Dul ve fakirlere yardım eden kimse, ALLAH yolunda cihad eden veya gündüzleri nafile oruç tutup, gecelerini nafile ibadetle geçiren kimse gibidir * [Buhârî – Müslim] كُلُّ ابْنِ آدَمَ خَطَّاءٌ وَخَيْرُ الْخَطَّائِينَ التَّوَّابُونَ * Her insan hata eder.Hata işleyenlerin en hayırlıları tevbe edenlerdir * [Tirmizî - hadîsi şerîfte görüleceği üzere Allah Teâlâ bizim şeklimize, kalıbımıza değil, kalblerimize bakar, niyetlerimize değer verir. Abdullah İbni Ömer’in âlim ve zâhid oğlu Medine’nin yedi fakihinden biri olan Sâlim, halife Ömer İbni Abdülazîz’e yazdığı mektupta şöyle demişti: “Şunu iyi bil ki, Allah Teâlâ’nın kuluna yardımı, kulun niyeti kadardır. Hadîs- Hadis kitapları Kütüb-ü Sitte Hadis Ansiklopedisi - İbrahim Canan Fasillar hadislerin kategorilerine göre tasnif edilmis halidir. Tikladiginiz basliklardan ilgili kategoriler ve hadisleri okuyabilirsiniz AF VE MAĞFİRET BÖLÜMÜ (1:8) ALEMİN YARATILIŞI BÖLÜMÜ (1:21) ALLAH`IN SIFATLARI BÖLÜMÜ (1:4) ARİYET BÖLÜMÜ (1:5) AV BÖLÜMÜ (3:11) AZAD MÜDEBBER KILMA Hazi 14:18 16dk okuma. Muhammed suresi okunuşu ve anlamı yoğun ilgi görüyor. Sure Medine’de, Bedir Savaşı’ndan sonra ve Kuran üzerinde anlama çabası gütmedikten sonra Arapça bilmek, Kur’an’ı anlamanın ve dini bilmenin garantisi değildir. Ben nice insanlar biliyorum ki, Arapça kitapları çok rahat okuyabildikleri halde, Kur’an ve sünnet bilmezler, yani dini HaberlerYaşam Haberleri İnşirah Suresi Arapça Okunuşu ve Türkçe Anlamı - İnşirah Suresi Oku, Dinle, Meali ve Faziletleri Giriş Tarihi: 3.10.2020 11:09 Dgs91u. Kırk Hadis 40 Hadis, kainata tüm mucizeleriyle ve eşi benzeri olmayan özellikleriyle gelerek Cenab-ı Hakk'ın imtihandan geçirdiği insanların bilerek veya farkında olmadan çeşitli hatalara sürüklenmesini ve yanlış işlere bulaşıp kötü amel işlemesini önlemek maksadıyla ağzından döküldüğü ışık tutan sözlerden ibarettir. Peygamberimiz kulların hayatının önemli bir parçası haline getirmesini ve her koşulda bu sözleri esas alarak uygulamasını istediği Kırk Hadis 40 Hadis, insanların Allah-u Teala'nın cennetine nail olmasını sağlayacak Kuran-ı Kerim'den sonra en önemli ikinci kaynak olarak karşımıza çıkmaktadır. Hem dünya hayatını Hz Muhammed sözlerinde yer alan salih ameller doğrultusunda şekillendirmek hem de ahiret hayatına sağlam bir yatırım yaparak cenneti garanti altına almak isteyen kulların yararlanabileceği Kırk Hadis 40 Hadis nedir? İslam Dininin temelini oluşturan ve şüphesiz kulların en hayırlı-doğru davranışlarda bulunarak yüce yaratıcının rızasını kazanmak noktasında muazzam bir fırsat tanıyan Kırk Hadis 40 Hadis nasıl okunur, hadisi şerif sözleri? KIRK HADİS 40 HADİS NASIL OKUNUR? 1- "Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar." Buhârî, cenâiz 92; Ebû Dâvut, sünne 17; Tirmizî, kader 5 2- "Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların emin olduğu kimsedir. Muhâcir de Allah'ın yasakladığı şeyleri terk edendir." Buhari, Bedu'l-vahy, 4. 3- ''İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.'' Müslim, Fedâil, 66; Tirmizî, Birr, 16 4- ''Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.'' Tirmizî, İlim, 14. 5- ''İki göz vardır ki, cehennem ateşi onlara dokunmaz Allah korkusundan ağlayan göz, bir de gecesini Allah yolunda nöbet tutarak geçiren göz.'' Tirmizî, Fedâilü'l-Cihâd, 12. 6- ''Mü'min kardeşinle münakaşa etme, onun hoşuna gitmeyecek şakalar yapma ve ona yerine getirmeyeceğin bir söz verme.'' Tirmizî, Birr, 58. 7- ''Bizi aldatan bizden değildir.'' Müslim, Îman, 164. 8- "Kim bir kavme benzerse, o da onlardandır." Ebû Dâvûd, Libâs, 4. 9- "Allah, her işte ihsanı güzel davranmayı emretmiştir.'' Müslim, Sayd ve Zebâih, 57. 10- "Kul bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta oluşur. Bundan vazgeçip tövbe ve istiğfar ettiği zaman kalbi parlar. Günahtan dönmez ve bunu yapmaya devam ederse siyah nokta artırılır ve sonunda tüm kalbini kaplar. Allah'ın Kitabında 'Hayır! Doğrusu onların kazanmakta oldukları kalplerini paslandırmıştır.' Mutaf Zikir Hakkında Âyet ve Hadisler Zikir, Allah’ı anmaktır. Kur’ân’ın sarih emirlerindendir. “Beni anın, ben de sizi anayım…” Bakara, 2/152, “…Allah’ı çokça zikredin ki, felaha eresiniz.” Enfal, 8/45 ayetleri, bu konudaki pek çok ayetten sadece ikisidir. Peygamberimiz buyuruyor لَاحَوْلَ وَلَا قُوَّةَ اِلَّا بِاللّٰه zikrini çok ediniz. Zîrâ, o, cennetin hazînesidir.” Buhârî, Deavât, 50 “Sana arşın altındaki cennet hazinesinden bir kelime söyleyeyim mi? “Günahlardan korunmaya güç yetirmek ve taate kuvvet bulmak, ancak Allah’ın tevfik ve yardımıyladır.” kelimesidir. Kul bunu söyleyince Kulum hakkı teslîm etti ve benden onu selâmette kılmamı istedi» der.” “Ben bir söz biliyorum ki kul onu kendisine ölüm gelince söylerse ruhu cesedinden çıkarken ruhuna bir başka ferahlık geldiğini görür. Ve o söz kıyamette onun için nur, aydınlık olur. O söz لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ Allah’dan başka ilah yoktur.” sözüdür.” Bkz. İbn Hanbel, I, 37; Râmûzü’l-ehâdis “Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– “İmânınızı dâima yenileyiniz” buyurdu da “– Yâ Rasûlallah imânımızı nasıl yenileyeceğiz?” diye suâl olundu. Cevaben لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ zikr-i şerifini çok yapınız, buyurdu. İbn Hanbel, II, 359; Hâkim, IV, 285/7657 “– Bir kul ihlâs ile لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ derse, bu hiç bir hicaba takılmadan yükselir. Allah’a vâsıl olunca Allah bunu söyleyene nazar eder. Allah bu tevhîd getirene nazar etdi mi onu rahmetine dâhil etmesi Allah’ın hakkıdır.” Tirmizî, Deavât, 86 “Yâ Muâz, günde kaç defa Allah’ı zikrediyorsun? On bin defa” Lâ ilâhe illallah” diyerek mi? Bak sana bazı kelimeler öğreteyim, bu onbin defa demenden senin için daha kolaydır. Şöyle de “Allah’ın kelimeleri adedince Lâ ilâhe illallah. Yarattıkları adedince Lâ ilâhe illallah, Arş ağırlığınca Lâ ilâhe illallah. Semâlar dolusu lâ ilâhe illallah. Bunlarla berâber bunların mislince lâ ilâhe illallah. Bunlarla beraber bunların mislince Allahu ekber. Bunlarla beraber bunların mislince elhamdülillah”. Böyle dersen ne bir melek sevabını yazmağa takat getirebilir, ne de bir başkası.” Ali el-Müttâkî, I, 442/1910 “Dünyâ lezzetini ve eğlencesini terkedip de gençliğiyle beraber Allah’ın tâatına yönelen gence Allah Teâlâ yetmiş iki sıddîkin ecrini verir ve ona şöyle hitâb eder “Ey şehvetini terkederek gençliğini benim uğrumda feda eden genç! Sen benim yanımda bazı meleklerim gibisin!” Tirmizî, Zühd, 53, Tuhfetü’z-Zakirîn, 241 “Ne ben, ne de benden evvelki nebiler tesbîhinden daha efdal bir kelime ile tesbîh etmemişlerdir.” Ali el-Müttâkî, no 2015 “Yâ Hafsa! Çok konuşmaktan sakın. Söylenen şey zikrullah olmadıkça kalbi öldürür. Fakat Allah’ın zikrini çok yap. İşte bu kalbi diriltir.” Ali el-Müttâkî, no 1896 “Allah Teâlâ şöyle buyuruyor “Ey Âdem oğlu, fecirden ve asırdan sonra bir saat beni zikret, bunların arasına ben kefilim.” Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no 6055 “Muhakkak ki Allah Teâlâ’nın doksan dokuz ismi vardır. Kim bunları bellerse cennete girer.” Esmaül Hüsna Okunuşu Ve Anlamı اَللّٰهْ Allah Varlığı zorunlu olan ve bütün övgülere layık bulunan zâtın husûsî ve en kapsamlı ism-i şerifi. اَلرَّحْمٰنُ er-Rahmân Bütün mahlûkâta merhamet eden, hepsine de nîmetler veren. اَلرَّح۪يمُ er-Rahîm Pek ziyâde merhamet edici, bilhassa mü’minlere rahmet eden. اَلْمَلِكُ el-Melik Görünen ve görünmeyen alemlerin sahibi. اَلْقُدُّوسُ el-Kuddûs Hatâdan, gafletten, aczden ve her türlü eksiklikten münezzeh/çok uzak ve pek temiz. اَلسَّلَامُ es-Selâm Her çeşit ârıza ve hâdiselerden sâlim kalan, her türlü tehlikelerden kullarını selâmete çıkaran, Cennet’teki bahtiyar kullarına selâm eden. اَلْمُؤْمِنُ el-Mü’min Gönüllerde îman ışığı yakan, kendine sığınanlara eman verip onları koruyan, rahatlatan, güven veren, vaadine güvenilen. اَلْمُهَيْمِنُ el-Müheymin Kâinâtın bütün işlerini gözetip yöneten ve koruyan. اَلْعَز۪يزُ el-Azîz Yenilmeyen yegâne gâlip. اَلْجَبّٰارُ el-Cebbâr Kırılanları onaran, eksikleri tamamlayan, yaratılmışların hâlini iyileştiren, irâdesini her durumda yürüten, dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olan, hüküm ve iradesine karşı gelinmek ihtimali bulunmayan. اَلْمُتَكَبِّرُ el-Mütekebbir Her şeyde ve her hâdisede büyüklüğünü gösteren, azamet ve yüceliğini izhâr eden. اَلْخَالِقُ el-Hâlık Her şeyin varlığını ve varlığı boyunca görüp geçireceği halleri, hâdiseleri tayin ve tesbit eden ve ona göre yaratan, yoktan vâr eden. اَلْبَارِئُ el-Bâri’ Eşyâyı ve her şeyin âzâ ve cihazlarını birbirine uygun bir hâlde yaratan, bir örneği olmaksızın canlıları yaratan. اَلْمُصَوِّرُ el-Musavvir Tasvîr eden, her şeye bir şekil ve hususiyet veren. اَلْغَفَّارُ el-Ğaffâr Mağfireti pek bol olan. Dilediği kullarını da günahlardan koruyan. اَلْقَهَّارُ el-Kahhâr Her şeye, her istediğini yapacak surette gâlib ve hâkim. اَلْوَهَّابُ el-Vehhâb Çeşit çeşit nimetleri devamlı bağışlayıp duran. Her zaman, her yerde ve her şeyi karşılık beklemeden çok çok ve bol bol veren. اَلرَّزَّاقُ er-Rezzâk Yaratılmışlara, faydalanacakları şeyleri ihsân eden, bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratıp veren. اَلْفَتَّاحُ el-Fettâh Her türlü müşkülleri açan ve kolaylaştıran, iyilik kapılarını açan, hakemlik yapan. اَلْعَل۪يمُ el-Alîm Her şeyi hakkıyla ve çok iyi bilen. اَلْقَابِضُ el-Kâbıd Sıkan, daraltan, rızkı daraltan, canlıların rûhunu alan. اَلْبَاسِطُ el-Bâsıt Açan, genişleten, rızkı bollaştıran, ruhları bedenlerine yayan. اَلْخَافِضُ el-Hâfıd Yukarıdan aşağıya indiren, alçaltan, zillete düşüren. اَلرَّافِعُ er-Râfi’ Yukarı kaldıran, yükselten, yücelten. اَلْمُعِزُّ el-Mu’izz İzzet ve şeref veren, ağırlayan. اَلْمُذِلُّ el-Müzill Zillete düşüren, hor ve hakîr eden. اَلسَّم۪يعُ es-Semi’ Hakkıyla işiten. اَلْبَص۪يرُ el-Basîr Hakkıyla gören. اَلْحَكَمُ el-Hakem Hükmeden, hakkı yerine getiren, hükmünü eksiksiz icrâ eden. اَلْعَدْلُ el-Adl Mutlak adâlet sahibi, aşırılığa meyletmeyen. اَللَّط۪يفُ el-Latîf En ince işlerin bütün inceliklerini bilen, nasıl yapıldığına nüfuz edilemeyen en ince şeyleri yapan, yaratılmışların ihtiyacını en ince noktasına kadar bilip, sezilmez yollarla karşılayan. اَلْخَب۪يرُ el-Habîr Her şeyin iç yüzünden, gizli taraflarından haberdar olan. اَلْحَل۪يمُ el-Halîm Suçluların cezâsını vermeye gücü yettiği hâlde onlara yumuşak davranan ve cezâlarını geriye bırakan. Allah, gazabda acele etmez, mühlet verir, yaptıklarına pişman olup tevbe edenleri affeder, ısrar edenler hakkında ise artık hüküm kendisine kalmıştır. اَلْعَظ۪يمُ el-Azîm Bütün büyüklüklerin sâhibi. Zâtının ve sıfatlarının mâhiyeti anlaşılamayacak kadar ulvî. اَلْغَفُورُ el-Ğafûr Mağfireti çok olan, bütün günahları bağışlayan. Allah, istediği kusurları insanların gözünden gizlediği gibi, melekût âlemi sâkinlerinin gözünden de gizler. اَلشَّكُورُ eş-Şekûr Kendi rızâsı için yapılan sâlih amelleri, daha ziyâdesiyle karşılayan, az tâat karşılığında çok büyük dereceler veren, sayılı günlerde yapılan amel karşılığında âhiret âleminde sonsuz nimetler lûtfeden. اَلْعَلِيُّ el-Aliyy Her hususta, her şeyden yüce olan. Her şey kendisinin dûnunda, emrinde ve hükmü altında olan. اَلْكَب۪يرُ el-Kebîr Büyüklükte kendisinden daha büyüğü düşünülemeyen, bütün büyüklükler kendisine mahsus olan. اَلْحَف۪يظُ el-Hafîz Yapılan işleri bütün tafsilâtıyla tutan, her şeyi belli vaktine kadar âfât ve belâlardan saklayan, koruyup gözeten. اَلْمُق۪يتُ el-Mukît Her yaratılmışın azığını ve gıdasını tayin eden, azıkları beden ve kalblere gönderen. اَلْحَس۪يبُ el-Hasîb Herkesin hayatı boyunca yapıp ettiklerinin, bütün tafsilât ve teferruatıyla hesabını iyi bilen, her şeye ve herkese her ihtiyacı için kâfi gelen, onları hesaba çeken. اَلْجَل۪يلُ el-Celîl Celâdet, azamet ve heybet sâhibi, celâl sıfatları ile muttasıf. اَلْكَر۪يمُ el-Kerîm Keremi, lütuf ve ihsânı bol, her türlü fazilete sahip olan. اَلرَّق۪يبُ er-Rakîb Bütün varlıklar üzerinde gözcü, bütün işler murakabesi altında bulunan. اَلْمُج۪يبُ el-Mücîb Kendine duâ edip yalvaranların isteklerini işitip cevab veren, onları cevapsız bırakmayan. اَلْوَاسِعُ el-Vâsi’ Geniş ve müsaadekâr. Allah’ın ilmi, ihsânı, rahmeti, kudreti, af ve mağfireti geniştir ve her şeyi kaplamıştır. اَلْحَك۪يمُ el-Hakîm Bütün emirleri ve işleri hikmetli, yerli yerinde ve sağlam olan. اَلْوَدُودُ el-Vedûd İyi kullarını seven, onları rahmet ve rızâsına erdiren. Sevilmeye ve dostluğa lâyık yegâne varlık. اَلْمَج۪يدُ el-Mecîd Zâtı şerefli, efâli güzel olan, her türlü övgüye lâyık bulunan. اَلْبَاعِثُ el-Bâis Ölüleri diriltip kabirlerinden kaldıran; gönüllerde saklı olanları meydana çıkaran. اَلشَّه۪يدُ eş-Şehîd Her zaman ve her şeyi gözlemiş olarak bilen, her yerde hâzır ve nâzır olan. اَلْحَقُّ el-Hakk Fiilen var olan, mevcûdiyeti ve uluhiyeti gerçek olan, varlığı hiç değişmeden duran. Hakikaten vâr olan yalnız O’dur. اَلْوَك۪يلُ el-Vekîl Usûlüne uygun şekilde, kendisine tevdi edilen işleri en güzel şekilde neticelendiren, güvenilip dayanılan, tevekkül edilen. اَلْقَوِيُّ el-Kaviyy Çok kuvvetli, her şeye gücü yeten, kudretli. اَلْمَت۪ينُ el-Metîn Çok sağlam, kuvveti çok ve şiddetli olan. اَلْوَلِيُّ el-Veliyy İyi kullarına dost olan, yardım eden. اَلْحَم۪يدُ el-Hamîd Ancak kendisine hamd ü senâ olunan, bütün varlığın diliyle biricik övülen, medhedilen. اَلْمُحْص۪ي el-Muhsî Her şeyin sayısını ve miktarını tek tek ve bütün ayrıntılarıyla bilen. اَلْمُبْدِئُ el-Mübdi’ Mahlûkatı maddesiz ve örneksiz olarak ilk baştan yaratan. اَلْمُع۪يدُ el-Mu’îd Yaratılmışları yok ettikten sonra tekrar yaratan. اَلْمُحْي۪ el-Muhyî Hayat veren, can bağışlayan, sağlık veren. اَلْمُم۪يتُ el-Mümît Canlı bir mahlûkun ölümünü yaratan, öldüren. اَلْحَيُّ el-Hayy Dâimâ diri; her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten. اَلْقَيُّومُ el-Kayyûm Gökleri, yeri, her şeyi ayakta tutan. Bir şeyin kıyâmı, yani, bir varlık sâhibi olarak durabilmesi neye bağlı ise, onu veren. Her şeyin varlığı kendisine bağlı olup kâinatı idare eden. Her şey Hak ile kâimdir. اَلْوَاجِدُ el-Vâcid Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, müstağnî; istediğini, istediği vakit bulan. Kendisi için lüzumlu olan şeylerin hiç birinden mahrum olmayan. اَلْمَاجِدُ el-Mâcid Kadr ü şânı büyük, kerem ve semâhati bol. اَلْوَاحِدُ el-Vâhid Tek. Zâtında, sıfatlarında, işlerinde, isimlerinde, hükümlerinde asla şerîki/ortağı, nazîri/benzeri ve dengi bulunmayan. اَلصَّمَدُ es-Samed Hâcetlerin bitirilmesi, ızdırapların giderilmesi için tek merci’, ihtiyaç ve dileklerde kendisine müracaat edilen, arzu ve bütün istekler kendisine sunulan, kimseye ve hiçbir şeye muhtaç olmayan. اَلْقَادِرُ el-Kâdir İstediğini, istediği gibi yapmaya gücü yeten. اَلْمُقْتَدِرُ el-Muktedir Kuvvet ve kudret sâhipleri üzerinde istediği gibi tasarruf eden. اَلْمُقَدِّمُ el-Mukaddim İstediğini ileri geçiren, öne alan. اَلْمُؤَخِّرُ el-Muahhir İstediğini geri koyan, arkaya bırakan. اَلْاَوَّلُ el-Evvel Her varlıktan mukaddem olan, başlangıcı olmayan. اَلْاٰخِرُ el-Âhir Varlığının sonu olmayan. اَلظَّاهِرُ ez-Zâhir Âşikâr olan, kat’î delillerle bilinen. اَلْبَاطِنُ el-Bâtın Gizli olan; duyu organları ile idrâk edilemeyen, mâhiyeti bilinemeyen. اَلْوٰالى el-Vâlî Mahlûkatın işlerini yoluna koyan, bu muazzam kâinatı ve her an meydana gelen hâdisatı tek başına tedbîr ve idare eden, kâinâtın hâkimi. اَلْمُتَعَال۪ى el-Müteâlî Yaratılmışlar hakkında aklın mümkün gördüğü her şeyden, her hal ve tavırdan pek yüce ve pek münezzeh. İzzet, şeref ve hükümranlık bakımından en yüce, aşkın. اَلْبَرُّ el-Berr Kulları hakkında kolaylık isteyen; iyilik ve bahşişi çok olan, vaadini yerine getiren. اَلتَّوَّابُ et-Tevvâb Kullarını tevbeye sevkeden, tevbeleri çokça kabûl edip, günahları bağışlayan. اَلْمُنْتَقِمُ el-Müntekım Suçluları, adâleti ile müstehak oldukları cezaya çarptıran. اَلْعَفُوُّ el-Afüvv Affı çok. Hiçbir sorumluluk kalmayacak şekilde günahları affeden, kökünden kazıyan. اَلرَّؤُۧفُ er-Raûf Çok re’fet ve şefkat sâhibi. مَالِكُ الْمُلْكِ Mâlikü’l-Mülk Bütün mülkün mâliki ve hâkimi. Allah Teâlâ mülkün hem sâhibi, hem hükümdârıdır, mülkünde dilediği gibi tasarruf eder. ذُو الْجَلَالِ وَالْاِكْرَامِ Zü’l-Celâli ve’l-İkrâm Hem büyüklük ve azamet, hem de fazl u kerem sâhibi. اَلْمُقْسِطُ el-Muksit Bütün işlerini denk, birbirine uygun ve yerli yerinde yapan. Adâlet sâhibi. Mazlûma acıyıp zâlimin elinden kurtaran. اَلْجَامِعُ el-Câmi’ İstediğini, istediği zaman, istediği yerde toplayan. Birbirine benzeyen, benzemeyen ve zıd olan şeyleri bir araya getirip tutan. Kıyâmet günü hesâba çekmek için mahlukatı toplayan. اَلْغَنِيُّ el-Ğaniyy Çok zengin ve her şeyden müstağnî. اَلْمُغْن۪ي el-Muğnî İstediğini zengin eden, tatmin eden. اَلْمَانِعُ el-Mâni’ Dilemediği şeyin gerçekleşmesine müsaade etmeyen, kötü şeylere mâni olan. اَلضَّآرُّ ed-Dârr Elem ve zarar verici şeyleri yaratan. اَلنَّافِعُ en-Nâfi’ Hayır ve menfaat verici şeyleri yaratan, fayda veren. اَلنُّورُ en-Nûr Âlemleri nurlandıran; istediği sîmalara, zihinlere ve gönüllere nûr bahşeden, nûr kaynağı. اَلْهَاد۪ى el-Hâdî Hidâyeti yaratan, yol gösteren, murada erdiren. اَلْبَد۪يعُ el-Bedî Örneksiz, misalsiz, acîb ve hayret verici âlemler îcad eden. Zâtında, sıfatında, fiillerinde, emsâli görülmemiş olan. اَلْبَاق۪ي el-Bâkî Varlığı devamlı olan, sonu olmayan. اَلْوَارِثُ el-Vâris Servetlerin geçici sâhipleri elleri boş olarak yokluğa döndükleri zaman servetlerin hakikî sâhibi olan. اَلرَّش۪يدُ er-Reşîd Bütün işleri ezelî takdîrine göre yürütüp, bir nizam ve hikmet üzere âkıbetine ulaştıran; her şeyi yerli yerine koyan, en doğru şekilde nizâm veren. اَلصَّبُورُ es-Sabûr Çok sabırlı. Buhârî, Deavât, 68; Tirmizî, Deavât, 83; Hâkim, I, 62 “Allah bana yeter. O ne güzel vekildir.” Zikri bütün korkan kimselerin emniyetli sığınağıdır. Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no 3715 Kuvvet-i îmân ve îkan ile bu zikr-i şerîfin tekrarına ve tilâvetine devam olunsa, mal ve can üzerine gelmesi melhuz olan musibet ve tehlikelerden insanı mahfuz kılar. Bu zikr-i şerîfe devam edilirse biiznillahi teâlâ şiddet ve musibetler ferahlık ve sürûra tebdil olunur. Mânâsı; “Başka bir ilâh yok; ancak el-Hakîm, el-Kerîm Allah var. Başka bir ilâh yok; ancak el-Aliyyü’l-Azîm Allah var. Başka bir ilâh yok, ancak yedi semânın ve çok şerefli Arş’ın sahibi Allah var.” “Günahlardan korunmaya güç yetirmek ve taatle kuvvet bulmak ancak Allah’ın tevfik ve yardımıyladır” kelime-i tayyibesi doksan dokuz illete devâ olur. Bu illetlerin en hafifi hüzün ve kederdir.Hâkim, I, 727 “Cennet bahçelerine uğradığınız zaman meyvelerinden istifade ediniz” buyurmakla, “Cennet bahçelerinin nereler olduğu” sual olundu. Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– de “– Allah’ı zikretmek için teşekkül eden halkalardır” buyurdu. Tirmizî, Deavât, 82/3510 “Kelime-i Tevhîd, yani لَااِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ kelime-i azîmesi asl-ı îmânı tevlîd etdiği için zikirlerin efdali اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ diyerek Cenâb-ı Hakk’a hamdetmek de, O’nun sonsuz ni’metlerini artırmaya medar olduğu için duâların efdalidir.” Tirmizî, Duâ, 9/3383 “Kıyamette Allah yanında en faziletli olan kullar, Cenâb-ı Hakk’ı çok zikredenlerdir.” Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağir, no 1279 “Cenâb-ı Hakk’ı zikre o kadar ihtimam ediniz ki, münafıklar sizi gördükleri zaman İşte mecnûnun biri» desinler.” İbn Hanbel, III, 68 “Muhakkak her şeye cilâ verecek bir âlet vardır. Kalbin cilâsı ise Allah’ı zikretmektir. Azâbdan necat için zikrullah gibi bir şey olamaz. Velev ki kılıncın kırılıncaya kadar Allah yolunda muharebe edesin.” Ali el-Müttâkî, no 1848 “Benim gözlerim uyur, lâkin kalbim uyumaz.” Buhârî, Menâkıb, 24 Yani “zikrullahtan bir lahza gâfil olmaz.” “Zikrin hayırlısı hafî olanı, rızkın hayırlısı da kâfi mikdarda olanıdır.” İbn Hanbel, I, 172 “İki dudaktan dışarı çıkan bir söz yayılır” ifadesine göre, dil ile yapılan cehrî zikir, insanın sağ ve solunda bulunan meleklerle, ondan hiç ayrılmayan şeytan tarafından işitileceğinden dolayı, hafî zikir kadar efdal olamaz. “Allah’ı zikretmek kalblerin şifasıdır. Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no 4330 Cenâb-ı Hakk’ı kalb ile zikretmek, hased, riya, kibir gibi emrâz-ı kalbiyyeyi izâle edip kalbi Allah’ın sevdiği vasıflarla ihya etmesi cihetiyle bizzat şifâdır. “Zikir sadakadan hayırlıdır.” Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no 4350 “Şeytan Âdemoğlunun kalbine nüfuz için istilâ eder. Fakat kul kalbiyle Cenâb-ı Hakk’ı zikredince ümidsiz olarak geri çekilir. Kul Allah’ı unutur unutmaz hemen kalbini istilâ ederek vesvese vermeğe başlar.” Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no 4972 “Cenâb-ı Allah buyurmuştur ki Ey Âdemoğlu! Sen beni zikrettiğin müddetçe bana şükretmiş olursun. Beni unuttuğun müddetçe hakkımı unutmuş, nankörlük etmiş olursun.” Heysemî, X, 82 “Hiç bir cemâat zikrullah için cem’ olup dağılmadı ki, zikirleri sebebiyle Cenâb-ı Hakk tarafından af ve mağfiret ile tebşîr olunmasınlar, kendilerine “Zikrinizden dolayı mağfiret olunmuş olarak kalkınız” denilmesin. Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no 7777 “Allah’ı çok zikreden kimse nifaktan beri olur.” Beyhakî, Şuab, I, 414 Yâni kesret-i muhabbetinden dolayı Allah’ı çok zikreden ve kalbi zikrullah’tan hiç gafil olmayan kimse münâfıklıkdan uzak olur. “Allah’ı çok zikreden kimseyi Allah Teâlâ sever.” Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no 8510 “Zikir, farz olmayan oruçtan efdaldir.” Ali el-Müttâkî, no 1859 “Cenâb-ı Allah buyurmuştur ki “Bir kul, beni zikredeceğinden dolayı kendi ihtiyacını istemeye fırsat bulamazsa ben ona ihtiyâcını istemeden evvel in’âm ve ihsan ederim.” Ali el-Müttâkî, no 1873 “Cenâb-ı Hakk’ın âyet-i celîlesini, sonsuz ni’metlerini ve ahvâl-i âhireti tefekkür gibi ibâdet olamaz. Kalblerinizi de murakabeye alıştırınız.” Ali el-Müttâkî, no 5709, 44135 “Cenâb-ı Hakk’ın velîleri o kimselerdir ki görüldükte Allah hatıra gelir.” Heysemî, X, 78 “Cenâb-ı Allah’ı sevmenin alâmeti Allah’ı zikretmeyi sevmektir. Allah’ı sevmemenin alâmeti Allah -azze ve celle- Hazretleri’nin zikrini sevmemektir.” Beyhakî, Şuab, I, 367 “Cenâb-ı Allah’ı kullarına sevdiriniz ki, Allah da sizi sevsin.” Taberânî, VIII, 90 Yani, Cenâb-ı Hakk’ın dünyâda ihsan etdiği sıhhat, a’zâ ve cevârıh, rızık ve maîşet gibi sayılıp bitirilmesi mümkün olmayan sonsuz ni’metleri ile, mevt, kabir, haşr, hisâb, sırat hengâmelerinde mü’minler için va’d eylediği rahmetlerini, bunlardan gafil bulunan kullarına hatırlatarak ve öğüd vererek muhabbetlerini uyandırmaya sa’y ve gayret ediniz. “Cenâb-ı Allah’ın senin vesilenle bir kimseyi hidâyete ulaştırması, senin için üzerine güneş doğan her şeyden daha hayırlıdır.” Hâkim, III, 690 Yani ondan hâsıl olacak ecir o kadar büyüktür. Tezkiye-i nüfûs ve tasfiye-i kulûb için insanlara, ümmetime tebliğ için sünnetimi beyân eden kırk hadîs-i şerif hıfz edip mahallinde sarfeden kimseyi kıyamet gününde şefaatime dâhil ederim.” Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağir, no 8637 “Beyt-i Mükerremi elli defa tavaf eden kimse günahlarından çıkar, temizlenir, anasından doğduğu gün gibi olur.” Tirmizî, Hac, 41/866 “Bir kimse Cenâb-ı Hakk’ı zikreder de, haşyetullah’tan dolayı göz yaşları yere dökülünceye kadar ağlarsa Allah Teâlâ ona kıyamet gününde azâb etmez.” Hâkim, IV, 289 “Bir kimse kesret-i muhabbetinden dolayı Cenâb-ı Hakk’a kavuşmayı isterse Cenâb-ı Allah da ona kavuşmayı sever.” Buhârî, Rikâk, 41 Bu muhabbet ekseri mü’minlerde mevte yakın bir zamanda zuhur eder. “Kul, ubûdivyet vazifelerini ifâda ihmalkâr davranırsa; yani her ibâdetini kâfi miktar yapmayıp azaltırsa ve kusur ederse Cenâb-ı Allah onu gam ve kedere mübtelâ eder.” Ali el-Müttâkî, no 6788 “Bir kimse bütün arzusu dünyâ olarak sabahlar ve bu arzu üzere uyanırsa Cenâb-ı Allah onun işini perişan edip rahatını selb eder.” “Dünyâ sevdâsıyle kalblerinizi meşgul etmeyiniz. Böylece kalblerinizi Cenâb-ı Hakk’ın zikrinden ve muhabbetinden muattal hâle getirmeyiniz.” Beyhakî, Şuab, VII, 361 “Tahkikan sabah namazıyla güneş doğma vakti arasındaki rızıkların taksim zamanını uykuda geçirmek rızkın bir kısmına manî’ olur.” Ahmed, I, 73 “Cum’a günü ibâdet ve ezkâr ile mü’minlerin kalbi mesrur olacak bir bayram günüdür.” Beyhakî, Şuab, III, 394 “Ölüm alâmetleri zuhur eden hastalarınız üzerine Yâsin-i Şerîfi kıraat ediniz.” Ebû Dâvûd, Cenâiz, 19-20 “Üzerinde ölüm alâmetleri zahir olan hastalarınızın yanlarında kelime-i tevhidi tekrar ile kendilerine telkîn ediniz.” Müslim, Cenâiz, 1 Yalnızca telkîn edilir, söylemeleri için zorlanmaz. “Son sözü لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ kelime-i tayyibesi olan bir mü’min cennete gider.” Ebû Dâvûd, Cenâiz, 15-16 “Lisânıyle Allah Teâlâ’yı zikrederken kalbiyle Allah’a isyan eden kimseye yazıklar olsun.” “Lisâniyle Cenâb-ı Allah’ı çok zikredip de ameliyle Allah’a âsî olan kimseye yazıklar olsun.” Ali el-Müttakî, no 43738 “Kim bir şeyi severse onu çok zikreder.” Beyhakî, Şuab, I, 388 Yani, Cenâb-ı Hakk’ı çok zikir etmeyen kimse onu sevdiği iddiasında kâzibdir; Hadisi şerifler olarak sizlere en güzel ve anlamlı olan hadislerini seçtik. Hem Arapça hemde Türkçe anlamları olarak derlediğimiz bu özel hadis konusunda çok istifade edeceksiniz. Peygamber efendimizin söylediği ve bizlere aktarılmış olan bu özel hadisi şerifleri okudukça yeni şeyler öğrenecek ve Peygamber efendimizi daha iyi tanıyacaksınız. Bir birinden kısa ve özlü seçme hadisler Baba ile ilgili hadis وعن سعيد بن العاص رضى اللّه عنه قال قالَ رَسُولُ اللّهِ صلى الله عليه و سلم ]مَا نَحلَ والدٌ وَلَداً من نُحْلٍ أفضلَ من أدبٍ حَسَنٍ[. أخرجه الترمذى . وفي أخرى له عن جابر بن سمرة يرفعه ]ﻻٔن يُؤَدِّبَ الرَّجُلُ وَلدَهُ خيرٌ مِنْ أن يتصدَّقَ بصاعٍ[ »النُّخْلُ العطية والهبة . Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki “Bir baba çocuğuna güzel ahlaktan daha üstün bir miras bırakamaz” Tirmizi, Birr Sıkıntılarla ilgili hadisi şerif أَبي سَعيدٍ وأَبي هُرَيْرة رضي الله عَنْهُمَا عن النَّبيِّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قَالَ مَا يُصِيبُ الْمُسْلِمَ مِنْ نَصَبٍ وَلاَ وَصَبٍ وَلاَ هَمٍّ وَلاَ حَزَن وَلاَ أَذًى وَلاَ غمٍّ ، حتَّى الشَّوْكَةُ يُشَاكُها إِلاَّ كفَّر الله بهَا مِنْ خطَايَاه » متفقٌ عليه . و الْوَصَب » الْمرضُ Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu “Yorgunluk, sürekli hastalık, tasa, keder, sıkıntı ve gamdan, ayağına batan dikene varıncaya kadar müslümanın başına gelen her şeyi, Allah, onun hatalarını bağışlamaya vesile kılar.” Müslim, Birr Tövbe ile ilgili hadisi şerif وعن أبي مُوسى عَبْدِ اللهِ بنِ قَيْسٍ الأَشْعَرِيِّ ، رضِي الله عنه ، عن النَّبِيَّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال إِن الله تعالى يبْسُطُ يدهُ بِاللَّيْلِ ليتُوب مُسيءُ النَّهَارِ وَيبْسُطُ يَدهُ بالنَّهَارِ ليَتُوبَ مُسِيءُ اللَّيْلِ حتَّى تَطْلُعَ الشَّمْسُ مِن مغْرِبِها » رواه مسلم Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu “Allah Teâlâ gündüz günah işleyenin tövbesini kabul etmek için geceleyin elini açar. Geceleyin günah işleyenin tövbesini kabul etmek için de gündüzün elini açar. Güneş battığı yerden doğuncaya kadar bu böyle devam edip gider.” Müslim, Tevbe İmanla ilgili hadisi şerif وعن أبي هُريرة رضي الله عنه ، أنَّ رسول الله صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال الإيمَانُ بِضْع وسبْعُونَ ، أوْ بِضْعُ وَسِتُّونَ شُعْبةً ، فَأَفْضَلُها قوْلُ لا إله إلاَّ الله ، وَأدْنَاها إمَاطةُ الأَذَى عنَ الطَّرِيقِ ، والحياءُ شُعْبَةٌ مِنَ الإيمَانِ » متفق عليه Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu “İman yetmiş veya altmış kadar daldan ibarettir. Bunların en yükseği lâ ilâhe illallah demek, en aşağısı da insana zarar veren şeyleri yoldan kaldırmaktır. Utanmak da imanın dallarından biridir.” Buhâri imân Namazda dua etmekle ilgili hadisi şerif وعَنِ ابن عَبَّاسٍ رضي الله عنْهُما أنَّ رسُول الله صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال فَأَمَّا الرُّكوعُ فَعَظِّموا فيهِ الرَّبَّ ، وأمَّا السُّجُودُ فَاجْتَهِدُوا في الدُّعاء فَقَمِنُّ أنْ يُسْتَجَاب لَكُمْ » رواه مسلم Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu “Rükûda âlemlerin Rabbine tâzim ediniz. Secdede ise dua etmeye çalışınız; çünkü oradaki duanızın kabul olma ihtimali daha fazladır.” Müslim, Salât İslam’da nazar göz değmesi ve nazara karşı okunacak dualar var mıdır? Nazar göz değmesi ile ilgili hadisler nelerdir? Peygamberimizin okuduğu nazar göz değmesi duasının Arapçası, okunuşu ve Efendimizin nazar göz değmesi hakkındaki hadis-i şerifleri... NAZAR İLE İLGİLİ HADİSLER Peygamberimizin Nazar Duası İbn Abbâs’ın rivayet ettiğine göre, Peygamber Efendimizin nazara göz değmesine karşı şöyle dua etmiştir Hz. Peygamber Hasan ile Hüseyin için dua ederek şu sözlerle Allah’a sığınırdı “Eûzü bikelimâti’llâhi’t-tâmmeti min külli şeytânin ve hâmmetin ve min külli aynin lâmmetin.” Her tür şeytandan, haşereden, kem nazardan Allah’ın tam kelimelerine —sonsuz iradesine ve hükmüne— sığınırım. Sonra da, “Atanız İbrâhim de bu duayı oğulları İsmâil ile İshak için yapardı.” derdi. Buhârî, Enbiyâ, 10 *** Resûlullah’ın nazar değmesine karşı Muavvizeteyn Felâk ve Nâs sûrelerini okuduğu; ashabına da bunları okumalarını tavsiye ettiği rivayet edilmektedir. Tirmizî, Tıb, 16; İbn Mâce, Tıb, 32 Felak Suresi Arapça, Okunuşu ve Anlamı Bismillâhirrahmânirrahîm. Gul e’ûzu bi-Rabbi’l-felak. Min şerri mâ halak. Ve min şerri ğâsikın izâ vekab. Ve min şerri’n-neffâsâti fi’l-ukad. Ve min şerri hâsidin izâ hased. Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. De ki ben, karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran Rabbe sığınırım. Yarattığı şeylerin şerrinden, Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, Düğümlere üfleyenlerin şerrinden, Ve hased ettiği zaman hasedçinin şerrinden Allah’a sığınırım. Nas Suresi Arapça, Okunuşu ve Anlamı Bismillâhirrahmânirrahîm. Gul e’ûzu bi-Rabbi’n-nâs. Meliki’n-nâs. İlâhi’n-nâs. Min şerri’l-vesvâsi’l-hânnâs. Ellezî yuvesvisu fî sudûri’n-nâs. Mine’l-cinneti ve’n-nâs. Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. De ki İnsanların Rabbine sığınırım. İnsanların malikine, İnsanların gerçek ilahına; İnsanlara kötü şeyler fısıldayan o sinsi vesvesecinin şerrinden. O ki, insanların göğüslerine kötü düşünce, şüphe vesvese verir. Gerek cin, gerekse insanlardan olan vesvesecilerin şerrinden Allah’a sığınırım. *** Resûl-i Ekrem Efendimiz şöyle demiştir “Kim hoşuna giden bir şey görür de; Mâşâallah lâ kuvvete illâ billâh’ Allah’ın dilediği olur. Ondan başka kuvvet ve kudret sahibi yoktur derse, ona hiçbir şey zarar vermez.” Beyhakî, Şuabü’l-îmân, VI, 213 *** İbn Abbâs’tan nakledildiğine göre, Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur “Nazar Göz değmesi gerçektir. Eğer kaderin önüne geçecek bir şey olsaydı nazar onun önüne geçerdi...” Müslim, Selâm, 42 *** Hz. Âişe’nin naklettiğine göre, Resûlullah şöyle buyurmuştur “Nazar’dan Allah’a sığının. Çünkü göz değmesi nazar gerçektir.” İbn Mâce, Tıb, 32 *** Ebû Hüreyre’nin naklettiğine göre, Resûlullah şöyle buyurmuştur “Kim düğüm yapar sonra ona üflerse sihir yapmış olur. Kim sihir yaparsa şirk koşmuş olur. Kim de kendisini koruması için nazarlık ve benzeri bir şey takarsa, o taktığı şeyin korumasına havale edilir.” Nesâî, Muhârebe, 19 İslam ve İhsan Allah’ın insanlığa hakikat ve cennet yolunu göstermesi için yolladığı Hz Muhammed’in ağzından çıkan sözler hadis-i şerif olarak geçer. Müslüman dünyası için büyük önem taşıyan hadis-i şerifler Kur’an- Kerim’i teyit edici özellik Şerif Nedir?Hadisler Hz. Muhammed’in sözlerinin, davranışlarının, fikir ve eylemlerinin yazıyla ifade edilmiş halidir Hadisler özellikleri bakımından üçe ayrılmaktadır. Birinci kısım hadisler Kuran-ı Kerim’i teyit etmektedir. İkinci kısım hadisler Kuran’ın getirdiği hükümleri açıklamaktadır. Üçüncü kısım hadisler ise kitapta geçmeyen konular üzerine hükümler koymaktadır. İslam büyükleri, hadislerin Allah tarafından peygambere iletildiğini Güzel Hadis-i Şeriflerİki göz vardır ki, cehennem ateşi onlara dokunmaz Allah korkusundan ağlayan göz, bir de gecesini Allah yolunda, nöbet tutarak geçiren göz. Tirmizî, Fedâilü'l-Cihâd, kendisi için istediğini mü'min kardeşi için istemedikçe gerçek iman etmiş olamaz. Buhârî, Îmân, 7; Müslim, Îmân, müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu düşmanına teslim etmez. Kim, mümin kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir müslümanın kusurunu örterse, Allah da Kıyamet günü onun kusurunu örter. Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir. Tirmizî, Îmân, 12; Nesâî, Îmân, etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de gerçek anlamda iman etmiş olamazsınız. Müslim, Îmân, 93; Tirmizî, Sıfâtu'l-Kıyâme, buğuz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah'ın kulları, kardeş olun. Bir müslümana, üç günden fazla din kardeşi ile dargın durması helal olmaz. Buhârî, Edeb, 57, 58."Kişinin, Müslüman kardeşini küçük görmesi kötülük olarak kendisine yeter." Müslim, Birr, 32"Hoş gör ki, hoş görülesin." İbn Hanbel, 1/249"Nerede olursan ol, Allah'a karşı sorumluluğunun bilincinde ol! Kötülüğün peşinden iyi bir şey yap ki onu yok etsin. İnsanlara da güzel ahlâka uygun biçimde davran!" Tirmizî, Birr, 55"Kendisi cehennem ateşine ve cehennem ateşi de kendisine haram olan kişiyi size bildireyim mi? Cana yakın, yumuşak huylu, kolaylaştırıcı kimse." Tirmizî, Sıfatü'l-kıyâme, 45"Müminler birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede, tıpkı bir organı rahatsızlandığında diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu acıyı paylaşan bir bedene benzer." Müslim, Birr, 66"Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete girmek isterse Allah'a ve âhirete inanırken ölüm kendisine erişsin. İnsanların kendisine nasıl davranmalarını istiyorsa, o da onlara öyle davransın." Müslim, İmâre, 46 1450“İlmi kitâbetle; yani yazarak bağlayın.” Tirmizî“Kim bir hayra delâlet ederse onu işleyen gibi ecir alır.” BeyhakîDeveni bağla, ondan sonra Allah’a tevekkül et.” Tirmizî “Ben güzel ahlâkı tamamlamak üzere peygamber ba’s olundum gönderildim.” Buhârî, Müslim“Zenginlik arâzî ve mal çokluğundan ibâret değildir. Asıl zenginlik kalp zenginliği yani kanaattir.” Müslim“İşlerin hayırlısı ortalarıdır. Yani ifrat ve tefritten âzâde aşırılıktan uzak, mu’tedil orta olandır.” Beyhakî"Canın her istediğini yemek de israf cümlesindendir.” Ebû Dâvud“Ömrü uzun ve ameli hareketi, işi ve ibâdeti güzel olan kimseye ne mutlu!” Taberânî“Amellerin Allah’a en sevgilisi, az da olsa devamlı olanıdır.” Buhârî“Sizden herhangi biriniz Cumâ namazına gideceği zaman gusletsin.” Buhârî, Müslim“Kabir azâbının çoğu idrardan temizlenmeye ehemmiyet vermemektendir.” İbn Mâce, Nesaî“Dişleri misvak ile temizlemek ölümden başka bütün hastalıkların mühim bir kısmına şifâdır.” Keşfü’l hafâ, Deylemî“Temizliğe itinâ ve devamlılık, insanı tam bir îmâna da’vet eder.” Taberânî“Sizden birisi abdestli bulunmak niyetiyle abdest alırsa, abdesti bozulmadıkça namazda bulunmuş gibi ecir alır.” Münâvî “Namazda safları iyi doğrultunuz, yani bir hizâda ve muntazam tutunuz.” Müslim “Sizden biriniz mescide girdiği zaman iki rek’at namaz kılmadıkça oturmasın.” Müslim“Mü’minin öldükten sonra verilmesine sebeb olduğu ilk hediyesi, cenâze namazını kılan kimsenin Allah katından mağfiret dilemesidir.” Deylemî32.“Her şeyin bir zekâtı vardır. Cesedin zekâtı da oruçtur.” İbn-i Mâce “Kim ramazanın son on gününde itikâf ederse iki hac ve iki umre sevabı alır.” Suyûtî, Dürru’l Mensûr, 1/486 “Malının zekâtını ödediğin zaman artık üzerinde olan borcunu yerine getirmiş olursun.” Buhârî''Yalnız şu iki kişiye gıpta edilir Birisi, Kur'an öğrenip gece gündüz onunla amel eden kimse; diğeri de, Allah'ın kendisine verdiği malı gece gündüz Allah yolunda harcayan kimse.'' Müslim, Müsâfirîn, 266; Buhârî, Tevhîd, 45 2950''Büreyde'den ra rivayet edildiğine göre Resûlullah sav şöyle demiştir Size kabir ziyaretini yasaklamıştım; ama artık ziyaret edebilirsiniz.'' Müslim, Cenâiz, 106 3050 "Kadınlar, erkeklerle birlikte bir bütünü tamamlayan diğer yandır." Ebu Dâvûd, Tahâret, 94 3150"Mümin bir kimse, eşine karşı nefret beslemesin. Çünkü onun bazı huylarından hoşlanmasa da hoşlandığı başka huyları mutlaka vardır." Müslim, Radcı', 61 3250"Kim anneyi yavrusundan ayırırsa, Allah da kıyamet günü onu sevdiklerinden ayırır." Tirmizî, Büyû, 52 3350"Dört şey peygamberlerin sünnetlerindendir Utanma haya duygusu, güzel koku sürmek, misvak kullanmak ve evlenmek." Tirmizî, Nikah, 1 3450Hiçbir baba, çocuğuna, güzel terbiyeden daha üstün bir hediye veremez. Tirmizî, Birr, 33. Sizin en hayırlılarınız, hanımlarına karşı en iyi davrananlarınızdır. Tirmizî, Radâ', 11; ‹bn Mâce, Nikâh, işaret parmağı ve orta parmağıyla işaret ederek "Gerek kendisine ve gerekse başkasına ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimse ile ben, cennette işte böyle yanyanayız" buyurmuştur. Buhârî, Talâk, 25, Edeb, 24; Müslim, Zühd, 42. Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir. Tirmizî, Birr, 15; Ebû Dâvûd, Edeb, 66. İnsanı helâk eden şu yedi şeyden kaçının. Onlar nelerdir ya Resulullah dediler. Bunun üzerine Allah'a şirk koşmak, sihir, Allah'ın haram kıldığı cana kıymak, faiz yemek, yetim malı yemek, savaştan kaçmak, suçsuz ve namuslu mümin kadınlara iftirada bulunmak buyurdu. Buhârî, Vasâyâ, 23, Tıbb, 48; Müslim, Îmân, 144."Kim rızkının bollaştırılmasını yahut ecelinin geciktirilmesini arzu ederse, akraba ilişkilerini sürdürsün!" Müslim, Birr ve sıla, 20 4350"Bir kişi, sevabını Allah'tan umarak ailesine harcama yaptığında, bu harcama onun için sadaka olur." Buhârî, İman, 41 4450"Sakın babalarınızdan yüz çevirip uzaklaşmayın! Kim babasından yüz çevirirse bu davranış nankörlüktür." Buharî, Ferâîz, 29 4550"Kim üç kız çocuğunun geçimini sağlar, onlan terbiye edip evlendirir ve onlara güzel davranırsa, cennet onundur!" Ebû Davûd, Edeb, 120-121 4650Hz. Aişe'ye "Hz. Peygamber evde ne yapardı?" diye sorduğumda şöyle cevap vermişti "Ailesinin işlerini görür, ezanı duyunca namaz için çıkardı." Buhârî, Nafakat, 8 4750"Anne baba cennet kapılarının en ortancasıdır. Bu kapıdan girme fırsatını ister kaçırsın ister yakalarsın." Tirmizî, Birr ve sıla, 3 4850"Üç çeşit duanın kabul edilmesinde şüphe yoktur Haksızlığa uğrayan kimsenin duası, yolcunun duası ve anne babanın çocuklanna bedduası." Tirmizî Birr ve sıla, 7 4950"Yönettikleri insanlara, ailelerine ve sorumlu oldukları kişilere adaletli davrananlar, Allah Teala katında, Rahman'ın yanında nurdan minberler üzerinde ağırlanacaklar." Nesâî, Âdabü'l-kuddât, 1 5050 Allah'a ve ahiret gününe imân eden kimse, komşusuna eziyet etmesin. Allah'a ve ahiret gününe imân eden misafirine ikramda bulunsun. Allah'a ve ahiret gününe imân eden kimse, ya hayır söylesin veya sussun. Buhârî, Edeb, 31, 85; Müslim, Îmân, 74, 75.

arapça hadisi şerifler ve anlamları