasi atanması davası olarak görülmesi gerektiği, aslolan velayet olduğundan ana ve babaya davanın ihbar edilerek velayeti isteyip istemedikleri hakkında beyanlarının alınması, istemeleri durumunda dava açmaları için süre verilerek sonucunun beklenmesi ve kayyım atanması davasının velayet sahibi olan ana ya da baba huzuru ile görülerek usulüne uygun olarak taraf teşkilinin sağlanması, aynı Yasanın 426/2. maddesi uyarınca Kocaeli 1. Aile Mahkemesinin 2013/264 sayılı dosyasında küçük ile yasal temsilcinin menfaatinin çatıştığı da gözetilerek davanın kabul edilmesi, velayeti istememeleri ya da dava açmamaları halinde ise vasi atanması yoluna gidilerek, 2013/264 esas sayılı dosyada küçüğün vasi vasıtasıyla temsilinin sağlanması gerekirken eksik hasım ve inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi HUMK'nun 439/2. maddesi uyarınca doğru görülmemiştir. SONUÇ Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile şimdilik diğer yönleri incelenmeksizin hükmün gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere gününde oybirliği ile, karar KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ. Velayet ; reşit olmayan çocukların haklarının tümünü ifade eden ve Türk Medeni Kanunu’nda altıncı ayrımda düzenlenen bir kurumdur. Türk Medeni Kanunu’nun 335 ve devamındaki maddelerde düzenlenen velayet, boşanma davalarında çoğu zaman temel sorunu teşkil etmektedir. Nitekim ayrılma aşamasında olan anne ve baba, çocuklarının geleceğini kendilerinin tesis etmesini arzu etmekte, buna binaen Aile Mahkemelerinden çocuklarının kendilerine verilmesini ve sorumluluklarının kendilerine bırakılmasını talep etmektedir. Türk Medeni Kanunu’nun 335. maddesine göre ; ergin olmayan çocuk, ana ve babasının velayeti altındadır, yasal sebep olmadıkça velayet ana ve babadan alınamaz’ denilmektedir. Madde metninin devamında da hangi şartlarda velayetin anne ve babadan alınacağı belirtilmiştir. Şayet anne ve baba evli ise velayet her ikisi tarafından birlikte kullanılacak, evli değillerse velayet anne tarafından kullanılacaktır. Tabii ki bir boşanma davası sürecinden geçilmiş olup bu dava neticesinde velayet babaya verilmiş ise bu takdirde velayet hakkı babada olacaktır. Velayet Hakkının Kapsamı Velayet, çocuğun yaşamsal hakları üzerindeki sorumluluğu tanımlamaktadır. Peki velayetin kapsamı nedir ve ne kadar genişletilebilir ? Türk Medeni Kanunu’nun 339. maddesine göre velayetin kapsamı şu şekilde ifade edilmiştir Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygularlar. Çocuk, ana ve babasının sözünü dinlemekle yükümlüdür. Ana ve baba olgunluğu ölçüsünde çocuğa hayatını düzenleme olanağı tanırlar, önemli konularda olabildiğince onun düşüncesini göz önünde tutarlar. Çocuk, ana ve babasının rızası dışında evi terk edemez ve yasal sebep olmaksızın onlardan alınamaz. Çocuğun adını ana ve babası koyar’ denilerek madde metninde ve devamında önemli noktalara vurgular yapılmıştır. Eğitim Velayet altındaki çocuğun eğitimi de önemli bir husus olup bu hususun kimler tarafından gerçekleştirileceği de ailenin yükümlülüğündedir. Nitekim TMK’nın 340. maddesine göre ana ve baba, çocuğu olanaklarına göre eğitirler ve onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişimini sağlar ve korurlar’ denilerek kanunkoyucu tüm sorumluluğun ana ve babada olduğunu kanunlaştırmıştır. Bunun yanı sıra çocuğun normal eğitiminin yanı sıra dini eğitiminde de sorumluluk yine ana ve babaya aittir. Çocuğun Temsil Edilmesi Bazı durumlarda çocuğun, 3. kişilere karşı hukuki ve yaşamsal zeminde temsili gerekmektedir. Nitekim henüz ergin olmayan çocuk, bazı durumlarda haklarını savunabilecek durumda ve bilgide olmayabilir. İşbu nedenle bazı platformlarda temsile ihtiyaç duyulmaktadır. Buna binaen Türk Medeni Kanunu’nun 342. maddesi bu hususu düzenlemiş olup şu ifadeleri kullanmıştır Ana ve baba, velayetleri çerçevesinde üçüncü kişilere karşı çocuklarının yasal temsilcisidirler. İyiniyetli üçüncü kişiler, eşlerden her birinin diğerinin rızasıyla işlem yaptığını varsayabilirler.’ Görüldüğü üzere bazı hukuki zeminlerde çocuğun işlem yapabilme ehliyeti yoktur. Bu noktada devreye velayet hakkına sahip anne ve baba girmektedir. Peki ergin olan çocuğun velayet altında iken aileyi temsil yeteneği söz konusu olabilir mi ? Türk Medeni Kanunu’nun 344. maddesi çerçevesinde bazı hallerde çocuk ailesi adına hukuki işlemler yapabilmektedir. Maddeye göre velayet altındaki çocuk, ayırt etme gücüne sahip ise ana ve babanın rızasıyla aile adına hukuki işlemler yapabilir; bu işlemlerden dolayı ana ve baba borç altına girer’ denilerek çocuğun aileyi temsil etme imkanı sağlanmıştır. Velayetin Kaldırılması Velayeti ana ve babada olan çocuğun çıkarlarının korunması bakımından hakim bazı hallerde velayetin kaldırılmasına karar verebilir. Bu sebepler Türk Medeni Kanunu’nun 348. maddesinde şu şekilde sıralanmıştır Ana ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, özürlü olması, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerden biriyle velayet görevini gereği gibi yerine ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması. Bu iki halin varlığı halinde esasen hakim öncelikli olarak bazı önlemler almakla yükümlüdür. Şayet hakim, alınabilecek önlemlerin yetersiz olacağına dair bir kanı içerisinde ise velayet ilişkisini önlem almadan da sonlandırabilecektir. Türk Medeni Kanunu’nun 348. maddesi de bu şekilde bir düzenleme getirmiş olup hakime bu hususta geniş takdir yetkisi verilmiştir. Çocuk için alınabilecek önlemler Türk Medeni Kanunu’nun 347. maddesinde iki ana başlık halinde sıralanmıştır. Koruma önlemleri ve çocukların yerleştirilmesi üst başlıkları ile düzenlenen önlemler şu şekildedir Çocukların Yerleştirilmesi Çocuğun bedensel ve zihinsel gelişmesi tehlikede bulunur veya çocuk manen terk edilmiş halde kalırsa hakim, çocuğu ana ve babadan alarak bir aile yanına veya bir kuruma yerleştirebilir. Çocuğun aile içinde kalması ailenin huzurunu onlardan katlanmaları beklenemeyecek derecede bozuyorsa ve durumun gereklerine göre başka çare de kalmamışsa, ana ve baba veya çocuğun istemi üzerine hakim aynı önlemleri Önlemleri Çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeye düştüğü takdirde, ana ve baba duruma çare bulamaz veya buna güçleri yetmezse hakim, çocuğun korunması için uygun önlemleri alır. Türk Medeni Kanunu’na buradan ulaşabilirsiniz. BOŞANMA DAVASI NETİCESİNDE VELAYET HAKKI Boşanma davalarında eşlerin uzlaşamadıkları konularında başında müşterek çocukların veya çocuğun velayeti gelmektedir. Nitekim eşler, çocuklarını diğer eşe vermemek adına gerekli hukuki ve sosyal girişimlerini sürdürürler. Fakat ülkemizde gerek yargı kararları gerekse de kanunlar neticesinde hangi hallerde velayetin kime verileceği hemen hemen anlaşılabilir bir husustur. Örnek vermek gerekirse ; henüz yetişme döneminde olan ve yaşı küçük olan çocukların velayet hakları çok yüksek oranla anneye verilmektedir. Nitekim küçük yaşlardaki çocuğun anne şefkatine ihtiyaç duyduğu kabul edilecek ve yetişmesinde annenin katkısının çok büyük olması gibi kıstaslar ele alınarak velayet hususu takdir edilecektir. Hakim, velayetin kimde kalması gerektiğini tayin ederken çocuğun çıkarlarını göz önünde bulundurmalı ve buna göre karar vermelidir. Nitekim velayet hakkına sahip olan ebeveyn yukarıda da bahsettiğimiz üzere çocuğun temel yaşantısına şekil verecek, hem eğitim hem de öğretim hususlarında tek söz sahibi olacaktır. İşbu nedenle velayet hakkının tayini çok büyük önem taşımaktadır. Fakat bugün ; yoğunluklu olarak anneye verilen velayet hakkı ancak ve ancak annenin kötü bir yaşam sürmesi halinde babaya verilmektedir. Buna ilişkin olarak verilmiş Hukuk Genel Kurulu kararı çok büyük önem taşımaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2010/683 K. sayılı Kararı şu şekildedir Taraflar arasında evlilik birliğinin davalı/karşı davacı annenin ağır kusuru ile son bulduğu hususlarında uyuşmazlık bulunmadığı açıktır. Ne var ki doğumlu T’nin yaşı dikkate alındığında annenin yakınlığına ve şefkatine muhtaç bir yaşta olduğu, benliğinin geliştiği bu yaşlarda ana yoksunluğunun derin izler bırakılabileceği gözetilerek velayetin anneye bırakılması uygun olacaktır. Öte yandan davalı/karşı davacı annenin çocuğa karşı kötü davranışı ve istismarı da kanıtlanamamıştır. Hal böyle olunca ; çocuğun ananın bakım ve şefkatine muhtaç olması yanında, ana ile kalmasının bedeni, fikri ve ahlaki gelişmelerine engel olacağı yönünde ciddi ve inandırıcı hiçbir delil bulunmadığı gibi hemen meydana gelecek bir tehlikenin de varlığı kanıtlanamadığından, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 182, 136/2. maddeleri uyarınca küçüğün babanın velayetine bırakılması çocuğun yararına olmadığına göre, aynı hususlara işaret eden ve Hukuk Genel Kurulunca benimsenen Özel Daire bozma ilamının velayete ilişkin 2 numaralı bendine uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usül ve yasaya aykırıdır. ’ Hukuk Genel Kurulu’nun vermiş olduğu karar velayet hakkına ilişkin çok büyük önem taşımaktadır. Nitekim bu karar incelendiğinde boşanmaya sebep olan olay ile velayetin birbirinden bağımsız sonuçlara gebe olduğu anlaşılacaktır. Yukarıdaki karar incelendiğinde boşanmaya sebep olan annedir. Fakat bu husus velayetin anneye verilmesine engel teşkil etmemektedir. Çünkü velayet hakkı karara bağlanırken mühim olan çocuğun çıkarları ve anne şefkatine ihtiyaç duyup duymamasıdır. Velayet hakkı ancak ve ancak annenin çocuğa karşı kötü davranışının ispatı ile el değiştirebilecektir. Boşanma davası ile ilgili detaylı yazımıza buradan ulaşabilirsiniz. Velayet Hakkı Sahibinin Yeniden Evlenmesi Boşanma davası neticesinde velayet hakkı verilen anne veya baba yeniden evlenirse velayet hakkında bir değişiklik meydana gelebilir mi ? Kural olarak velayet hakkı sahibi anne veya baba, yeniden evlenmesi durumunda velayet hakkını kullanmaya devam edecektir. Şayet bu evlilik çocuğun yaşantısında olumsuz bir etki yaratacak ise ilgililer başvuruda bulunarak velayet hakkının kendilerine verilmesini veya çocuğa bir vasi tayin edilmesini talep edebilirler.

velayeti annede olan çocuğun babaya gitmek istememesi