Bizim çevirilerle uğraşan bir kulübümüz var. Lakin çeviri için kitaplarımız yok. Öğrenci olduğumuz için yurtdışından kitap getirmek için para bulamıyoruz. Yaz tatili geliyor Çeviri için bize türk yazar ve şairlerinin kitapları lazım. Can Yücelin de şiirleini çevirmek istiyoruz.
13 Ağustos 2019 13 Ağustos 2019 Muzaffer Özgen 0 yorum can yücel'in ölüm yıl dönümü Günümüzde Datça denince birçok kişinin ilk hatırladığı kişi şair Can Yücel’dir, Eski Datça Mahallesi’nde yaşadığı evin sokağı ziyaretçilerle dolar, kapısında hatıra fotoğrafı çektirirler.
Mesleği şiirdir Can Yücel’in. Yaşamı boyunca bir iki memuriyet ve çeviri dışında uğraştığı tek meslek. Aynı zamanda davetsiz misafirdir onun için şiir:
Can YÜCEL, güzel çeviriler de yaptı. Hele Shakespeare'in 66. Sone şiiri insanı şaşkına çevirir. Böyle bir çeviri olamaz, olağanüstü güzellikte dersiniz. O çevirinin İngilizce aslı belki de o kadar güzel değildir. Bu şiirin çevirisinde Can YÜCEL'in kendi damgası hemen görülür.
Yücel 1945-1965 yılları arasında Seçilmiş Hikayeler, Dost, Sosyal Adalet, Papirüs gibi dönemin en büyük dergilerinde yazarlık yaptı. Aynı zamanda birçok çeviriyi kaleme aldı. Bazı kitap çevirileri siyasi olduğu gerekçesiyle; 15 yıl ceza aldı. 3 yıl sonra çıkan genel af yasasıya dışarı çıktı.
Bugün büyük usta Can Yücel’in ölüm yıldönümü. yazı ve çeviri şiirleri ile tanınan Yücel, 1965`ten sonra siyasal konularda da ürün verdi. 12 Mart 1971 döneminde Che Guevara
c0uezBR. 1926 İstanbul-1999 Datça, şair, yazar. Hasan Ali Yücel'in oğludur. Ortaöğrenimini Ankara Erkek Lisesi'nde tamamladı. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Klasik Filoloji Bölümü'nde ve İngiltere'de Cambridge Üniversitesi'nde okudu. Bir süre Londra'da BBC radyosunda çalıştı. Dönünce Bodrum'da turist rehberliği yaptığı birkaç yıldan sonra 1963-1965 İstanbul'a yerleşti. Bağımsız çevirmen olarak yaşamını sürdürdü. Yenilikler, Beraber, Seçilmiş Hikâyeler, Dost, Sosyal Adalet, Şiir Sanatı, Dönem, Yön, Ant, İmece, Papirüs 1945-1969, Yeni Dergi, Birikim, Sanat Emeği, Yazko-Edebiyat dergilerinde yayımladığı şiir, yazı, çeviri şiirleriyle tanınan Yücel 1965'ten sonra sürekli olarak siyasî konularda da yazdı. İlk şiirlerini topladığı "Yazma" 1950 kitabından sonra, toplumsal sorunların yarattığı izlenimlerin ağırlığından kurtulmak istermiş gibi yazdığı şiirlerde yalın dili ve buluşlarıyla dikkati çekti. Yapıtları "Yazma" 1950. "Her Boydan" dünya şiirinden çeviriler, 1959, "Sevgi Duvarı" 1973, "Bir Siyasînin Şiirleri" 1974, "Ölüm ve Oğlum" 1976, "Şiir Alayı" 1981, "Rengahenk" 1982, "Gökyokuş" 1984, "Beşibiryerde" 1985, "Canfeda" 1986, "Çok Bi Çocuk" 1988, "Kısa Devre" 1990, "Kuzgunun Yavrusu" 1990, "Gece Vardiyası" 1991, "Gezintiler" 1994, "Seke Seke" 1997, "Alavara" 1999. can yücel can yücel şiirleri can yücel hayatı can yücel hakkında bilgi can yücel ile ilgili sevgi duvarı Canfeda Çok Bi Çocuk Rengahenk Sayfada CAN YÜCEL KİMDİR? hakkında bilgiler sunulmaktadır. Henüz Yorum Yorumu Siz Yazabilirsiniz.
Yazar ve eski Millî Eğitim bakanlarından Hasan Âli Yücel’in oğlu olarak İstanbul’da doğan Can Yücel, Ankara Atatürk Lisesi’ni bitirdi. Ardından bir süre Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Klasik Filoloji Bölümü’nde okuduktan sonra İngiltere’ye gidip Cambridge Üniversitesi’nde öğrenimine devam etti. Askerliğini Kore’de yaptı 1953. Uzun süre Paris ve İngiltere’de yaşadı. Londra’da, spiker olarak BBC Türkçe Yayınlar Servisi’nde çalıştı. Türkiye’ye dönüp Bodrum ve Marmaris’te turist rehberi olarak 1963-1965 çalıştı. İstanbul’a yerleştikten sonra çeviri işleriyle uğraştı. Çevirdiği iki kitaptan dolayı 12 Mart 1971’deki askerî müdahale sonrasında 15 yıla hüküm giydi ve 1974 yılında ilan edilen genel affa kadar, Adana Cezaevi’nde tutuklu kaldı. 1999 genel seçimlerinde Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nden İzmir bölgesi milletvekili adayı oldu. Şiirlerinde argo ve "müstehcen" sözlere sık sık yer verdiği gerekçesiyle kovuşturmalara da uğrayan Can Yücel, edebiyatın "edepli bir şey" sanılmasının temel bir yanılgı olduğunu savundu. Öldüğünde dönemin cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e hakaretten kesinleşmiş bir yıl iki ay hapis cezası bulunmaktaydı. Bademcik kanseri tedavisi gördüğü İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde öldü. Son yıllarını geçirdiği Datça’ya gömüldü.
Tomris Uyar'ın Anılarını Topladığı Kitap bulmaca cevapları en iyi cevabı 9 harfleridir. Bulmaca Cevap ve İpucu Bulmaca Tomris Uyar'ın Anılarını Topladığı Kitap Diğer bulmaca ipuçlarını araBir cevap bulun veya sahip olduğunuz harflerden bir kelime oluşturun. Eksik olan her harf için bir nokta yazın. Örneğin, ".la.. arama sorgusu 'Olağanüstü' gibi sonuçlar üretir Diğer kullanıcılara yardım etDaha iyi bir cevap biliyorsanız, Buraya Tıkla G ile başlayan kelimeler Hala doğru cevabı arıyorsanız, G ile kelimeler tam listesine bakın. 3 harfli Gab 4 harfli Gabb 5 harfli Gabal Gaban Gabar Gabba Gabel Gaben Gabi 6 harfli Gabala Gabama Gabane Gabara Gabeç Gabiç Gabin Gabir Gabiş 7 harfli Gabalak Gabari Gabavet Gabibe Gabira Gabise 8 harfli Gabarit Gabbezi Gabicina 9 harfli Gabardiç Gabardin Gabasahal 10 harfli Gabalbazar Gabecengel Gabeküpü 11 harfli Gabagabavet Gabaptomaka 12 harfli Gaberekatere 9 harfli kelimeler Hala Tomris Uyar'ın Anılarını Topladığı Kitap cevabını bulmak için yardıma ihtiyacınız var mı? 9 harfli kelimeler Abartialaviş Aberatmedami Abesmalayani Abhasmahabis Abolitonizm Abortionist Abiogenesis Acantholimon Acemiamatör Adecedayababa Adelagalatlar Adenohipfiz Adenitoksin Adhaidiadha Adminikulum Adnominatig Adramytteion Adrenolitik Adrenomegali Adiathermic Adinameliha Aerodinamik Aerokartograf Afalaafalina Afrazezübale Agamiibijo Agathodaimon Agenitalizm Aglossostomi Aglutinasyon Son Bulmacalar Adotta un Animale Popüler kelimeler
Babasından aldığı okuma-yazma merakıyla edebiyatla küçük yaşta tanışan Can Yücel, Türk modern şiirinin önde gelen bir ismidir. Şiir yazmak, düşünmek, sevmek gibi eylemleri gerçekleştirmede iyidir ve bunu şiirlerine başarıyla yansıtır. Ona göre insanlığı anlamanın yolu sevgiden geçmektedir. Başarılarla dolu şairlik yaşamının yanı sıra aldığı dil eğitimleriyle çevirmenlik ve spikerlik gibi mesleklerle de uğraşmıştır. Sevdiği ne varsa kendisiyle bütünleştirmiştir. Yücel sevenleri tarafından ölümsüz şiirleriyle, çok sevdiği Datça’yla ve günebakan çiçekleriyle anılmaktadır. [renkbox baslik="Kemal Tahir Kimdir? Hayatı, Kitapları ve Sözleri" link=" resim=" renk="siyah" yenisekme="evet"][/renkbox] Ailesiyle sürdüğü sevgi dolu yaşamından beslenmiş ve bunun izini şiirlerinde hep belli etmiştir. Ayrıca çok sevilen şiirlerini siyasi fikirleriyle kusursuz bir biçimde harmanlamıştır. Çeşitli edebiyat dergilerinde siyasi ve kültürel alanlarda yazıları yayımlanmıştır. Aşağıda değerli şairin yaşamına dair detayları bulacaksınız. Can Yücel Kimdir? Modern bir Türk şairi olan Can Yücel, Türk şiirinde yarattığı farklı tarz ile ünlü bir isimdir. Şiirlerinde kullandığı kaba fakat samimi dilini, bariton ses tonuyla birleştirir. Ünlü şair Can Yücel, tek parti döneminin 7 yıl boyunca Milli Eğitim Bakanlığı görevini yapan Hasan Ali Yücel’in oğludur. 21 Ağustos 1926 tarihinde İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Kendine has üslubu ve havasıyla sevenlerinin “Can Babası” olmuştur. Dinleyicilerine sevmenin ve doğanın güzelliklerini şiir yoluyla anlatmayı başarmıştır. Mutlu bir çocukluk geçirmiş, ardından hayatının aşkını bulmuş ve onunla tam 43 yıl geçirme fırsatını bulmuştur. Başarılı sanat hayatının yanı sıra politik geçmişi de sık sık gündem olmuştur. Can Yücel’in Hayatı Yücel'in okuma-yazmaya küçük yaştan beri olan aşırı düşkünlüğü, babasından aldığı genlerin bir sonucuydu. Babası Hasan Ali Yücel, eğitim alanında dönemin önemli bir ismiydi. Başarılı bir ilk ve orta eğitimin ardından Yücel, liseye başladığında ailesiyle birlikte Ankara’da yaşamaya başladı. Ankara Atatürk Lisesi’nde okudu. Bu lisenin ona en büyük getirisi, sınıf arkadaşı Gazi Yaşargil’di. Gazi, ileride önemli bir bilim adamı olacaktı. Burs Kazanması ve Üniversite Yılları Can Yücel ve yakın arkadaşı Gazi, 1943 yılında yurt dışı eğitim bursu kazandı. Fakat bu dönemde Yücel, babası dönemin Milli Eğitim Bakanı olduğu için bursu kabul etmek istemedi. Çünkü hakkında babasının torpiliyle burs kazandığı konuşulacağı için endişe ediyordu. Gazi bu durumun farkına vardığında, bu bilginin doğru olmadığını ve iki ailenin de kendi imkanlarıyla çocuklarını yurt dışına yolladığını bildirdi. Ünlü şair Can Yücel, kazandığı burs sayesinde Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’ne girdi. Burada Klasik Filoloji Bölümü’nde okuyordu. Bu lisans eğitimini sonraki yıllarda Cambridge Üniversitesi’nde Latince ve Yunanca eğitim ile tamamladı. Yurt dışı eğitimi ona birçok fırsatı da beraberinde getirmişti. Sonraki yıllarda burada öğrendiği diller ile çevirmenlik yapacak, şair yönünü farklı başarılarla süsleyecekti. Yücel, Avrupa’nın birçok farklı yerinde yaşadı. Bir süre sonra ülkesine döndüğünde, Kore Savaşı çıktı. Bu dönemde, 1953 yılında askerlik görevini Kore’de yaptı. Askerlikten sonra tekrar İngiltere’ye döndü. 1953-1958 yılları arasında Londra BBC’nin Türkçe bölümünde spikerlik yaptı. 1963 yılında Türkiye’ye döndüğünde bir süre Bodrum’da turist rehberliği yaptı. Hayatının bundan sonraki döneminde bağımsız çevirmen ve şair olarak İstanbul’da yaşayacaktı. Sadece yaşadığı dönemin değil, ölümünden sonra da saygı ve sevgiyle anılacak bir şair olmayı başarmıştı. Edebi Kariyeri Can Yücel, yazdığı şiirlerle edebiyat dünyasına giriş yaptı. Yıl 1945 iken o, şiirlerini artık dergilerde yayınlıyordu. Yeni Dergi, Sanat Emeği, Yeni Düşün ve Birikim’de yazdığı şiir, yazı ve çevirileriyle ünlendi. 1945-1965 yılları arasında Yenilikler, Beraber, Seçilmiş Hikayeler, Dost, Sosyal Adalet, Şiir Sanatı, Dönem, Ant, İmece ve Papirüs gibi dönemin ünlü dergilerine şiirler yazıyordu. Fakat Yücel, 1950 yılında tüm dergilerde yazdığı seçme şiirlerini bir araya getirdi ve “Yazma” adını verdiği ilk şiir kitabını çıkardı. İlk şiirlerinde daha çok uyaklı yazıyordu. Duygusal anlamda ise her şiiri adeta ayrı bir coşkuluydu. Şiirlerine bakıldığı zaman, onun her zaman geleceğe güvenle ve umutla bakan bir şair olduğu gerçeği göze çarpıyordu. Fakat ünlü şair, ilk kitabından elde ettiği başarıyla yetinmedi. Yeni arayışlar içindeydi. Sesinden dinlenilen her şiir, kişide farklı duyguların uyanmasını sağladı. Evliliği Ünlü şair, kendisine şiirler yazdıran kadını buldu ve büyük bir aşk adamı oldu. Onun yaşattığı aşkı şiirlerine döküyordu. Ve nihayet, 1954 yılında Güler ile evlendi. Zor bir adam olan Can Yücel’e rağmen bu evlilik 43 yıl, ünlü şairin vefatına kadar devam etti. Çiftin yaşadığı gerçekten büyük bir aşktı. Bu evlilikten Güzel ve Su adında iki kızları, bir de Hasan adında oğulları dünyaya geldi. Yücel, ailesine son derece düşkün bir adamdı. Onlara bağlılığını her fırsatta dile getirdi. “Küçük Kızım Su’ya”, “Güzel’e” ve “Yeni Hasan’a Yolluk” adlı eserleriyle onlara duyduğu sonsuz sevgiyi kanıtladı. Yazdığı kitaplardan birine de “Maaile” adını verdi. Yücel'in şiirlerinde hep sevgi vardı, sevdikleri de eserlerinin olmazsa olmaz bir parçasıydı. Parlak Dönemleri Hiciv gücü yüksek bir dil ustası olan Can Yücel, kullandığı kendine has dil ile şiirlerini besliyordu. Halk ağzını fazlasıyla benimsemişti. 1959 yılında “Her Boydan” adlı şiir kitabıyla dünyaca ünlü şairlerin şiirlerinin çevirisini yaptı. Bu çevirilerinde kendi özgün cümlelerini kullandı. Oldukça başarılı oldu. Ardından, başarılarla dolu edebiyat yaşamına tiyatro çevirilerini de ekledi. Dünyaca ünlü eserlerin çevirisi yapıyordu. Bunlardan biri Shakespeare’in “Brecht ve Lorca” adlı eseriydi. Ona alışkanlık olan kendine has havayı kullanma, çevirilerine de yansıdı. Özellikle Shakespeare’in eserlerini çevirirken aslına bağlı kalmadı, tümünü adeta yeniden yaşayarak yazdı. Shakespeare’e ait olan “to be or not to be”yi kendi öz Türkçesine “Bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin?” şeklinde çevirdi. Hiç şüphesiz ki bu, onun kurduğu cümlelerden en anlamlısıydı. Cezaevi Yılları Ünlü şair, 1962 yılında İngiltere’de olduğu zamanlarda, Latin harflerle taş baskı olarak basılmış bir Türkçe dilbilgisi kitabı buldu. Bu olay çok konuşuldu. Şiirlerinde argo ve müstehcen sözlere sıkça rastlanıyordu. Bu sebeple sık sık eleştirilerin hedefi oluyor, ilgi çekiyordu. 1965 yılından sonra siyasal konular üzerinde durdu ve bunlar üzerine yazmaya başladı. Evlendiği yıllarda Che Guevara tarafından yazılan “Gerilla Savaşları ile İnsan ve Sosyalizm” adlı eserini Türkçeye çevirdi. Bu kitaplar sıkıyönetim ile yargılandı. 12 Mart döneminde Che Guevara ve Mao’dan yaptığı çeviriler yüzünden 15 yıllık bir mahkumluk dönemi yaşadı. Bu mahkumiyeti 1974 yılındaki genel af sayesinde son buldu. Hapishane yılları biter bitmez “Bir Siyasinin Şiirleri” adlı kitabını çıkardı. Bu ünlü şairin çıkardığı üçüncü şiir kitabıydı. Eserlerinin birçoğuna kara mizah hakimdi. Bazı şiirlerine de tarihsel gerçekler ve gündelik olaylar hakimdi. Bir Siyasinin Şiirleri’nde cezaevinde şahit olduklarını, dışarının durumunu ve hissettiklerini siyasi kimliğini sorgulayarak yazdı. Ardından İstanbul’da Vatan, Demokrat ve Söz gazetelerinde köşe yazıları yazdı. Daha sonra önce İzmir’e taşındı. Buradan sonraki yerleşim yeri de kendisiyle özdeşleşen Datça olacaktı. Bu süre içinde Leman ve Öküz adlı dergilere yazıyordu. 1996’da kurulan Emek Partisi’nin kurucu üyeleri arasında yer aldı. “Hava Döndü” adlı şiiri, partinin marşı olarak belirlendi. Bu dönemlerde de siyasi yazılar yazıyordu. Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e hakaret ettiği gerekçesiyle yargılandı. O dönemlerde 1999 seçiminde, Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nden İzmir 1. Sıra Milletvekili adayı olacaktı. Can Yücel, siyasi fikirlerini her ortamda belli edebilen bir şairdi. Yine tepki toplayan bir eseri daha kaleme almıştı. 12 Eylül 1980 darbesi üzerine “Rengahenk” adlı kitabı yayımlandı. Fakat kitap, müstehcen olduğu sebebiyle toplatıldı. Ölümü Ünlü şair, çok fazla sigara kullanıyordu. Aynı zamanda alkol de onun hayatının bir parçası gibiydi. Sigara-rakı ikilisine adeta bağımlıydı. Ünlü şaire doktorlar tarafından ağız boşluğu kanseri teşhisi koyuldu. Fakat Yücel, hastalığından haberdar olduktan sonra da bu zevkini sürdürmeye devam etti. 12 Ağustos 1999 tarihinde, tedavi gördüğü Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi’nde hayata gözlerini yumdu. Vasiyetini çok sevdiği eşi Güler Yücel’e bırakmıştı. Bu vasiyette ömrünün son 10 yılını geçirdiği Datça’ya gömülmek istediği yer alıyordu. “Mekanım Datça olsun, öldükten sonra beni buraya gömün.” demişti. Ünlü şairin cenazesi, dönemin belediye başkanı Ahmet Piriştina’nın katılımıyla, çok sevdiği günebakan çiçekleriyle Datça’da toprağa verildi. Büyük Gölcük depreminin meydana geldiği tarihte, 17 Ağustos 1999’da defnedildi. İsteği kırılmamıştı ama ölümünden sonra Datça’da anma törenleri düzenlenmesine şarap içtiği gerekçesiyle izin verilmedi. Bir süre sonra mezar taşı dahi parçalandı. Mezarının bulunduğu yerin yakınlarındaki “Can Evi” de kapatıldı. Sevenlerine şiirleri ve güzel sesi kaldı. Ölümünün Ardından Can Yücel ve çok sevdiği eşi Güler, çok büyük bir aşk yaşadı. Hal böyle olunca, Güler için Can’ın ölümünü kabullenmek bir hayli zor olmuştu. Acıyı en derininde hisseden Güler Yücel eşinin ardından şunları yazdı "Yine Ağustos geldi, yine incir sıcağı, toprak güneş kokuyor. Yine bademler çatladı, yine cırcır böcekleri caz yapıyor; yediveren limon salkım salkım. Taşçı Mehmet yerli tohumdan on dönüm karpuz ekmiş yine... Hani vasiyet etmiştin ya ona "Yerli tohum bankası kurun" diye; sözünü unutmamış. Muhtar yine seni anlatıp duruyor. Yaşadığımız yeri görmek için insanlar akın akın evimize geliyor. Hasan geldi, Güzel ve Su geldiler, bir sen yoksun..." Can Yücel’in Şiirleri İçinden sevgiyi eksik etmediği şiirleriyle çoğu duyguya tercüman olan Can Yücel, Türk edebiyatında modern şiir alanında oldukça başarılı bir isimdir. Şiirlerinde argo ve müstehcen kelimelere sıkça yer vermiş, bazen tepkileri üzerine çekmiş olsa da günümüzde bütün eserleri değer görmektedir. Edebiyatımıza armağan ettiği çok sayıda değerli eseri vardır. Ünlü şair eserlerinde; doğadan, insanlardan, olaylardan, kavramlardan, heyecanlardan, duyum ve duygulardan ilham almıştır. Aşağıda Can Yücel’in en ünlü şiirlerinden bazılarını bulacaksınız Can Yücel, yaşamı boyunca babasına hasret büyümüştür. Bir röportajında, kendisine neden hep babasına duyduğu sevgi ve özlemi anlatan şiirler yazdığı sorulmuş, o da bu soru karşısında annesine duyduğu sevgiyi anlatacak bir kelime olmadığını dile getirmiştir. Can Yücel’in şiirlerinin olmazsa olmazı haline gelmiş sevgi kavramı, onun bu dizelerine de hakim olmuş. Sevginin yanı sıra özgürlük ve mutluluktan da söz eden şair, aynı zamanda umutu da ele almıştır. Şiirlerinin çoğunda insan ve doğaya yer veren Yücel, bu şiirinde de aynı tutumla hareket etmiş. Umutsuzluk ve insanlığı ele geçiren mutsuzluk ile başını alıp gitme isteğini ele almıştır. Bazen ne kadar uğraşırsan uğraş, hiçbir şey istediğin gibi olmaz. Tüm çabalarına rağmen olması gerektiği gibi olur. Bu yüzden zorlamamak gerekir. Bu şiirinde hayatta her şeyi akışına bırakmamız gerektiğine vurgu yapan şair, bunu yaparken elimizden geleni yapmamız gerektiğini dile getirmiştir. İnsan ve doğadan ilham aldığı bu şiirinde sevgiyi ana tema olarak kullanıp tüm fikirlerini bu çerçeveden yansıtmıştır. Bu şiir, sevgi denen şeye bulaşmış da kurtulamamışçasına, okuyanın ruhunu adeta sevgiyle doldurur. Can Yücel’e Ait Olduğu Sanılan Fakat Ona Ait Olmayan Eserler Uzun zamandır sosyal medyada ve internet sitelerinde paylaşılan ve Can Yücel’e ait olmadığı halde ona onunmuş gibi gösterilen şiirler ile sözlerin sayısı son günlerde iyice artmaktadır. Bu şiirlerin şairin kişiliği ve siyasi duruşuyla uzaktan-yakından bir ilgisi yoktur. Yanlış bilgilenmeleri önlemek ve doğru bilinen yanlışları düzeltmek adına aşağıda Can Yücel’e ait olmayan fakat onun sanılan eserlerden bazılarına yukarıda yer verdik. Can Yücel’in Kitapları Benzersiz eserleriyle dönemine damga vurmuş ve sık sık siyasi görüşleri nedeniyle gündeme gelmiş olan Can Yücel, edebiyat alanında çok sayıda eser vermiştir. Eserlerinde genellikle toplumsal duyarlılığa rastlanır. Birçoğunu kendi seslendirdiği şiirlerini kitaplarında bir araya getirmiştir. Can Yücel’in en bilinen kitaplarından bazıları şunlardır Sevgi Duvarı Ünlü şairin 1973 yılında çıkardığı bu kitap, onun şiir kitaplarının ikincisidir. Bu eserinde insan ve doğa ilişkilerinden yola çıkmıştır. İmge-sözcük-anlam üçlüsünü, hep yaptığı gibi bu kitabında da dengelemeyi başarmıştır. Sevgi duvarını bir gecede aşan değerli şair, kalbini birçok sevginin misafir odası yapmıştı. Rengahenk Yücel’in 1982 yılında çıkarmış olduğu şiir kitabıdır. Bu kitabın ilk baskısı 12 Eylül darbesinden iki ay sonra yapılmıştır. Türk edebiyatının önemli ismi Ece Ayhan’ı da ameliyat eden, önceki bölümlerde bahsi geçen yakın arkadaşı Gazi Yaşargil’e ithaf ettiği bi eseridir. Şair, kitapta yer alan “Gidip Gelme” adlı şiirinin müstehcen bulunması sebebiyle yargılanmıştır. Canfeda Ünlü şairin 1991 yayım tarihli kitabıdır. Can Yücel’in düşündürücü nitelikteki çok sayıda şiirinin bir araya gelmesiyle oluşturulmuştur. Ayrıca şair bu eserinde de farklı bir tarz ve kendine özgü bir üslup kullanmıştır. Maaile Şairin 1996 yılında yayımlanan şiir kitabıdır. Can Yücel için ailesi her şeyden önce gelir. Bu eserinde de eşi, çocukları, torunları ve babasına, kısacası ailesinden sevdiği herkesi bulmak mümnkündür. Mekanım Datça Olsun Şairin vefatından önce yayımlanan, 1999 tarihli son şiir kitabıdır. Bu eserinde yerel konuşma diline yer veren Yücel, geleneksel ağız veya söylemlerin şiirde anlam katını nasıl derinleştirdiğini ortaya koymuştur. [renkbox baslik="Sabahattin Ali Kimdir? Hayatı ve Eserleri" link=" resim=" renk="siyah" yenisekme="hayir"][/renkbox] Can Yücel’in Sözleri Can Yücel, şiirleri ve sözleriyle yaşadığı dönemin ve ölümünden sonrasının sevilen isimlerinden biri olmuştur. Unutulmayacak sözleriyle hafızalara kazınan Yücel’in insanın ruhuna dokunan sözlerinden bazıları şunlardır Umutsuzluğa hayatında yer vermediğini belirten bu sözüyle Can Yücel, çekilen acılardan duyulan karamsarlığa kapılarak sevgiye kapanmamak gerektiğini vurgulamıştır. Çünkü her şeyin sonu aynı olmaz ve insan aynı noktadan sadece bir kez kırılır. Akıl tarafından desteklenmediğinde zayıflayan bir duygu durumu olan inanmak, karşı tarafın çabasıyla gelişmez. Kişi birine inanıp inanmamayı kendisi seçer. Sevgi, arkasında durulması gereken bir duygudur. Eğer insan sözünü ettiği sevginin arkasında duramıyorsa, ona ve sevgisine güvenmek hayal kırıklığına uğratabilir. Birbirini anlamayan insanlar arasında aşılması neredeyse imkansız bir mesafe oluşur. Çünkü iki insan arasındaki uzaklık mesafelere değil, düşüncelerinin birliğine bağlıdır. Bu sözüyle kader inancına değinen Can Yücel, bugün sahip olduğumuz yaşamın aslında bir önceki güne bağlı olduğunu dile getirmiştir. Hayat kısadır ve onu güzelleştirebilmek için her fırsatta dolu dolu yaşamak gerekir.
29 yaşında, genç bir muallim’ heyecan içinde bekler kapıda... Genç karısı ilk doğumunu yapıyordur içerde; acaba kız mı erkek mi? Ve ebe hanım kapıda belirir, katmerli müjdeyi verir. “Hem kız hem erkek”... Yıl 1926, günlerden 21 yıl sonra Yücel soyadını alacak olan Hasan Ali Bey, ikiz çocuklarına Can ve Canan adlarını uygun posta ve telgraf nazırı büyükbabası Hasan Ali Bey’den alıyordur; babası ise Mevlevi müridi Ali Rıza Bey’dir Hasan Ali Yücel’ çocuklarının doğduğu yıl, Cumhuriyet de üç yaşına girmiştir henüz. Yapacak çok işi vardır bu kuşağın... İstanbul Üniversitesi’nden felsefe diplomalı Hasan Ali Bey, öğretmenlikle başlamıştır ülkesine hizmete... Önünde Milli Eğitim Bakanlığı’na varacak uzun bir yol GOL ATMAKBu yolda ilk adım, 1932’de Türk Dil Kurumu’nun etimoloji bölümünün başına geçmek olur. Ne var ki, Boğaziçi İlkokulu’na başlamak üzere olan çocuklarından ayrı kalmak anlamına gelir bu. Memleket hizmet bekler düsturuyla çıkar yola.“Sevinçten uçardım hasta oldum mu,/ 40’ı geçerse ateş, çağ’rırlar İstanbul’a/ Bi helallaşmak ister elbet, diğ’mi, oğluyla!”Can Yücel, kız kardeşi Canan ile birlikte Boğaziçi İlkokulu’na gider bu arada. Ama kardeşiyle devamlı kavga halindedir evde, aile çözümü Can’ı yatılı okula yollamakta bulur. Aynı şehirde yatılı okula yollanmak çok üzer onu, benimseyemez bir türlü. Nereden bilsin ki hayatı boyunca hiçbir şeyi benimsemeyecektir zaten. İyi bir futbolcu olmanın hayaliyle yaşar, 50 yıl sonra bile nasıl gol atacağı rüyasına girecektir. “Şiirde nasıl gol atacağını düşündüğü” günlerde...10 YAŞINDA İLK ŞİİRİlk şiiri de bu sıralarda, henüz 10 yaşındayken düşer kalemine. Babasının Paris’ten getirdiği Beethoven ile Mozart plaklarının etkisiyle yazılır ilk dizeler “Kuşların sesini severdi Beethoven/ Mozart’ın sevdiği gibi/ Dehaları geçti şaheser oldu/ Mozart’ın istediği adam oldu”.Ve bu ilk şiir, Peyami Safa’nın yönet-tiği, Cumhuriyet’in çocuk sayfasında okuyucuyla buluşur. Babası Hasan Ali Yücel, 1938 yılında Celal Bayar hükümetinin milli eğitim bakanı olduğunda artık ailenin de Ankara’ya taşınma zamanı gelmiştir. Bu kez Taşmektep’e yollanır çocuklar. Can “ahır gibi” der bu okula. Üstelik futbol da oynayamaz. Üstüne bir de “vekil oğlu” muamelesi gelince hiç sevmez. Ortaokul bitince Atatürk Lisesi’ne gider. Burada mutlu olur nihayet... Hele ki Cevdet Kudret, Nurullah Ataç gibi hocalarla... Klasik şubenin sekiz öğrencisi Latince öğrenir, Nazım okurlar burada. O sekiz kişiden biri de Gazi Yaşargil’dir. Birlikte yurtdışında okuma hayalleri kurdukları ve bu amaç uğruna harçlıklarını biriktirdikleri can dostu GİBİ PROTOKOLVekil oğlu olmak ağır gelir Can Yücel’e, babasına tek parti rejiminden ötürü “Utanıyorum senden” deyip durur, binmez arabasına. Protokol onun lugatında “portakal gibi bir şeydir”. Protokolü küçümsemesi bu benzetmeyle kalmaz “Resmi zevat ya da politikacılar evden telefonla babamı arardı. Genellikle telefonu ben açardım. Babamla benim ses tonumuz hemen hemen aynıydı. Arayan kişi Arı hürmet ederim efendim. Zatıalileriniz uygun görürse’ diye bir konu anlatmaya başlar, ben de hiç araya girmez sonuna kadar dinlerdim ve sonra Babam evde yok’ derdim”.Lise bittiğinde Hasan Ali Yücel oğlunu Nazi Almanya’sına göndermek istemediği için Gazi Yaşargil yurtdışına tek başına gidecektir, Can Yücel ise kendisi için biriktirdiği fonu arkadaşına verir. Kendisi bir süre Dil Tarih Fakültesi’nde Alman filolojisi okuduktan sonra babası tarafından Cambridge’e yollanır’. Çünkü 1946’da, Türkiye’nin çokpartili düzene geçmesiyle birlikte Can Yücel’in muhalifliği daha somut bir kimliğe bürünür. DOĞUŞTAN MUHALİFÜniversitede okurken sol kanatta yerini alır, Dil-Tarih’teki İlerici Gençler Derneği’ne üye olur. Bunlar Hasan Ali Yücel’in kulağına gidince Can Yücel’in Cambridge yolu açılır. Burada Latince ve Yunanca okur.“Ben ömrümce muhalif yaşadım/ Devletçe de menfi bir TİP sayıldım/ Onun için kan grubum/ RH NEGATİF.”Londra’daki yakın arkadaşlarından biri Bülent Ecevit olur. Bir pansiyonun suit odasında Ecevit kalır çünkü o basın ataşe yardımcısıdır, kalorifer dairesinde ise Can Yücel. Ama sabah olup da Ecevit işe gidince onun odasına yerleşir her Russell’dan ders alıyor olsa da Cambridge’de mutlu olmaz. Çünkü Latincesi okuldaki Katolik gençlerin çok gerisindedir, o da rotasını Linkfield’a çevirir. Öğrenci bursuyla, üç kuruşa zar zor geçinir. Hatta babası ziyarete geldiğinde ikramı mezarlıktan topladığı ebegümeci yoktur ama sanat boldur; Avni Arbaş, Sadi Çalık, Bedri Rahmi, İlhan Koman gibi sanatçılarla dostluk eder, resim tarihini öğrenmek için Institute of Art’ın kapılarını aşındırır. Biraz orda biraz burada geçen eğitim hayatı diplomayla BASKISI İLK KİTAPAncak babasından yeni bir talimat’ gelir, bu kez Türkiye’ye dönmesi konusunda. Hasan Ali Yücel için zor bir dönemdir; Demokrat Parti iktidara gelmiş, köy enstitüleri komünist yetiştirdiği’ gerekçesiyle kapatılmış, ülkedeki siyasi tablo değişmiştir. Hasan Ali Yücel, bu sıkıntılı ortamda oğlu için çok önemli bir iş yapar ve ilk kitabı “Yazma”yı bastırır“Babam Bastıralım bunları’ dedi. Benim hiç elim değmedi kitaba. Şiirleri babama yolladım, o da özenmiş, Bedri Rahmi Bey’den rica etmiş kapağını. Bana da iki üç tane verdi. Kitap hiç satmadı değil, satışa vermedi babam”.1953’te tek kitaplı bir şair olarak askere gider Can Yücel. Hem de Kore’ye, Türkiye’nin batı blokuna yakınlaşma çabasında girdiği savaşa... Komutanı ise Kore Savaşı’ndan sonra 27 Mayıs’ta Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk askeri darbesinin mimarlarından olacak Cemal Madanoğlu’dur. Buradan bir kaçakçı imam’ hikayesiyle döner Can imamı, tugayda kaçakçılık yapar. Madanoğlu bunu fark edince imamı hapse attırır. Bir süre sonra serbest kalır imam ama bir daha kimseye namaz kıldırmaz. Can Yücel’in deyişiyle “imam efendi greve gitmiştir”.Askerlik dönüşü, Beyoğlu’nda bir odada Metin Eloğlu ile birlikte otururlar. Ne para ne de pul... Can Yücel Yeni Sabah’ta çalışıyordur, Metin Eloğlu ise zaten’ çalışmaz. Bir gün Yücel’in annesi, “Bu Metin Bey ne iş yapar?” sorusuna şu yanıtı verir “Şiir yapar, satar”. Oysa Yücel’e göre “Metin şiir yapar da, satamaz!”.Derken yine Ankara günleri başlar. Zaten o yıllarda, tek kentte geçen sabit bir düzeni yoktur. ÜÇ ÇOCUKLU AİLEBu zor günlerde hayatının en büyük aşkıyla tanışır Can Yücel. Güler Yücel, Akademi’de öğrencidir o sıralarda. İlhan Koman bir gün ona “Can gelecek Ankara’dan” der. Can diye biri. Kim? Sorunun yanıtının da önemi yoktur aslında. Tanışırlar Güler’le Can ve bir hafta içinde aşk başlar aralarında. İki ay içinde de evlenirler. Yıl 1956.“Yaşamak düğünse, sen orda gelindin/ Seni soydum, Güler, dünyayı giyindim”.Artık ev geçindirmesi gerekiyordur, çevirmenliğe başlar. Bir de düzenli işi olur. Dönemin Devlet Su İşleri Müdürü Süleyman Demirel’in onayıyla kurumun Bornova merkezine girer. İki yıl boyunca iyi bir maaşla çalıştığı bu iş için şu yorumu yapacaktır yıllar sonra “Her politikacı gibi Demirel’in de yararı ve zararı olmuştur bu ülkeye. Ama iş verdiği için bana yararı oldu”.1950’ler sona ererken Ankara’da tarihçi Andrew Mango ile tanışır ve bir teklif alır o sıralar BBC’nin yöneticilerinden olan Mango’dan. Böylece Londra’ya gidip BBC Türkçe servisinde çalışmaya başlar. Sabahlara kadar çeviriler yapar burada, hele 27 Mayıs darbesi patlayınca iş yükü daha da artar. Bir yandan da şiir yazmaya devam disipline gelmez kişiliği değişecek değil ya! Buruşuk gömlek, ütüsüz pantolonla gelip gider işe. Güler-Can Yücel çifti, beş yıl kaldıkları Londra’da, Yeni Hasan, Güzel ve Su’nun doğumuyla üç çocuklu bir aile olur. NAZIM’LA GELEN İSTİFABu çekirdek ailede Londra’da yaşayıp giderken 1961’in 26 Şubat’ında bir telefon gelir Türkiye’den. Güler Yücel’e “Hasan ölmüş der” yavaşça. “Hangi Hasan?” “Bizim Hasan, babam”. Yanına Shakespeare’lerini alıp gider cenazeye.“Hayatta ben en çok ok babamı sevdim/ Karaçalılar gibi yardanbitme bir çocuk/ Çarpı bacaklarıyla -ha düştü, ha düşecek-/ Nasıl koşarsa ardından bir devin,/ O çapkın babamı ben öyle sevdim.”ÇEVİRİDEN MAHKUMDönme vakti ise Nazım Hikmet’in ölümüyle gelir. 3 Haziran 1963’te Nazım’ın ölüm haberi geldiğinde, kahırdan kafayı çeker Can Yücel. Hem de gece nöbetinde “Nöbette haberleri tercüme ettim. Belli bir saatte aşağı ineceğim. Masanın kenarında oturmuşum. Tıfla olmuşum, uyuma muyuma değil. Herifler aşağıda beni bekliyor. Dalmışım. O gün sabah yayını olmadı. Adamlar haklı olarak bu Can boykot yaptı falan diye, beni de tam sepetleme, istifamı istediler. Biz de istifayı bastık, Türkiye’ye geldik.”Basar istifayı, döner Türkiye’ye, Marmaris’e gelip turizm temsilcisi olur. Ola ki bu sırada sevdalanır yaşamının son yıllarını yaşayacağı Datça’ya. Eşi Güler Yücel de öğretmenlik yapar. Bir süre sonra, ver elini yeniden İstanbul... İlk kitabı “Yazma”nın ardından devam eder şiir yazmaya; Yenilikler, Beraber, Seçilmiş Hikayeler, Dost, Sosyal Adalet, Şiir Sanatı, Dönem, Ant, İmece ve Papirüs adlı dergilerde buluşur dizeleri okurla. Siyasi yazıları da Vatan, Demokrat, Söz gazetelerinde şiir kitabı ancak 1973’te yayımlanır “Sevgi Duvarı”. Zeki Coşkun’a göre bu kitaptaki şiirler “Hecenin kıskacında, Garip’in sokağa, küçük adama bakayım derken yarı lümpenleşmiş, havaileşmiş ikliminde, Nazım Hikmet’in gölgesinde folklorik açılım arayan 40 Kuşağı-Devrimci şiiri ve nihayet kendi deyimiyle yanlış çeviri hareketi’nden doğan II. Yeni’nin ortamında son derece otonom, yerli, harbi, devingen, kendine mahsus ses taşıyan şiirlerdir”.Ama Can Yücel’in geçim kaynağı çevirilerdir. Başına dert açacak çeviriler...Yıl 1971, günlerden 12 Mart. Türk demokrasisi bir kez daha darbe alır. İşçi Partisi kapatılır, askeri mahkemeler harıl harıl mahkumiyet kararı verir. Can Yücel de payını Che Guevara’dan “İnsan ve Sosyalizm”; Mao, Che ve Amerikalı bir generalin yazdığı “Gerilla Harbi” çevirileri nedeniyle alır 15 yıl.“Amerikan generalinin bokuna yedi buçuk sene yedik” diye anlatır Yücel “Adam diyor ki Bir memlekette sosyal adaletsizlik çok büyük olursa, halk gerilla hareketine taraf çıkarsa, siz istediğiniz kadar tedbir alın, bunu durdurmanıza imkan yoktur. Adam, Amerika açısından anlatıyor. Bunda kusur bulundu”. Yine yanına Shakespeare’lerini alıp gider Adana Cezaevi’ne. Hepsini çevirmeden ölmek istemediği Shakespeare’leri.“Türkiye’nin Manimarkası’nda birşeyler kokuyor/ Kimine göre tuz, kimine göre et,/ Hamlet!/ Hamleeeeet!”SİNEK İLAÇLI DAKTİLOCezaevi yılları onun için olduğu kadar Güler Yücel için de eziyetlidir. Her ay zorlu bir otobüs yolculuğuyla Adana’ya Can Yücel’i ziyarete gibidir cezaevi. Saçı sakalı kesilmiş, üstü başı perişan bir halde geçirir günlerini. Ama hep çalışarak. Çalıştığı hem şiirdir hem de İnfaz güç bela soktuğu daktilosuyla habire dilekçeler döşenir kanuna bakarak. Bir gün sineklere karşı’ DDT yaparlar cezaevini. “Sineklerle beraber bizi de telef edeceklerdi” diye anlatır o günü, onlar kurtulur ama olan daktiloya olur “Üstü silme DDT, bembeyaz. Çıktıktan sonra Karaköy’de bir tamirci vardı, Alman. Ona götürdüm. Yaptı fakat Bu nasıl bu hale geldi anlayamadım’ dedi. Nasıl anlasın ki elin Almanı daktiloya DDT sıkıldığını?”BOYUN EĞMEYEN ŞİİR1974’te af çıkınca, 15 yılı tamamlamadan çıkar cezaevinden. Elinde üçüncü kitabı “Bir Siyasinin Şiirleri”yle... Bu kitap, Can Yücel’in okuruyla tam anlamıyla buluştuğu’ kitap olacaktır.“Yaşamayı yaşamak istiyorum demiştim/ Neylersin ki bu damda bu dem/ Ayaklarımda uyaklarımda zincir/ Böyle topal koşmalarla geçiyor günlerim/ Oysa methetmek gibi olmasın kendimi ama/ Yaşamım benim en güzel şiirim.”Cezaevinde gözlediklerini, dışarıya’ dair fikirlerini, izlenimlerini, günün siyasasına yaklaşımını yansıtır bu dizelerde. Alametifarikası olan mizah ve sözcük oyunları, Türk şiirine yepyeni bir boyut Durbaş’a göre “Yücel’i geniş okuyucu kitlesiyle buluşturan, kişisel ve toplumsal yaşamın acı bir dönemini dile getiren, öfkeli, alaycı, boyun eğmeyen, siyasal şiirlere ağırlık verilen bir kitap”tır. Şairin kendisine göre ise “kişinin dış baskıların hışmı karşısında kendi özünü hırpalattırmamak için, hatta yitirmemek için kullandığı bir savunma mekanizması, baskının, acının üstüne gidiş” MİSAFİRArtık eskisi kadar beklemeyecektir kitap yayımlamak için. Evdedir ve yalnızca şiir üstüne, yazı üstüne çalışır. Önce Kuzguncuk’ta, ardından Datça. Güler Yücel yemek pişirirken mutfak masasında yazılır şiirler. Peşisıra çıkar “Ölüm ve Oğlum” 1976, “Rengahenk” 1982, “Gökyokuş” 1984, “Beşibiyerde” 1985, “Canfeda” 1986, “Bi Çocuk” 1988, “Kısa Devre” 1990, “Kuzgunun Yavrusu” 1990, “Gece Vardiyası” 1991, “Güle Güle- Seslerin Sessizliği” 1993, “Gezintiler” 1994, “Maaile” 1995, “Seke Seke” 1997, “Mekanım Datça Olsun” 1999, “Alavara” 1999.Mesleği şiirdir Can Yücel’in. Yaşamı boyunca bir iki memuriyet ve çeviri dışında uğraştığı tek meslek. Aynı zamanda davetsiz misafirdir onun için şiir “Ben şiiri ciddiye almıyorum ki zaten, yeter ki şiir beni ciddiye alsın! Davetsiz misafirdir... Pat diye gelir. Ya bir Afrika menekşesini ya ölen bir delikanlıyı bahane eder, oturur karşıma, kaldırabilirsen kaldır artık.”Şiiri öfkedir, sevgidir, mizahtır Can Yücel’in. Oyundur da bolca. Dille, yaşamla, gerçeklikle bir oyun. Yaşayan şiirlerdir, yaşamın içinden fişek gibi geçen şiirler...“Bu gül birşeyin anısı olacak ama neydi unuttum/ Kimbilir belki de sabah sabah yeniden açan umudum”Onun mizahı “Yalanı, aldatmacayı, çelişkiyi, kafasızlığı, toplumsal düzenin ürünü olması açısından ele alan, bunların farkına varmış gibi kimi zaman kendini de konu edinen, ama aldatanın ve aldananın gülünçlüğünü şiirin berraklığında yansıtan bir mizahtır” Selahattin Hilav’ın sözleriyle. Metin Celal ise “Belki ilk anda gülümsersiniz, ama esas olan ardındaki bilgeliktir” diye tanımlar bu mizahı; “Onun dünyaya bakışı eleştireldir. Ama eleştirmekle kalmaz, değiştirmek de ister”.Argo, müstehcenlik, ironi okuru rehavetinden uyandırmak içindir sanki; ayıltıcı, düşünceyi uyandırıcı, harekete geçirici bir etkisi vardır. Akıldır Can Yücel’in çıkış noktası. Düşünceye, dile, yaşama hakim olan akıl. Yaşadığı dünyaya tanıklığı getiren akıl.“Hasan Bülent Kahraman’a göre ise “arınmanın, durulmanın, aşkınlaşmanın, kısacası etikanın şiiridir” Can Yücel’inki. “Aslında bir yokülkenin gerçekleşmesidir. ... Yücel’in şiiri gerçekle gerçekçiliğin, yokülkeyle gerçekliğin çatıştığı bir gerilimin içinden doğar”.Üstten bakmayan, okuyanın karşısında değil yanında duran dizeler zeka bekler önce. Bir çırpıda yazılmış gibi görünseler de, artlarındaki derin dünya görüşünü, sıra dışı birikimi taşırlar. Yücel’in öfkesi, isyanı, heyecanı, coşkusu güldür güldür akar. Yaşamını dizginlemeyen şaire, şiirde filtre ne gerek?BÜTÜNÜN MÜZİĞİCan Yücel için şiir “gürültüden müziğe geçmekti”r beri yandan. Hangi müzik mi? “Evrenin içinde büyük seslerin molekül ve atomlardan başlayan bütünlüğünün müziği”. Şair de bu müziği kuran kişidir haliyle. Şöyle devam eder şiir tarifine “İnsanlar kendi adlarına değil, kainat adına yazarlar. Bütünselliğin dışında şiir yoktur. Hayat ve ölüm de bir bütündür. Şiir bu bütünden çıkan çılgınlıktır.”Şiirinin içindeki müzik başka sanatçılara da ilham verir haliyle. Yeni Türkü “Sardunya’ya Ağıt” ve “İşçi Marşı” şiirlerini besteler. Aslında Yücel, şairle bestecinin birlikte çalışmasından yanadır. Hatta doğaçlama caz çalışmaları yapılmasını ister. Kitaplar kitapları kovalasa da zordur şiirle geçinmek. Gazete yazıları, çevirileri, şiir üstüne şiir; ama ekmek parası bile değildir bunlardan gelen. Ankara ve Dragos’taki baba evlerini satar, Kuzguncuk’ta bir ev alır. Babası sayesinde parasızlıktan şikayeti yoktur evde büyür çocuklar. Güzel, Deniz Bilimleri akademisyeni olur...“Sen ki çiçekleri toplamayan Güzelim/ Çiçekleri sulayan çocuk/ Ve ben ki buruk ve kavruk/ Bir ihtiyar adamım artık/ Öyle güzeldim ki senle, çiçeklerden çok”.Su annesi gibi ressam...“Bir derin uykudaydım ölümün içinden/ Açtım ki gözlerimi/ Bir suyun gölgesi gibi/ Kendisi adeta bir suyun/ Ayakucumda sen oturuyorsun/ Şiir getirenlerin çok olsun çocuğum!”Yeni Hasan ise Gazi Yaşargil’in yolundan gider. Kendi oğluna Can adını veren Yaşargil, Hasan Yücel’e kol kanat gerer, ona Kanada’da nöropataloji konusunda çalışması için yardım eder.“Oğlum hayırlı yolculuklar sana/ Ki annenle ben hayır’ diyoruz/ Bu içinde yaşadığımız körlüğe/ Döneceksin elbet sen daha sağlıklı/ Ve gören gözlerinle insanlığın/ Beni bir daha göremesen bile...”SONUN BAŞLANGICI1989’da çok sevdiği ve mekanı’ olarak seçtiği Datça’ya yerleşir Can Yücel eşiyle. Artık yeni bir yazı kanalı da vardır Mizah dergileri Leman ve Öküz. Her hafta Leman’da, her ayda Öküz’de genç okurlarda iptila politika kardeştir onun için. Zaten ne der? “Hayatımda karım hariç iki şeyi sevdim şiir ve politika.” Türkiye ortamında politik şiir yazmak doğaldır onun için, mayasında vardır bu. Politikayla akrabalığı onu yaşamının son yılında milletvekili adaylığına kadar götürür. 18 Nisan 1999 seçimlerinde ÖDP’nin İzmir 1. sıra milletvekili adayı olur Yücel. Çünkü “Kanserli bir ülkeye ancak kanserli bir şair doğru teşhis koyabilir”. Ancak ÖDP barajı geçemez, meclis dışı kalır. Zaten son başlamıştır Can Yücel için. 1997 yılında teşhisi konan bademcik kanseri artık yakasını bırakmayacağını belli etmiştir iyiden iyiye. Hastaneler, tedaviler, yeniden hastaneler derken çok zorlu iki yıl geçer.“... Güler’i bulup evlenmişim/ Ne iyi tesadüf!/ Üç çocuğum oldu üçü de harika/ Ne iyi tesadüf!/ Şiiri seçmişim, doğru seçim/ Ne iyi tesadüf!/ Öleceğim yakında/ Ne aksi tesadüf!”KAHKAHA ÇİÇEKLERİ1999 Ağustos’unda Datça’daki evinde ağırlaşır Can Yücel. Oğlu Hasan hocası Gazi Yaşargil’i arar, durumu anlatır. Babasının onun için imzaladığı son eserini göndereceğini de söyler. İmzalar da Can Yücel “Mekanım Datça olsun” adlı kitabını “Gazi... gözümün bebeği...giderayak...”.“Ölüm bir eşek şarkısıdır/ Gelir geçer göçer”.Tarih 12 Ağustos’tur. Kaleminden son çıkan sözler bunlar olur, saat durur kalbi. Şükran Kurdakul’a göre “Sözünü budaktan esirgemeyen bir kabadayı”; Zeynep Oral’a göre “Şiiriyle kahkaha çiçekleri üreten, sözcüklere habire takla attıran, dizeleri rengarenk çemberlerde fır döndüren yaramaz bir çocuk; imgelere pabucunu ters giydiren bir sihirbaz”...10 yıl önce bugün bitirir kendi senfonisini.“Konser oldum, bitmemiş senfoniyi bitirdim”... Mahkeme kapılarında bir şairCan Yücel muhalif ve sözünü sakınmayan biri olmanın cezasını’ çeker haliyle. 12 Mart sonrası Adana Cezaevi mahkumiyetinin ardından yıllar içinde sık sık düşer mahkemelere. “Rengahenk” kitabı 12 Eylül döneminde müstehcenlikten yargılanır ve toplatılır. Aynı dönemde yazdığı “Beşi Bir Yerde” şiiri yüzünden de Kenan Evren ve dört arkadaşına hakaretten dava açılır hakkında. Bu davadaki savunması artık bir efsane “Şiirinizde hep göt diyorsunuz. Daha kibar söylenemez mi?”Can Yücel “Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre bu memlekette göte göt denir”.Kenan Evren başka şiirlerinde de nasibini alacaktır Can Yücel’in zeki, usta, benzersiz dilinden “Kabaramazsın kel fatma/ Atan güzel sen çirkin.”Şairin dava edildiği bir diğer devlet büyüğü’ de Süleyman Demirel olur. Yaptığı bir konuşmada dönemin cumhurbaşkanı Demirel’e hakaret ettiği için 18 Mart 1998’de bir yıl iki ay hapis cezasına çarptırılır. Ortalık ayağa kalkar, cezasını affetmesi için Demirel’e dilekçeler yağar. Şairin yorumu ise bambaşkadır “Ben kahraman değilim/ Demirel beni affedecekmişse/ Kolay gelsin! / Benim endişem,/ Ya beni affetmeden önce/ Eceli gelip ölürse.../ Ama onu affetmeye benim/ Sıkletim yetmez/ Ne de cesedim...”“Çevirinin temeli yeni bir yapıt ortaya koymaya bağlıdır”Can Yücel şiire ayırdığı kadar çeviriye de mesai ayırır. İkinci kitabı 1959’da yayımlanan ve dünya şairlerini çevirdiği “Her Boydan”dır. Çeviri ya da tercüme sözcükleri doğru değildir onun yaptıkları için, “Türkçe söyler” dünyanın en değerli yazarlarını. Lorca da çevirir, Brecht de ama gözünün bebeği’ Shakespeare’dir. “Hamlet”, “Fırtına”, “Bir Yaz Gecesi Rüyası” aslına tam olarak bağlı olmasa da literatüre geçen çevirilerdir. Sistemi şudur kendi dilinden “Bu Shakespeare pezevengi Türkçe söylese nasıl söylerdi, bunu düşünüyorum. Bunu düşünürken bayağı güzel şeyler çıkıyor ortaya. Demek ki Shakespeare Türkçe düşünebiliyormuş.” Bu sistemin sonucu olarak “Hamlet”in ünlü “To be or not to be” sözünü “Bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin” şeklinde anlayışını ise şöyle özetler bir söyleşide “Başka bir dilden kendi dilimize çevirirken eğer o dil içinde o olayı yinelemez ve yenilemezseniz, onu yeniden yaratmazsanız hiçbir boka yaramaz. Türkiye’de çevrilmemiş hiçbir şey yoktur, her şey çevrilmiştir. Hiçbir şey değişmemiştir. Çevirinin temeli yeni bir yapıt ortaya koymaya bağlıdır. Çeviri yaparken yeni bir çocuk doğuruyormuş gibi bakmak lazım olaya. Yoksa suni imkanla çıkan çocuklar gibi ancak bize başbakan olur.”“Bahar Noktası” adıyla Türkçeleştirdiği “Bir Yaz Gecesi Rüyası”nın Başar Sabuncu’nun sahnelediği Şehir Tiyatroları yapımı, Türk tiyatro tarihine geçer. “Mırıldana mırıldana peçetelere yazar, bazen de masa örtülerine...”Şiir yazarken dalgınlaşır, kendi kendine konuşur. Çeviri yaparken ise yüksek sesle okur yazdıklarını, hatta bağıra bağıra. Öğleden sonra başlar çalışmaya, gece herkes yattıktan sonraya kadar devam eder. Peçetelere yazar çoğunlukla, işi bazen masa örtüsüne kadar ilerlettiği’ olur. Güler Yücel 2004 yılında Radikal İki’de yayımlanan bir yazısında şöyle anlatır Yücel’in nasıl şiir yazdığını“Her zaman heyecanlı olan Can, şiire yoğunlaştığı an, sakinleşirdi. Can’ın yaratıcılık saati çoğunlukla gece idi. Ortalık sakinleşir, el ayak çekilince, soyunur, anadan üryan divana uzanır, kaşlarını bir aşağı, bir yukarı oynatır; dudaklarıyla mırıl mırıl mırıldanır, bakışları sakinleşir, etrafındaki hiçbir şeyi görmez, her şeyi delip geçer; bakışı, beyinden uçuşan imgelere odaklaşır, adeta onları kovalar, bir yandan da, eliyle bıyıklarını kıvırırdı. Saatlerce öyle hareketsiz kalırdı. Kimse ona dokunamaz, kendi kendine kalır, sonra ayağa kalkar, masanın başına geçer, şiirini veya yazısını yazardı. Bir aşağı bir yukarı odanın içinde dolaşır, daha sonra gecenin bir saatinde beni uyandırır, Bak bakalım, şunu bir dinle!..’ der, bana yazdıklarını okurdu. Ben de uykulu uykulu, onun şiirlerini dinlemeye çalışırdım. Uyanmam için, bana kahve yapar, şu mısra sarkmış dediğim an hemen öfkelenir, daha sonra şiirin girinti çıkıntılarını düzeltir, o davudi sesiyle şiirini tekrar tekrar okurdu. En son haline gelen şiiri temiz bir kağıda o güzelim el yazısıyla yazardı. Odanın ortasına buruşturulup atılmış müsveddeleri toplar, düzeltip saklardım. Ne kadar çok toplamışım bu müsveddeleri.” Can Evi’nde ve şenlikte yaşıyor12 Ağustos 1999 gecesi ölen şair, çok sevdiği günebakan çiçekleriyle uğurlanarak vasiyeti üzerine Datça’ya gömülür.“Beni Datça’ya gömün/ Şu deniz gören mezarlığın orda,/ Define diye deşerlerse ama, karışmam ona!”Can Yücel’in mezarını ise, tonlarca mermeri Datça’ya taşıyan heykeltıraş Mehmet Aksoy yapar. “Can taşı”dır adı. Ana karnında bir çocuk görünümündedir bu mezar; Yücel’in yaşamını üstüne kurduğu umuda gönderme olarak. Etrafındaki taşları Yücel’in yakınları toplayıp getirir. Her daim akan bir su da vardır mezarın üstünde; bugenviller, günebakanlar ve Yücel’in “Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi” sözü de. Heykeldeki özel taş gün boyu emdiği güneş ışığını akşamdan itibaren dışarıya yayar. Aile Can Şenliği başlatır ardından. Her Ağustos’ta tekrarlanacak bu şenlik Can Baba’nın sevenleriyle dolup taşar. Arazlar da olmaz değil; MHP karşı bildiriler yayınlar, Datça halkı badem şenliklerine bir tehdit gibi algılar. 2005’te güvenlik gerekçesiyle iptal edilir şenlik. 2006’da İzmir’e taşınır. Bir de Can Evi kurulur Güler Yücel tarafından. Can Yücel’in çocukluğundan kalma kütüphanesi vardır burada; ayrıca el yazıları, çevirileri, mektupları, fotoğrafları, şiir kasetleri, video kasetleri, filmleri, muhtelif sanatçılar tarafından yapılmış büst ve posterleri de. Bugün Can Evi’nde yapılacak 2009 Can Şenliği.
can yücel çeviri şiirlerini topladığı kitap