OTONOM ARAÇLARIN YASAL SORUMLULUĞU ÖZET Yapay zeka, bir robotun insana ait özelliklere sahipmişçesine bir görevi yerine getirebilme yeteneğidir. Her robotu yapay zekalı varlık olarak adlandıramayız. Bir robotun yapay zekaya sahip olabilmesi için birtakım özelliklere sahip olması gerekir. Peki yapay zekalı bir robot, suç olarak nitelendirilebilecek eylemlerde bulunduğunda Kişiyisuça toplum mu iter kendisi mi konusu ile ilgili münazara örnekleri. İnsanların kalbinde iyilikle birlikte suç işleme yani kötülük duygusu da vardır. Doğumdan ölüme kadar uzanan süreçte kişi ilk günkü haliyle almıyor. Okunması Gereken 10 Bilimkurgu Romanı. “Bir romanın değerini nihai olarak ona duyduğunuz sevgi belirler.”. E. M. Forster, Roman Sanatı. Forster’in bu sözüne uyarak listeye sadece çok sevdiğim, defalarca okumaktan bıkmadığım romanları aldım. Listedeki her romanı en az dört kez okumuşluğum vardır. İsaile ilgili bir takım gerçek dışı saçmalıkları Müslümanlara yerleştirebilmek için Mushafta bir takım ince ve derin operasyonlar yapıldığını birçok yazımızda; özellikle de İsa ile ilgili bölümleri, Tebyinü’l Kur’an kitabımızın Âl-i Imran/ 33-63, Meryem/ 33-29, Zuhruf/ 44, 61, 61, 45. ayetlerin tahlilinde GeorgeHaris'in, "Tradlied Alliance" adıyla yayımlanan ve Amerika'da State Department'a "rapor" olarak sunulan incelemesinin "barış gönüllüleri" ile ilgili bölümünde Müslim Özbalkan'ın "Gizli Belgeleriyle Barış Gönüllüleri" adlı incelemesine de yer verilmiştir. TÜRK ŞİİRİNDE TANRIYA KAFA TUTANLAR İsmet Zeki EYÜBOĞLU İÇİNDEKİLER 1- Özdeyiş 2- İnsan Üstüne 3- Tanrıya Kafa Tutuşun Anlamı 4-.İslam Dininde Tanrı Kavramı 5- Tanrı u0rDeHB. Bu yazımızda “insana suç işleten kendisidir konulu münazara” konusu hakkında kısaca açıklamalar suç işleten kendisi midir, toplum mudur diye baktığımızda benim ulaştığım sonuç insana suç işleten kendisidir. Çünkü toplumda uyulması gereken bazı kurallar vardır. Bu kurallar toplumsal kurallar olarak bildiğimiz bizim nerede, nasıl davranacağımızı belirleyen genel kurallardır. Biz toplumsal kurallara uyduğumuz zaman suç işlemekten uzak kalmaya işlemek kişinin kendisi ile alakalı bir durumdur. İnsan kendi isteklerine ve zaaflarına yenik düştüğü bir anda suç işlemiş olur. Bunu o zaman algılamaz. Nefsine yenik düşer çünkü. Sonradan olayın yanlışlığını fark eder. Burada toplumun etkisi değil de bireyin kendi etkisi vardır. Bu yüzden insana suç işleten kendisidir. Toplum sizi suç işlemeye teşvik etmez. Aksine toplum suçun önüne geçmeye çalışır. Her şey kendinizde biter. İnsanın kendisi içinde bulunduğu ruh halinden dolayı suç işler. Toplum ise insanı suç işlemekten alıkoyar. Toplum iyi bir insan olunması için insana örf ve adetlere uymayı, nezaket ve görgü kurallarına uymayı işlemek toplumla ilgili değil de insanın kendi benliği ile ilgili bir durumdur. Yani insanı kendi nefsi ona suç işletir. İradesine hâkim olmayan insan suç işler. Burada insana suç işleten toplumdur görüşünün ne kadar yanlış olduğu ortaya çıkmaktadır. Toplum insana suç işletmez, tam tersine işlenecek bir suçu engellemeye çalışır. İnsan kendi iradesiyle hırsızlık yapmaya kalkışırsa toplum bunu cezalandırır. Yani toplum suçu önlemeye alışır. Bu örnekte de görüldüğü gibi insana suç işleten toplum değil, insanın kendisidir. Günümüzde insan aklı, kapitalist sistemin sunduklarının dışında bir aklı oluşturamıyor. Çünkü günümüzün insanı sistematik bir akla sahip değil. 30 yıl boyunca beynine yönelik olarak gördüğü şiddetten dolayı, aklı bir barbar akınında yağmalanmış ve darmadağın edilmiş bir kent gibi. Bu yağmalamada tüm biriktirdiği zenginliklerini de kaybetmiş durumda. Bu zenginliklerinden bir tanesi de tarih bilincidir. “Tarih sınıf mücadeleleri tarihi” olduğuna göre ve tarihi ileriye iten dinamikler de buna bağlı olduğuna göre, şu anda bu bütünlüğünden kopartılmış insan nerede durmaktadır? Acaba “tarihin sonu” yanılsamasına ikna mı olmuştur? Kendi yağmacısının çizdiği çemberin dışına çıkamayan insanın trajedisi, katilinden adalet beklemesidir. Tarih bilincinin sistematiği ile bütünlüklü bakamayan akıl, suçun tarifini yapan suçluların aklına vekalet vermiştir. “İnsanlığa karşı işlenen suçlar”ın yargıcı, savcısı ve avukatı kimlerdir? Bellek bu soruları cevaplayabilecek kadar derli toplu değildir ama, tarih bilinci bu sorular karşısında zaman aşımına uğramaz. Yiğit Tuncay Reinhard Gehlen Nürnberg – CIA – Gladio Köprüsü Son günlerde yaşanan bazı hukuk tartışmaları ve yargı sorunları, sistematik olmamakla birlikte, bir takım notların gündeme getirilmesini zorunlu kılıyor düşüncesindeyim. Bu notları şöyle sıralamak mümkün Sivas Davası üzerinden gündemleştirilen “insanlığa karşı işlenen suçlar” kavramı, ilk kez Nazi savaş suçlularının yargılandığı Nürnberg Mahkemeleri’nde formüle edildi ve yargılamalar bu temelde gerçekleştirildi. Nürnberg Mahkemeleri’nin şöyle bir tarihsel bütünlük içinde ele alınması gerekir; Nürnberg Mahkemeleri “insanlığa karşı işlenmiş suçlar”dan söz ederken, “insanlığa karşı işlenmiş suçlar”ın şahikasını oluşturan Alman istihbaratının önde gelen şefi General Reinhard Gehlen’i, ABD, Amerika’ya götürmüştür. Gehlen, sadece CIA’i önceleyen Stratejik Hizmetler Bürosu’nun yeniden organize edilmesine katılmakla kalmamış, tüm Avrupa’yı kapsayan Gladio örgütlenmelerinin de, hem fikir babalığını, hem de organizatörlüğünü yapmıştır. Gehlen’in özellikleri bununla da sınırlı değildi. General Gehlen, aynı zamanda bugün sivil toplumculuğun şahikası olan Adenauer Vakfı’na ismini veren Almanya Başbakanı, Alman politikasının savaştan sonra önde gelen ismi Konrad Adenauer’la da işbirliği içerisindeydi. Reinhard Gehlen Gehlen, bizi fazlasıyla ilgilendirir. Çünkü, Türkiye’de pek çok kanlı CIA operasyonuna imza atmış olan -ki bunlara 16 Mart 1978 İstanbul Üniversitesi Katliamı da dahildir- planlayıcı, yönlendirici konumdaki Türkistanlı Ruzi Nazar’ı da, Almanya’da keşfederek, Almanya’dan, ABD’ne birlikte götüren şahsiyettir. O Ruzi Nazar, ki çok kestirmeden bakıldığında bir ucu Maraş Katliamı’na kadar uzanan düzeneklerin, kontrgerilla planlamalarının orta yerinde duran isimdir. Önemli bir partinin lideri -ki bu önemli partinin lideri aynı zamanda MİT’te de önemli ilişkilere sahipti-, orada bulunan dünürü üzerinden bir ucu Maraş’a çıkan ve bugün dahi henüz tam anlamıyla tartışmaya açılmayan süreçlerin önemli bir yanını oluşturuyordu. İlginçtir, Kahramanmaraş Katliamı’nın planlamacıları arasında gösterilen CIA’nın yan kuruluşu Pan American şirketiydi. Mecliste o dönem bir araştırma komisyonu kurulmuştu. Bu araştırma komisyonu, Pan America’nın bu konudaki işlevlerine dair bir takım bilgi, belgelere de ulaşmıştı ama, o dosya kayıptır. 12 Eylül’den sonra mecliste kaybedilen ve bir daha da meclis arşivine dönmesi mümkün olmayan dosyalar arasında bu da vardır. Gehlen’in, Avrupa operasyonlarındaki en güvendiği isimlerden Ruzi Nazar, Pan American şirketine o önemli parti liderinin çocuklarından birini yerleştirmişti. Ruzi Nazar, 16 Mart şüphelilerinden Nasibullah Türker’i, Başbakan Bülent Ecevit’in uçağına koyarak beraberinde Almanya’ya götürmüştü. Ruzi Nazar; 1960’ların başında CIA’nın Ankara İstasyon Şefi Gladio Hümanizminin Zirvesi AİHM Bakın, insanlığa karşı işlenen suçların diğer yüzünde ne duruyor? Nürnberg Mahkemeleri’nde “insanlığa karşı suçlar” yargılanırken, meselenin diğer yüzünde Gladio durmaktadır. Tıpkı bugün Avrupa’nın dört bir yanına yayılmış Gladio aygıtlarının, politikadan, ekonomiye, sendikal yaşama kadar dönüşüm geçirdiği bir gerçeklik olarak orta yerde dururken; bu yeni gerçekliğin çelişkisiz problemsiz işlemesi bakımından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne duyulan ihtiyaç gibi. Bugün, “insanlık” başlığı altında Avrupa’da gündeme getirilen sorunların hepsi, yine tüm bu sorunların çözüm yeriymişçesine AİHM’e götürülürken, AİHM aynı zamanda Gladio pisliklerinin üzerine örtü çekilmesinin garantörü durumuna geliyor. Avrupa ne kadar demokrat olduğunu, ne kadar insan sever olduğunu, ne kadar halk sever olduğunu kanıtlarken, AİHM’e yaslanıyor. Nürnberg’te yaşananlar bir başka bağlam içerisinde tekrar ediliyor. Bir tarafta “insanlık suçları” kapsamı çerçevesinde göstermelik olarak Nazilerin vitrinindekiler yakalanırken, diğer tarafta Gehlen örgütü, Türkiye dahil olmak üzere dört bir yanda sessiz şebekelerini kuruyor ve o sessiz şebekeler günümüze kadar uzanan katliam pratiklerinin orta yerine yerleşiyor. O sessiz şebekelerin Türkiye’de oluşturduğu gazetelerde bir dönem yazarlık ve başyazarlık yapanları bugün basının en muteber sosyolog kalemleri olarak tekrar görüyoruz. “İnsanseverlik” de sınır yok. Kâr Yargılanmaz “İnsanlığa karşı işlenen suçlar” kapsamı içerisinde, Nürnberg Mahkemeleri’nde yargılananlara değil, yargılanmayanlara bakmak lazımdır. O mahkemelerde Hitler’i finanse eden İngiliz ve Amerikan bankerleri yargılanmadılar. O mahkemede, biri CIA’nın başına geçen, bir diğeri daha sonra Amerika Dışişleri Bakanı olan, Türkiye ile de yakından ilgili olan Dulles biraderler -ki Nazilerin Amerika’daki çıkarlarını koruyorlardı- yargılanmadılar. Naziler’in en büyük destekçisi olan Henry Ford yargılanmadı. Naziler’i paraya boğan Britanyalı bankerler yargılanmadılar. Önde gelen Alman sanayicileri ve işadamları yargılanmadılar. Her zamanki gibi vitrine görünür katliam düzeneklerini işletenler konuldu. Fakat sistemin gerçek egemenlerine dokunulmadı. Bu bize neyi gösteriyor? Hukuku, hukukun içinden yorumlamak, sistemin yönlendiriciliğine açık olmaktır. Siz eğer insanlığa karşı işlenen suçlar kavramı üzerinden yola çıkarsanız, dün Gladio, bugün dönüşüm geçirmiş Gladio, yarın ise başka yapılanmaların her türlü katliamına, her türlü zulmüne, işkencesine açık hale gelirsiniz. “Toplumsal bellek”, tarih bilincinin yerini alamaz. Tarih bilinci sınıfsaldır. “Toplumsal bellek”, neo-liberal dünyayla uyumlu tezlerin alanında yeşeren bir garip sosyoloji anlayışının türevi olarak uç vermiş, bulamaç bir kavramlaştırmadır. Anglo-sakson sosyolojisinin Türkçeye tercümesidir. Tarih bilincinin sağlamlığı çerçevesinde olgulara yaklaşıldığında, “insanlık suçu” kavramının Nürnberg’teki kökleri bizi başka noktalara da götürür. Nereye götürür? Soykırım Endüstrisi 1967’ye kadar bir soykırım endüstrisi yoktu. 1967’de İsrail’in, Araplar karşısında Amerika’nın desteğiyle büyük bir askerî başarı kazanmasının sonucunda, Amerika merkezli olarak dev bir soykırım endüstrisi doğdu. Bu temelde müthiş bir kurban kampanyası başlatıldı ve o tarihten itibaren özellikle Amerikan sağının seçim kampanyalarında sıklıkla kurban kimliği üzerinden vurgular yaptığını gördük. Burada söz konusu edilen elbette ki Yahudi kimliği değildi. Ama öyle bir iklim ortaya çıktı ki, “Amerika’nın sessiz çoğunluğu” denilen “beyaz orta sınıf”a yönelik suç olgusu müthiş ölçekte abartılarak, Amerikan halkı kurban ilân edildi. O noktadan itibaren, neredeyse pek çok alanda “cadı avı” başlatıldı. Bu kurban kimliği, daha sonra sosyal bilimler üzerinden feminist hareketlere, çevreci hareketlere, liberal-sol akımlara da bulaştı. Bugün “yeni sağ”la solun buluştuğu en temel noktalardan biri, artık kurbanlaştırma olgusudur. Böyle bakıldığında neredeyse Ortaçağ’a geri dönmüş vaziyetteyiz. Çünkü bir noktada dinlerin imgesi olan kurbanlaştırma olgusu, toplumsal alanın her noktasına hâkim pozisyona gelmiş gibi görünüyor. Kapitalizmin Kurban Piyasası Tacizcilikten ve bu taciz meselesinin neredeyse aile olgusunu, insani kirlenmenin odağı haline sokmasından tutun, kadına yönelik şiddetin tüm erkekleri patolojik birer şiddet döngüsünün temel unsuru gibi gösteren araçsalcılığa kadar her alanda etkisini gösteriyor. Kurbanlaştırma, hayatın her alanını kapsayan bir şiddet döngüsünün, ki bu şiddet döngüsünün temeline erkekler, belirli cinsel aidiyeti olanlar, değişik toplumsal gruplar yerleştiriliyor ve konjonktürlere göre de kurbanlar değişik veçhelere bürünüyorlar. Kurbanlık imgesi, kapitalizmin yeni toplumsal meşruiyetinin sağlanmasında, insanlar arasındaki güven ilişkilerinin bozulmasında, sınıf bilincinin darmadağın edilmesinde elverişli bir imge olarak varlığını sürdürüyor. Bu temelde bakıldığında, aslında, son dönemde aileyi, erkekler, kadınlar ve çocuklar açısından tacizci, toksit bir madde, patolojik bir öge haline getiren yaklaşımlar; kaynağı iyice araştırıldığında anglo-sakson sosyolojisinin yeni-sağdan beslenen kuramlarıyla buluşuyor. Ne yazık ki, bu bir ilericilik illüzyonuyla sunuluyor. Burada ideoloji öyle ustaca örülüyor ki, medya atomlaştırdığı insanları birbirinin karşısına konumlandırırken, hem sınıfsal ölçekteki mücadelenin zeminini ortadan kaldırıyor, hem de bunu kendine yönelecek olan güçlü radikal hareketlerin önünü kesmede değerlendiriyor. Üstelik de böyle bir kurban kültürü çerçevesine karşı çıkmak ve bunu eleştirmek bir noktada gericilik çerçevesinde değerlendirileceği için, hakikaten bir entellektüel cesaret de istiyor. Bu artık hiç bir biçimde sınanmayan, meşru kabul edilen bir mukaddes ortak paydaya dönüşüyor. Ama bu ortak payda, toplumsal varoluşu zehirleyen bir nitelik taşıyor. Böyle değerlendirildiğinde, işler tabi ki, tesadüf değil. Çünkü, özellikle şiddeti kendi varlığıyla, bir şiddet döngüsüyle açıklayan ve bu noktada sistemi aklayan teoriler, geniş fonlara dayalı araştırmalar sayesinde gerçekleştiriliyor. Kalust Sarkis Gülbenkyan Tek bir örnek vermek istiyorum Dünya petrolünün en önemli isimlerinden biri Gülbenkyan’dır. Gülbenkyan, 20. yüzyılın başında Ortadoğu’nun petrol alanlarının cetvelle çizilmesinden payını alan, “bay %5” olarak bilinir. Benim kitaplarımda Gülbenkyan’a göndermeler de vardır. Gülbenkyan’ın adına kurulan “Gülbenkyan Vakfı”, özellikle bu şiddet döngüsünün, yine bu şiddet tarafından beslenmesi üzerine, taciz üzerine; bizim bugün ki, moda tabirimizle “aile içi şiddet” üzerine en geniş fonlarla yürütülen araştırmaların yapıldığı merkez olarak duruyor. Burada, Gülbenkyan üzerine kimse sonuç çıkarmasın. Gülbenkyan’ı özellikli kılan dünya petrol endüstrisindeki ve finans kapitalindeki yeridir. Yoksa, onun etnik varlığı değildir. “Evrensel Hukuk”un Şiddeti “Evrensel hukuk”, insan haklarını devlet ve sistem şiddetinden korumak üzere kurallara bağlanmaz. Tam tersine, “evrensel hukuk” yoğunlaştırılmış terör pratiklerinin üzerini örten egemenlik ilişkilerini gizlemeye hizmet eder. Bunu akılda tutmak gerekiyor. Bu bağlamda, bizim mücadelemizi yaslayacağımız bir “evrensel hukuk”tan söz etmek mümkün değildir. “Hukukun üstünlüğü”, sistemin şiddet, sömürü, yağma düzeneklerini meşrulaştırır. Bu bağlamda da hukuk, özerk, bağımsız kendi dinamiklerine dayalı bir gerçeklik değildir. “Hukukun üstünlüğü”nü sınıf egemenliği ve baskı aygıtlarındaki köklerinden soyutlayan liberal-sol çığırtkanlık, bu süreçlerin ideolojik yüceltilmesinin payandası haline gelmiştir. Ki böyle bakıldığında, liberal-sol çığırtkanlık “hukukun üstünlüğü”nü talep ettiği noktada, sistemin şiddetiyle mücadelede her türlü radikal mücadele imkânı yerine, politik uzlaşmayı ikâme etmek anlamına gelmektedir. “İnsanlık suçlarında zaman aşımı olmaz” kavramı da, bu tarz bir anlayışın sonuçlarından başlıcasıdır. Devlet şiddetinin stratejik plânlamaları, ortaya çıkan katliam, terör, yağma uygulamalarının sonuçlarını “hukukun üstünlüğü” vurgusuyla örtmek, açıkçası, bu çığırtkanlığın insanlık dışı yüzünü de ortaya koyuyor. Yani, liberal-sol çığırtkanlık, artık bir tür “insanî” temsilde “evrensellik” iddiasına rağmen, insanlık dışılık bağlamına da oturuyor. Bu konuda verilecek tek örnek bile sanırım tabloyu aydınlatacaktır Auschwitz toplama kampının girişinde bir büyük levha vardır; “çalışmak özgürleştirir” diye yazar. “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” dolayısıyla, özellikle ekonomi kanallarında, çok rahat, saatler boyu “çalışmak özgürleştirir” denildi kadını kastederek söylüyorlar. Bu formülasyonlar üzerinden programlar üretildi ve bu cüret gösterildi. Hukuktokrasi Terörü Hayâli “adalet” kurgularına, “insanlık” kavramına bağlanan arayışlara çok dikkat etmek gerekiyor. Çünkü bunlar politik mücadeleyi bir kenara atarak, “insan hakları” fetişizmini temel mücadele alanı haline getiriyorlar ve burada gene bir “hukuk” yüceltmesi oluyor. Oysa, şiddet hukukun özüdür. Hukuk şiddeti önlemez, engellemez. Bu anlamda soyut bir hukuk yoktur. Askerî-politik stratejiler kalıcıdır. Zaman zaman bu stratejiler dönüşüm geçirir, yenilenir ama, sistemin özü bu stratejilerle tezahürünü ortaya koyar. Sistem bu stratejilerin işleyişine dayanır. Dolayısıyla, sistemin sürekli yeniden üretimi, birikimli şiddet aygıtlarının gücüne bağlıdır. Hukuk bu şiddetin ideolojik cephaneliğinin adıdır. Hukukun üstünlüğü” veya “evrensel hukuk” ilkelerinden, sömürü temelinde ezilenlerin herhangi bir yarar umması; üstelik de katliam, yağma, seçilmiş terör uygulamalarından dolayı bu tarz bir yarar umması, anlamsızdır. Bu sisteme işkence, katliam, terör suç olarak duyurulamaz. Politik-askerî-savaş stratejilerinin yarattığı kan ve şiddet dolu dünya, “hukukun üstünlüğü”nün ürünü olan bir dünyadır. Burada bir hukuk ütopyasına yer yoktur. Devrimci mücadelenin ölçütlerinden, pratiklerinden ve varlık biçimlerinden kopan sol, “hukukun üstünlüğü”nün geçerli olduğu daha rahat bir dünyaya ve burjuva hümanizminin yüzsüz insan kavramının çeşitlemelerine sığınıyor. Bu sığınakta ne kadar kalacağını göreceğiz. Çünkü, bugün “insanlığa karşı suçlar” bağlamı içerisinde, sanki ezilenler veya sol lehine kullanılabilirliği varmış gibi değerlendirilen “ceza hukuku” cephaneliği, yarın hep birlikte konjonktür değiştiğinde farklı bağlamlarıyla üzerimize yağacaktır. Burjuva sınıf iktidarına karşı mücadele etmeden askerî-politik stratejilerin yarattığı katliamlarla hesaplaşmak mümkün değildir. Bu noktada burjuva dünyasının, “hukukun üstünlüğü” ve “insan” başlıklı tüm kavramlaştırmaları reddedilmelidir. Çünkü, buradaki “insan” anlayışı, burjuva insan anlayışıdır. Ahlakî Emperyalizmin Kâr Hukuku En önemlisi de şu Türkiye’de sınıflar arası güç dengesini değiştirmede politik-askerî-savaş stratejileri hayâti önem taşır. Böyle bakıldığında, tıpkı global kapitalizmin organik bileşiminin en temel unsurunun şiddet olması gibi, Türkiye’de de sermaye bir kâr hareketi olmadan önce, bir şiddet hareketidir. Türkiye’de sermayenin organik bileşiminin esaslı unsuru, şiddettir. Bu şiddet sisteminden herhangi bir biçimde adalet beklemek ise en hafif tabiriyle aymazlık olur. Global kapitalizm, Nürnberg’ten başlayarak Birleşmiş Milletler ve NATO’nun yürüttüğü “insani müdahale” ile “ahlâki emperyalizm” aşamasına sıçramıştır. Nürnberg’te formüle edilen “insanlığa karşı suç kavramı”, daha sonra Birleşmiş Milletler ve NATO operasyonlarının meşrulaşma aracı haline dönüştürülmüştür. Artık şimdiki çağda “insanî müdahale”, kabilecilikten, etnisizme kadar bir takım anti-siyasal isimler taşıyan kötülüklerin tehdidi altında yaşayan ve tırnak içinde “insanlık” adına savaşan emperyalist güçlerin ideolojik meşruluk aracıdır. Artık çağımızda “insanilik” şüphe götürmez bir savaş silahıdır. “İnsani eylem”, NATO, Birleşmiş Milletler ve onlarla birlikte savaşan sivil toplum örgütlerinin caydırıcı bombalarının etiketidir. Global Kapitalizmin Çelik Çekirdeği Vekaleten Yurttaşlık Savaş ve insanilik birleşmiştir. “İnsanilik” vurgusu yeni bir tür “mutabakat ahlakçılığı” adına, eleştirel düşünceyi susturmuştur. Bu mutabakat, öyle bir mutabakattır ki, “vekâleten yurttaşlık” çağını başlatmıştır. Artık “yurttaşlık” kavramı, özünün zorunlu kıldığı anlaşmazlığı, tartışmayı, yüzleşmeyi içerir olmaktan çıkmış, uzlaşma arayışına dönüşmüştür. “Vekâleten yurttaşlık”, sistemin kapılarında “insanlık” adına adalet talebiyle yeni bir çeşni kazanmıştır. Oysa, “toplumsal cumhuriyet” programı çerçevesi, asgarisinde dahi yürütülecek bir yurttaş mücadelesi, bunun çok ötelerine geçme gücünü, direncini, potansiyelini içerecek olanaklara sahiptir. “İnsanilik” adına parsayı toplayan sivil toplum örgütleri, NATO’nun askerî aygıtları, Birleşmiş Milletler, Dünya Ticaret Örgütü ve bunlarla iç içe geçen devletlerin politik-askerî düzenekleri, “vekâleten yurttaşlık” olgusunu iyice kurumlaştırmışlardır. Her gün medyanın ideolojik bombardımanları ve yönlendirmesi sayesinde, bu süreç daha da katmerli hâle gelmiştir. Yaşadığımız tam bir “insânilik parodisi”dir. Bu “insanilik parodisi”, Bosna’da, Yugoslavya’da, Irak’ta, Afganistan’da, Ruanda’da kendi hukukunu yaratmıştır. Kapitalizm İnsanlık Kavramını Tekelleştiriyor “İnsanlığa karşı suç” kavramı, emperyalist müdahalenin aracı olarak yeni içerikler kazanmıştır. Bu içerikler, artık solun, liberallerin, entellektüellerin ortak paydasıdır ve “insani müdahale hukuku”, insaniliğin, insanlık dışı yüzüdür. 1999’da Balkanlar’a emperyalist müdahalede, milyonlarca insanın algıladığı haliyle uluslararası sorunlar depolitize edilmiş ve bir suç-ceza sürecine dönüştürülmüştür. “Ahlâki emperyalizmin”, daha doğrusu “insani müdahale” üzerinden yürütülen ve Nürnberg’in yeni çeşniler kazandırılıp modernize edilmiş hali olan Balkanlar’daki emperyalist savaş, kamu tartışmalarına egemen dil olarak, “adaletin ve hukukun” dilini yerleştirmiştir. Ama hangi hukuk, hangi adalet? Dolayısıyla, özellikle NATO’nun psikolojik savaşını yürütürken, “insanilik” olgusuna yüklediği anlam ve “savaş suçları” kavramı üzerinden geliştirdiği yargısal süreçleri çok iyi irdelemek gerekir. Bu dil, emperyalist aygıtların şiddetini meşrulaştıran bir dildir. “İnsani müdahale”, NATO’nun ilk resmi savaşının, yani Balkanlar’daki savaşının ideolojik meşruiyet aracına dönüşmüştür. Çağımızda Euro-Amerikan sömürgeciliği, “evrensel insan hakları” dilini kullanıyor. Yüksek düzeyde Wilson’cu ilkelerle, yeni bir tür Makyavel’ci bir gerçekçilik sentezlenmiş vaziyettedir. Bu sentez soğuk savaştan sonra insan hakları ihlalleri gerekçesine dayanarak, itaatsiz 3. dünya rejimlerine karşı yürütülen eylemlerde, terbiye edici bir prensip olarak gündeme getirilmiştir. Ne yazık ki, solun önemli bir bölümü bu noktada sistemin peşine takılmıştır. Artık öyle ki, “sınır tanımayan doktorlar” ile “sınır tanımayan bombardıman” aynı süreçte birleşmişlerdir ve bunlara “sınır tanımayan sol”u da ilave etmek mümkündür. Yeni emperyalizm, Euro-ABD sömürgeciliğinin, belirli çıkarlarının ve bu çıkarları temsil etmek için tasarlanan uluslararası araçların yerini aldığı bir “insan hakları” anlayışını temeline yerleştiren yaklaşım içerisindedir. Buna bir tanım getirmek gerekirse, “insan hakları emperyalizmi” demek mümkündür. Solun önemli bir bölümü, “insan hakları emperyalizmi” ile aynı hattadır. Devrimden Arındırılan Sol Artık çağımızın en önemli gerçekliklerinden biri “insani şahinler”dir. Eskiden “militarist şahinler” vardı ve şimdi de “militarist şahinler” cephe gerisinde dururken, onların bir takım işlevlerini “insani şahinler” devraldılar. “İnsani şahinler” kendi ahlâki üstünlükleri adına, Balkanlar, Irak, Afganistan, Afrika’da sınırsız yıkımlar yarattılar. Ama, hem liberallerin, hem de solun önemli kesimlerinin sessiz ortaklığı sayesinde. Tüm bunları ne adına yaptılar? “İnsani müdahale” adına yaptılar. Sol bu sürecin, bu yıkımın ortağıdır. Kapitalist baskı ve şiddet, solun siyasal değerlerini iğdiş etmiştir. Solun disiplin altına alınması, kapitalizmin egemenliğinde demokrasinin sınırları olduğunun zorla onaylanması, süreç içinde solun kendi siyasal ideolojisine içerilmiş bir durum yarattı. Bu stratejik çözülme ve sistemle uyum, artık bir değer haline gelmiştir. Demokrasi ve insan haklarının, kendi başına iyi bir şey olduğu inancı üzerinden tüm sol harekete neredeyse yayılmıştır. Bu inanç, burjuva araçsal demokrasi anlayışını, solun son veremediği, anlamayı da başaramadığı şiddet güçlerine uyumun temelinde örtbas ederken, elde kalan ise “insanlık” ve “hukuk” soyutlaması olmuştur. “İnsanilik” temelinde bir “hukuk” anlayışı düpedüz karşı-devrimcidir ve reddedilmesi gerekir. Çünkü, “insanilik”, “insanlığa karşı işlenen suçlar”, Nürnberg’ten itibaren özü itibariyle jeo-ekonomik, jeo-politik, jeo-kültürel temellere oturtulmuş askerî güç dengelerinden beslenen, gizli operasyonların yürütülmesinin koşullarını ve uygun iklimini sağlayan oluşumların ideolojik aracıdır. Bunlar masum kavramlaştırmalar değildir ve bunlar gerçekten de bizim kastettiğimiz insanlıkla ilintili değildir. Bu emperyalizmin ideolojik cephaneliğinin temel girdileri arasındadır ve kendi tarihçesi vardır. O tarihçenin önümüze koyduğu dehşet tablolarını görmezden gelemeyiz. Özellikle, Türkiye’de mutlak tarih bilinciyle yaklaşılması gereken davalar, söz konusu olduğunda, bu davalar takip edilebilir. Bu davalar takip edilirken, temel amaç; bu davalarda sistemin politik-askerî-savaş aygıtının doktriner işlerliğinin hangi noktalarda yoğunlaştığının tespiti bakımından, zor da olsa belge-bilgi toplamaktır. Bu davaların temel amacı; belge-bilgi toplama imkanını sunmasıdır. Bunun ötesinde, bu sistemden adalet beklemek, bu sistemle işbirliği yapıp onu meşrulaştırmanın bir aracıdır. Egemenlerin Adaleti İnsanlığı Gasp Ediyor Üstelik tam da sistemin istediği biçimde, bir kesimin hangi ölçütlere göre olduğu belirsiz tarzda “insanileştirilmesi”, “karşı taraf” başlığı altında konumlandırılacak olanların canavarlaştırılmasını beraberinde getirecektir. Burada kurban kimliğinin sürekliliği ve o kimliğin özellikle medya tarafından bahşedilen meşrulaştırmasından yola çıkarak bölünmek, bir arada, dayanışma halinde ortak mücadele vermesi gerekenlerin cephesini parçalamaktan başka hiç bir şeye hizmet etmez. İstenen tam da budur. Özellikle de, Avrupa kaynaklı, Amerika kaynaklı etnik parselasyon, mezhebî parselasyon politikalarıyla sermayenin organik bileşiminde yer alan şiddet unsurunun, bu parçalanmış toplumlar üzerinde en verimli bir biçimde uygulama olanağının elde edilmesi ortak politikalardır. Bu bakımdan, hangi insanilik, kim insan, kim değil, “insanlık suçu” kavramının tarihsel bağlamı nedir, insanlık karşıtları olan kimlerdir, kim saptayacak, sorularının cevabı önemlidir. İnsanlığın karşısında konumlananları, uzunca bir zaman Gladio ile verimli işbirliği içerisinde olmuş, üstelik bunu devletin çelik-çekirdeğine yerleştiren, bu çelik-çekirdeğin bir sürü cürümünü örten kurumlar üzerinden mi talep edeceğiz? Bu adalet nasıl bir adalet olacak? Kaldı ki, “zaman aşımı” konusunun teknik yanları da vardır. Ortada bir örgüt olduğunu biliyoruz. Bu örgüt Sivas’ta, Maraş’ta, 16 Mart 1978’de de vardı. Bu örgütü isimlendirmek problem değildir. Teknik anlamda, çok doğru olmasa dahi, Türkiye’de genel kabul gördüğü için, biz buna kontrgerilla diyoruz. Ancak bu örgüt şu andaki teknik yargı uygulamaları anlamında dahi mahkemeler sürecinde deşifre edilmiş yönetici kurulları, organları, işleyişi ortaya dökülmüş bir nitelik taşımıyor ki… Biz fiilen bu bilgiye sahibiz. Hattâ 16 Mart Davası’nda mahkemenin tavrı, hukuken de bunu ortaya koydu. Bu büyük bir imkândır. Eğer, bu örgüt, bu anlamıyla 16 Mart Davası’nda kabul gördüyse, bu büyük bir başlangıçtır. Zaten diğer davalarda da buna itiraz eden yoktur. Hiç bir dosyada “zaman aşımı” başlamamıştır. “Zaman aşımı” konusunu, “insanlığa karşı işlenen suç” bağlamı çerçevesinde, Reinhard Gehlen’i Amerika’ya götürerek Gladio yapılanmalarını gerçekleştiren CIA ve Alman Nazi istihbarat kalıntılarıyla aynı süreç kapsamı içerisinde ele almazsak, varılacak nokta; Gladio’dan adalet istemek noktasıdır. Hele buna 1999’dan itibaren “insani müdahale hukuku”nun ortaya koyduğu gerçekliği de eklersek, tablo elbette çok daha vahim bir hale gelecektir. O halde tekrar tarih bilinci vurgusunu yapmak gerekiyor. Tarih Bilinci mi, “Toplumsal Bellek” mi? Tarih bilinci, beraberinde en azından güçlü politik vurguları da getirir. “Toplumsal bellek”te politika yoktur. Tarih bilincinde sınıf politikası vardır ve o beraberinde şöyle bir aydınlığı getirir Meclise gidip de, orada bulunan partilerin kapısını çaldığınız zaman, o partilerin geçmişiyle ilgili net bir görüşe sahip olmak zorundasınız. Örneğin Milliyetçi Hareket Partisi yargılandı bu ülkede ve yönetici kadroları beraat etmediler. Bu partiye “mukateleden” dava açıldı. Dava dosyası “zaman aşımı”na uğradı. “Zaman aşımı” konusunda bunca şikayetçi olan insanların, en basitinden o dosyanın gerekçeli hükmünü incelemelerini salık veririm. Eğer bulamazlarsa, “Kontrgerilla Kıskacında Türkiye” adlı çalışmama bakabilirler. Çok özet bir biçimde de olsa, orada vardır. Fakat, şu önemlidir; MHP yöneticileri, “toplumsal bellek” adına değil, savundukları inancın “tarih bilinci” adına doğru bir karar vermişlerdir. “Toplumsal bellek” adına, kendilerini ziyaret edenlerle görüşmemişlerdir. Sistemin kurumları karşısında onlara gerçek, tarihsel, toplumsal, politik sınıfsal niteliklerini vermeden, “demokrasi-insan hakları” üzerinden yaklaşımlarla geliştirilecek tavırlar, kuzuyu, kurda teslim etmekten öte bir anlam taşımaz. Ayrıca şunu da eklemek gerekiyor Maddeci diyalektik anlayışa göre “insanlık” olgusu, Türkiye’de ileri sürülen kavramın, değerlendirmenin çok ötesindedir. Kendini “radikal sol”da değerlendiren hareketlerin ve yapılanmaların, Nürnberg veya 1999 NATO anlayışının ötesinde bir formülasyon bulamamaları izaha muhtaç bir konudur. “İnsanileştirme”, “insanilik” olgularının, burjuva hümanizması çerçevesi içerisinde “hukukun üstünlüğü” kavramıyla meczedilerek ortaya sürülmesi, gelecekteki katliamlara bugünden hazırlıksız yakalanmanın taşlarını yavaş yavaş döşemektedir. Bugün “değersiz” kurbanlar olarak gördüğümüz Afgan halkının başına gelenlerin, yarın Kürecik’te, İncirlik’te, başka yerlerde bizim insanlarımızın başına gelmeyeceğinin garantisini kim verebilir? Milyonlarca dönüm vatan toprağı Amerika’nın işgali altındadır. Ne yapacağız? Kurbanlar “değerli” veya “değersiz” diye ayrılacak mı? Ben Afganistan’daki çığlıklara buradan ses verildiğini duymuyorum. Duyacağımı da hiç zannetmiyorum. Sizi bu notlarla başbaşa bırakıyorum. Deşifrasyon Hazal Kelleci Sıcak Fırsatlarda Tıklananlar Editörün Seçtiği Fırsatlar Daha Fazla Bu Konudaki Kullanıcılar Daha Az 2 Misafir - 2 Masaüstü 5 sn 32Cevap 0Favori Daha Fazlaİstatistik Konu İstatistikleri Son Yorum 7 yıl Cevaplayan Üyeler 18 Konu Sahibinin Yazdıkları 13 Ortalama Mesaj Aralığı 6 dakika Son 1 Saatteki Mesajlar 6 Haberdar Edildiklerim Alıntılar 8 Konuya En Çok Yazanlar DeepHard2494 13 mesaj Detective W. 2 mesaj Broken Wings 2 mesaj desertrose25 2 mesaj Crashman649 2 mesaj Konuya Yazanların Platform Dağılımı Masaüstü 4 mesaj Mobil 8 mesaj Mini 3 mesaj Konuya Özel İnsana suç işleten kendisimidir? yoksa toplummudur? Kendisidir Toplumdur En Son Oy Tarihi Arkadaşlar herkes görüşlerini yazarsa ve anket e katılırsa sevinirim 2 hafta sonra münazaram var. Biz Toplum u savunucaz ve mantıklı görüşlerimiz var. Amerika da siyahlara yapılan çok büyük bi ırkçılık var. Eğer siyahiyseniz isterseniz okunuzun en iyisi olun, yüksek lisansllar yapın, doktora lar yapın her türlü başarıyı elde edin size verecekleri en büyük iş; hastanede hademelik olacaktır. Buna bir örnek veriyim siyahi bir çocuk olan Malcolm X 1940 lı yıllarda okulunun en başarılı öğrencisidir, gelecek vaat eder, büyük hayalleri vardır. Bir gün öğretmeni sorar "büyüyünce ne olmak istiyorsun" diye "avukat olmak istiyorum" der malcolm "yürü de marangoz ol" cevabını alır öğretmeninden ve o an tüm azmi kırılır gururu ayaklar altına alınır. o günden sonra okula gitmez ve geçim kaynağı olmadığı için sürekli gittiği heryerde dışlandığı için para kazanamıycağını anlar ve hırsızlık yapmaya başlar ardından kokain ve esrar satmaya başlar. sonra da hapse girer. Seri katillerin biyografilerinden faydalanabilirsiniz zahmet olmazsa bi kaç örnek verirmisiniz ? quoteOrijinalden alıntı DeepHard2494 Arkadaşlar herkes görüşlerini yazarsa ve anket e katılırsa sevinirim 2 hafta sonra münazaram var. Biz Toplum u savunucaz ve mantıklı görüşlerimiz var. Amerika da siyahlara yapılan çok büyük bi ırkçılık var. Eğer siyahiyseniz isterseniz okunuzun en iyisi olun, yüksek lisansllar yapın, doktora lar yapın her türlü başarıyı elde edin size verecekleri en büyük iş; hastanede hademelik olacaktır. Buna bir örnek veriyim siyahi bir çocuk olan Malcolm X 1960 lı yıllarda okulunun en başarılı öğrencisidir, gelecek vaat eder, büyük hayalleri vardır. Bir gün öğretmeni sorar "büyüyünce ne olmak istiyorsun" diye "avukat olmak istiyorum" der malcolm "yürü de marangoz ol" cevabını alır öğretmeninden ve o an tüm azmi kırılır gururu ayaklar altına alınır. o günden sonra okula gitmez ve geçim kaynağı olmadığı için sürekli gittiği heryerde dışlandığı için para kazanamıycağını anlar ve hırsızlık yapmaya başlar ardından kokain ve esrar satmaya başlar. sonra da hapse girer. tarih hatan var puan kırılabilir 1940 lı yıllar de Verdiğin örnek çok saçma. 1960 yazmışsın. 55 sene geçmiş üstünden. Siyahi olup başarılı olan çok Sucu toplum hazirlar, Toplum mu Basbayağı kendisidir. Toplum cevabı insanın kendisini savunma saçmalığıdır. Binlerce tecavüz olayında daha geçenlerde yaşadık toplum mu etkiliydi ? toplum %1se insanın kendisi %99 dur. Bırakın boş konuşmayı. sağolun yanlış hatırlamışım Derine inin kisidir suctan sorumlu ya gercekte altinda yatan nedir? Babasinin annesini gozlerinin onunde dovmesi mi? Insanlarin kibri egosu sonucu dislanmak yalnizliga itilmek mi? Bastirilmak mi? Kisiler sucludur evet ama onlari anlamadimiz icin bizde yaptigimiz yerine sucu ve sebepleri ortadan kaldirsak daha iyi olmaz mi? Evet suan biz de sucluyuz empati sadece gordugumuz duydugumuz kadariyla yargilamaya calisiyoruz. Siyahiler hayatlarını sürdürmek için suç işlemek zorunda bırakılıyor. bence eski veya güncel olması önemli değil çünkü bir görüşü savunuyoruz İnsan saf ve temiz doğar, büyüdükçe çevresinde gördükleri ve duydukları bilinçaltına işler bunlar fikirler kazandırır bireye bu fikirler büyüdüğü ortama göre ya suç işlemeye yöneliktir ya da iyilikten yanadır toplumun yararınadır. yoğurt siyahmıdır? beyaz mıdır ? münazarasında siyah diyen taraf kazanmışsa bence hiçte saçma değil bu konuyu açmam insan gördüğü güzel şeylerden de etkilenir kötü şeylerden de. sonuç olarak etkilenir ama icra merkezi kendisidir. ve bu durum hiçbir şekilde suçu işleyen kişiyi aklayamaz. insan suç işliyorsa ya toplumdan dışlanmıştır ya da topluma özenmiştir. Siz bu forumdaki 100 kişinin fikrini mi daha çok önemsersiniz ? yoksa benim fikrimi mi ? quoteOrijinalden alıntı DeepHard2494 insan suç işliyorsa ya toplumdan dışlanmıştır ya da topluma özenmiştir. Siz bu forumdaki 100 kişinin fikrini mi daha çok önemsersiniz ? yoksa benim fikrimi mi ? Yorumları sentezleyip irademle oluşturduğum kendi fikrimi önemserim. quoteOrijinalden alıntı Ashes insan gördüğü güzel şeylerden de etkilenir kötü şeylerden de. sonuç olarak etkilenir ama icra merkezi kendisidir. ve bu durum hiçbir şekilde suçu işleyen kişiyi aklayamaz. +1 Misafirdim ankete katılmak için giriş yaptım tabikide kendisidir Sayfaya Git Sayfa MUNAZARA KONULARI TEZ 1. İnsan yaşamında sağlık önemlidir. 1. İnsan yaşamında para önemlidir. ANTİTEZ TEZ gelişiminde çevre etkilidir. 2. Çocuğun gelişiminde aile etkilidir. ANTİTEZ TEZ eğitiminde anne daha etkilidir. 3. Çocukların eğitiminde baba daha etkilidir. ANTİTEZ TEZ yoluyla savaşlar önlenebilir yoluyla savaşlar önlenemez. ANTİTEZ TEZ kalkınması köyden başlar. 5. Ülke kalkınması kentten başlar. ANTİTEZ TEZ 6. Kentler başarılı insanlar yaratır. insanlar kentleri yaratır. ANTİTEZ TEZ eğitiminde okul daha önemlidir. 7. Öğrencilerin eğitiminde aile daha önemlidir. ANTİTEZ TEZ ailede kadın çalışmalıdır. 8. Bir ailede kadın çalışmamalıdır. ANTİTEZ TEZ ilerleme üzüntüyü beraberinde getirir. 9. Teknolojik ilerleme mutluluğu beraberinde getirir. ANTİTEZ TEZ modası geçmiş bir kurumdur. 10 Evlilik gerekli bir kurumdur. ANTİTEZ TEZ çocuklarını çalıştırmalıdır. 11 Aileler çocuklarını çalıştırmamalıdır. ANTİTEZ TEZ daha fazla televizyon seyretmelidir. 12. İnsanlar daha az televizyon seyretmelidir. ANTİTEZ TEZ 13. Gazeteler her haberi yayınlamalıdır. 13. Gazeteler her haberi yayınlamamalıdır. ANTİTEZ TEZ her yerde söylenmelidir. her yerde söylenmemelidir. ANTİTEZ TEZ 15. Ceza ödüllendirmekten daha etkilidir. 15. Ödül cezadan daha etkilidir. ANTİTEZ TEZ 16. Kanunlar önünde herkes eşittir. 16. Kanunlar önünde herkes eşit değildir. ANTİTEZ TEZ 17. Ağabey olmak abla olmaktan daha iyidir. 17. Abla olmak ağabey olmaktan daha iyidir. ANTİTEZ TEZ erkeklerden daha çok dedikodu yaparlar. 18. Erkekler kadınlardan daha çok dedikodu yaparlar. ANTİTEZ TEZ 19. Teknolojik çalışmalar çevreye zarar vermektedir, engellenmelidir. çalışmalar insanlığın gelişmesi için gereklidir,sürmelidir. ANTİTEZ TEZ 20. Çok gezen bilir. 20. Çok okuyan bilir. ANTİTEZ TEZ insanlar daha mutluydu. 21. Günümüz insanı daha mutludur. ANTİTEZ TEZ bilgi üstündür. 22. Savaşta kılıç üstündür. ANTİTEZ TEZ çalışmak önemlidir. şans önemlidir. ANTİTEZ TEZ 24. İklim insanın kişiliğini değiştirir. insanın kişiliğini değiştirmez. ANTİTEZ TEZ gelişmesinde para önemlidir. 25. Turizmin gelişmesinde eğitim önemlidir. ANTİTEZ TEZ korunmasında yasalar etkili olur. 26. Ormanların korunmasında çevre bilinci etkili olur. ANTİTEZ TEZ 27. Başarıya ulaşmak için zeka önemlidir. 27. Başarıya ulaşmak için çalışmak önemlidir. ANTİTEZ TEZ 28. Para her kapıyı açar . 28. Para her kapıyı açmaz. ANTİTEZ TEZ 29. Ülkenin kalkınmasında tarım ön planda tutulmalıdır. 29. Ülkenin kalkınmasında sanayi ön planda tutulmalıdır. ANTİTEZ TEZ kalkındıracak olan paradır. 30. Ülkeyi kalkındıracak olan eğitimdir. ANTİTEZ TEZ 31. Savaşlar yapıcıdır. yıkıcıdır. ANTİTEZ TEZ 32. Televizyon iyi bir eğitim aracıdır. iyi bir eğitim aracı değildir. ANTİTEZ TEZ 33. Bilgisayar insanı sosyalleştirir. 33. Bilgisayar insanı asosyalleştirir. ANTİTEZ TEZ 34. Eğitimde tek tip kıyafet olmalıdır. 34. Eğitimde kıyafet serbest olmalıdır. ANTİTEZ TEZ 35. Bir toplumun gelişmesinde sinema etkilidir. 35. Bir toplumun gelişmesinde tiyatro etkilidir. ANTİTEZ TEZ 36. Atomun bulunması insanlık için zararlı olmuştur. 36. Atomun bulunması insanlık için yararlı olmuştur. ANTİTEZ TEZ 37. İnsana suç işleten kendisidir. 37. İnsana suç işleten toplumdur. ANTİTEZ TEZ 38. Hoşgörü bize pahalıya mal olabilir. 38. Hoşgörülü olmak her zaman iyidir. ANTİTEZ TEZ 39. Teknoloji bireyi yalnızlığa iter. 39. Teknoloji bireyi yalnızlığa itmez. ANTİTEZ TEZ 40. İnsan doğaya hakimdir. 40. Doğa insana hakimdir. ANTİTEZ TEZ 41. Teknoloji insanı tembelleştirir. 41. Teknoloji insanı tembelleştirmez. ANTİTEZ TEZ 42. Korsan halkın hakkıdır. 42. Korsan halkın hakkı değildir. ANTİTEZ TEZ halinde çalışmak daha iyidir. 43. Ferdi olarak çalışmak daha iyidir. ANTİTEZ TEZ olmak mutlu olmak için yeterlidir. 44. Zengin olmak mutlu olmak için yeterli değildir. ANTİTEZ TEZ zamanı yönetiriz. 45. Zaman bizi yönetir. Münazara Konuları ve münazara teknikleri üzerine Herhangi bir konu üzerinde zıt düşüncelerin karşılıklı olarak savunulmasına Münazara denir. Münazarada önemli olan “savunma” dır. Taraftarı az olan bir düşünce, iyi savunulduğu zaman çok kişi tarafından takdir edilebilir. Münazara için genellikle üçer ya da dörder kişilik iki grup kurulmalıdır. Gruplardan birisi işlenecek konuya olumlu, diğeri ise olumsuz yönden savunmalıdır. Yani, bir grup “tez”, diğer grup ise “antitez” i almalıdır. Ayrıca, münazara yapacak kişileri değerlendirecek bir “jüri” seçilmelidir. Jüri, ya başlangıçta ya da münazara yapılacağı gün seçilebilir. Olumlu tezin savunulması, olumsuzdan daha kolay olduğu için, konuşmaya, olumlu tezi savunan gruptan biri başlamalıdır. Konuşmacıların savunmalarının gücü kadar, taraflı ve tarafsız dinleyicilerin gösterilerinin de jüri üzerinde etkisi bulunur. Ancak, taraf tutan dinleyicilerin, karşı taraf konuşmacılarının moralini bozacak nitelikte gösteride bulunmaları doğru değildir. K. GARİPOĞLU, Kompozisyon Bilgileri, s. 31 Münazaraya katılacak kişilerle, jüri üyeleri münazara tekniği konusunda bilgilendirilmelidir. İki grup da kendi aralarında iş ve konu bölümü yapıp münazara gününe kadar hazırlıklarını tamamlamalıdır. Konuşmacılara, araştırma için en az 2-3 hafta süre verilmelidir. Gruptaki her kişi savundukları konunun değişik alt konuları hakkında konuşmak zorundadır. Birden fazla kişi, aynı alt konuyu savunamaz. Münazarada yazılı metne bakarak okuma olmaz. Savunulan konu; sözlü ele alınmalıdır. Konuşmacıların, konularını bir kâğıda yazıp okumaları çok yanlıştır. Münazarada etkili savunmanın önemli olması gibi, belli zaman içinde konuşmak da önemlidir. Bu nedenle konuşmacılara eşit zaman dilimleri verilmelidir. Bu zaman, genellikle 5-15 münazarayı izleyen grup da çok önemlidir. Konuşmacılar; konularını savunurken izleyicilerin büyük bir sessizlikle konuları dinlemesi gerekmektedir. Konuşmacıların tutarsız bir düşüncesi, yanlış yerde yapılmış bir mimik hareketi izleyicilerde tepkiye neden olmamalıdır. İzleyiciler savunulan düşüncenin doğruluğunu ya da yanlışlığını onaylayacak davranışlardan uzak durmalıdır. Ancak, böylece jürinin doğru ve tarafsız değerlendirmesi mümkün olur. Jürinin, değerlendirmede dikkat edeceği özellikler aTürkçeyi kullanma gücü. Diksiyon, vurgu, tonlama, kelime hazinesi, cümle kurma vb. b El, kol ve yüz hareketlerini yerinde kullanma. c Savunmada inandırıcı olma. Belgeler, istatistikî bilgiler, resimler, gazete ve dergi haberleri, güncel olaylarla örnekleme vb. ç Konuşmacıların fizikî özellikleri. Temiz ve düzenli kıyafet, saç, sakal tıraşı vb. Örnek Münazara Konuları Çok gezen mi çok bilir, çok okuyan mı? İlk insanlar mı daha mutludur, günümüz insanı mı? Savaşta bilgi mi üstündür, kılıç mı ? Toplumun ilerlemesinde kadın mı, erkek mi daha önemlidir? Başarıda çalışmak mı, şans mı önemlidir? Kalkınmada köyden mi, kentten mi başlamalı? İklim; insanın kişiliğini değiştirir mi, değiştirmez mi? Turizmin gelişmesinde para mı önemli, eğitim mi? Uygarlığın gelişmesinde sanat mı, bilim mi önemlidir? Ormanların korunmasında yasalar mı, çevre bilinci mi etkili olur? Çocuk eğitiminde aile mi, okul mu etkilidir? Başarıya ulaşmak için zekâ mı, çalışmak mı önemlidir? Para; her kapıyı açar mı, açmaz mı? Çocuk eğitiminde anne mi, baba mı daha önemlidir? Ülkenin kalkınmasında tarım mı, sanayi mi önde tutulmalıdır? Ailede kadın çalışmalı mı, çalışmamalı mı? İnsan mı doğaya, doğa mı insana hâkimdir? İnsana suç işleten kendisi midir, toplum mu? Ülkeyi kalkındıracak olan para mıdır, eğitim midir? Ülkenin hızlı kalkınmasını sağlayan kamu sektörü müdür, özel sektör mü? Çocuk eğitiminde çevre mi, aile mi etkilidir? Atomun bulunması insanlık için yararlı mı, zararlı mı olmuştur? Bir toplumun gelişmesinde sinema mı, tiyatro mu etkilidir? Savaşlar yapıcı mıdır, yıkıcı mıdır? S. SARICA – M. GÜNDÜZ, Güzel Konuşma Yazma, s. 271 Veliler anne-baba en iyi öğretmendir. Fikrine katılıyor musunuz? Son zamanlarda yemek yapmak kolay hale geldi. Bu kolaylık insanların yaşam tarzında bir gelişme sağladı mı? Televizyon arkadaş ve aileler arasındaki ilişkiyi bozmuştur. Buna katılıyor musunuz? Nerede yaşamayı tercih ederdiniz? Şehirde mi yoksa, köyde mi? Eğitim kurumlarının eğitime aktardıkları para kadar öğrencilerin spor aktivitelerine de aktarmaları gerekir. Fikrine kalıyor musunuz? Bazıları lokantada, bazıları da evde kendisi hazırlayıp yemeği tercih ederler. Siz nerede yemek isterdiniz? Bazıları derler ki, üniversite derslerine katılım serbest olmalı. Bazıları da üniversite derslerine devam mecburiyeti olmalı, der. Bunların hangisine katılıyorsunuz? Evinizin hemen yanında yeni bir disko açılacakmış. Buna karşı mısınız veya destekliyor musunuz? Devlet toplu taşıma araçlarını mı yenilemeli mi, yoksa daha güzel yollar mı yapmalı? Çocuklar için köyde yaşamak şehirde yaşamaktan daha iyidir? Buna katılıyor musunuz? Öğrenciler okurken çalışmalı mı? Buna katılıyor musunuz? İnsanlar bazen sevmedikleri şeyleri de yapmalılar. Buna katılıyor musunuz? Televizyon, gazeteler ve dergiler meşhurların özel hayatlarına çok fazla yer veriyorlar. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Bazıları dünyaya insanlar tarafından zarar verildiğini düşünüyorlar. Buna katılıyor musunuz? Bazı insanlar hayatlarını hep aynı yerde geçirirler bazıları da daha iyi iş için, ortam için, ev için hatta hava için değişiklerde yaşarlar. Siz hangisini tercih edersiniz? Paranızı kazanır kazanmaz harcamak mı iyi, biriktirmek mi iyi? Biri size bir miktar para hediye etti. Bu parayla ya bir mücevher ya da katılmak istediğiniz bir konser bileti alabilirsiniz. Siz hangisini tercih ederdiniz? Canlı yayına katılmak televizyonda herhangi bir olayı izlemekten daha eğlencelidir. Katılıyor musunuz? Gelişme her zaman iyidir, fikrine katılıyor musunuz? Geçmişi bilmenin şimdiki yaşayanlara bir faydası yoktur. Fikrine katılıyor musunuz? Teknoloji sayesinde öğrenciler daha iyi ve daha hızlı öğreniyorlar konusuna katılıyor musunuz? Asla vazgeçme! Bu neyin ifadesi Hiçbir zaman hedeflerine ulaşmak için durma daha da çok çalış demektir. Fikrine katılıyor musunuz? Bazıları arkadaşla, bazıları da yalnız mı seyahat etmeyi severler. Siz hangisini tercih ederdiniz? Bazıları erken kalkıp işe hemen başlamayı, bazıları da geç kalkıp gece geç saatlere kadar çalışmayı tercih ederler. Siz hangisini tercih ederdiniz? Çok büyük bir holdingde mi yoksa küçük bir firmada mı çalışmayı tercih ederdiniz? Yüz yüze diyalog diğer iletişim mektup, telefon vs lerden daha iyidir. Buna katılıyor musunuz? Bazıları bir işi bildiği en iyi metotla yapmayı, bazıları da yeni metotlar veya riskler almayı severler. Siz neyi tercih ederdiniz? Başarı nasıl elde edilir? Planlı çalışarak mı yoksa bazı riskler alıp hayattaki şansları değerlendirerek mi? İnsanın dış görünüşüne bakarak asla hüküm vermemeliyiz. Buna katılıyor musunuz? İnsan önemli bir kararı kendi başına vermemelidir. Buna katılıyor musunuz? Bazı filmler insanları düşündürmek için bazıları da sadece güldürüp eğlendirmek için yapılmıştır. Siz hangisine katılıyorsunuz? İş adamları kar sağlamak için her şeyi yapmalıdır? Buna katılıyor musunuz? Bazıları bir işi yaparken veya yaptırırken acele eder bazıları da işi ağırdan alır. Siz hangisine katılıyorsunuz? Oyunlar çocuklar kadar önemli olduğu kadar büyükler için de önemlidir. Buna katılıyor musunuz? Yetişkinler çocukları adına karar verebilir mi? Hayatta yaşadığımız bazı tecrübeler önce bize zor gibi görünse de gelecek için önemli birer ders olmuştur. Buna katılıyor musunuz? Bazı insanlar işçi bazıları da iş veren olmayı isterler. Siz…………………. Şehirler eski tarihi binalarını korumalı mı yoksa, onları yıkıp yerlerine daha modern binalar mı inşa etmeli? Çocuğun başarısında sınıftaki arkadaşlarının etkisi anne babasından daha çoktur? Buna katılıyor musunuz? Eğer siz işveren olsaydınız ne tür bir işçi alırdınız? Tecrübesiz düşük ücretli mi yoksa tecrübeli yüksek ücretli mi? Sizce bir öğrenciye her gün ödev vermek gerekli mi? Araba insan hayatını geliştirmiş midir yoksa ciddi problemler mi meydana getirmiştir? Yüksek ücretli, uzun mesaili, aile ve arkadaşlarınıza daha az zaman kalan bir iş mi; yoksa düşük ücretli, kısa mesaili, aile ve arkadaşlarınıza daha fazla zaman kalan bir iş mi, isterdiniz? Notun öğrencinin öğrenmesine katkısı vardır fikrine katılıyor musunuz? Bilgisayar hayatı kolaylaştırıp daha elverişli hale mi getirmiştir yoksa zorlaştırıp kompleksleştirmiş midir? Grup halinde seyahat etmenin en iyi yolu rehber ile seyahat etmektir. Buna katılıyor musunuz? Üniversitede öğrencilerin bir çok derse katılmaları mı; yoksa tek bir dalda uzmanlaşmaları mı daha iyidir? Çocuk okula başlar başlamaz yabancı dil öğrenmeye başlamalıdır? Buna katılıyor musunuz? Erkekler ve kızlar ayrı okullarda okumalıdır? Buna katılıyor musunuz? Gruplar halinde çalışmak mı, ferdi çalışmak mı daha iyidir? Teknoloji dünyaya faydalı mıdır, zararlı mıdır? Reklam bir ülke hakkında bir çok fikir veya bilgi verebilir. Buna katılıyor musunuz? Modern teknoloji dünyayı tek kültür haline getirmiştir. Buna katılıyor musunuz? İnternet insanlara çok ve değerli bilgiler sağlar bazıları da çok fazla bilginin problem çıkartacağını söyler. Buna katılıyor musunuz? Dans etmenin kültürde önemli bir rolü vardır? Buna katılıyor musunuz? Bazı insanlar Hükümetlerin uzay araştırmalarına daha çok para harcaması gerektiğini bazıları da yer yüzündeki temel ihtiyaçlara para harcanması gerektiğini söylerler. Bazı insanlar hep aynı iklimin yaşandığı yerlerde bazıları da değişken iklimlerde yaşamayı isterler. Siz nerede yaşamak isterdiniz? Öğretmenler öğrencilerin öğrendiği kadar para almalıdır. Buna katılıyor musunuz? Elle iş yapmayı mı, makine kullanmayı mı tercih ederdiniz? Okul öğrencilerden, öğretmenleri değerlendirmelerini istemeli mi? Üniversite öğrenimi bütün öğrencilere sağlanmalıdır. Buna katılıyor musunuz? Hayatı öğrenmenin en iyi yolu arkadaş ve ailenin tavsiyelerini dinlemek mi; yoksa kendi tecrübelerine göre hareket etmek mi? Yabancı ülkeye göç eden birisi kendi adetlerini mi yaşamalı; yoksa göç ettiği ülkenin adetlerini mi yaşamalı? Vaktinizi yalnız mı; yoksa arkadaşlarınızla mı geçirmeyi tercih ederdiniz? Genç yetişkinlerde, ailenin mi yoksa arkadaşların mı etkisi daha çoktur? İnsan boş vakitlerini geçirmek için plan yapmalı mı, yapmamalı mı? Sizce en iyi öğrenme metodu hangisidir Yaparak yaşayarak öğrenme mi, okuyarak mı, ya da başkalarını dinleyerek mi? Hayatınızda hep yeni değişiklikler olmasını mı; yoksa hep aynı kalmasını mı isterdiniz? İnsan hemen mi karar vermeli; yoksa dikkatlice düşünerek mi karar vermeli? Bir başkası hakkındaki ilk kanı her zaman doğru çıkar. Buna katılıyor musunuz? İnsan hep elindekiyle yetinmez ve hep daha fazlasını ister fikrine katılıyor musunuz? İnsanların değişik elbiseler giymesi onların davranışlarına etki eder mi? İnsanlar gerçek olaylar hakkında kitaplar mı; yoksa hayal ürünü kitaplar mı okumalı? Öğrenciler için Tarih ve Edebiyat okumak Fen ve Matematik okumaktan daha mı önemlidir? Bütün öğrenciler ortaokulda sanat ve müzik dersleri almalıdır. Buna katılıyor musunuz? Gençler yaşlılara bir şeyler öğretebilir mi? Roman ve kısa hikaye okuma film bakmaktan daha eğlencelidir? Buna katılıyor musunuz? Her gün okulda jimnastik yapılmalı mıdır? Yoksa öğrenciler sadece akademik çalışmalarla mı meşgul olmalıdır? Sadece çok para kazanan insanlar mı başarılıdır?? İnsanın çocukluk yılları hayatını en önemli yıllarıdır. Buna katılıyor musunuz? Çocuklar yapabilmeye başladıkları andan itibaren ev işlerinde yardımcı olamaya başlamalıdırlar? Buna katılıyor musunuz? Öğrenciler okullarda üniforma giymeli mi? Oyun oynamak sadece kazandığın zaman mı eğlencelidir? Grup üyesi olmak mı, grup lideri olmak mı daha güzel? Öğrenciler okumak istedikleri dersleri mi okumalıdır? Hipnozla kısa sürede yabancı dil öğrenilebilir mi? Geleceği bugünden bilmek mümkün müdür? Size göre insanlar ölüme çare bulabilirler mi? Bir insanın uzun yaşaması mı, ömrünü değerlendirerek yaşaması mı daha önemlidir? Ölümün olması mı olmaması mı daha iyidir? Bazı tablolar, 10 milyon dolara kadar alıcı bulmaktadır. Bunu mantıklı buluyor musunuz ? İnsanların herhangi bir konuda fanatik olmaları sizce doğru mudur? Sizce hayvanat bahçelerinin olması gerekli midir? Tabiatta mükemmel bir düzenin olduğunu söyleyebilir miyiz? Eğer mitolojik hikayeler ve efsaneler olmasaydı, yazarlar güzel romanlar yazabilir miydi? Dünyamızdan başka gezegenlerde hayat olabilir mi? Gelecekten haber veren insanlara inanır mısınız? Trafik eğitimi adılı bir desin gerekli olup olmadığını tartışınız. Bir toplumun gelişmesinde ihtiyarların mı, yoksa gençlerin mi katkısı daha büyüktür? Huzur evleri gerekli midir? Günümüzde ihtiyarlara gereken saygı gösteriliyor mu? Gösterilmiyor diyorsanız bunun sebepleri nelerdir? Dünya genelinde insanlar dengeli ve yeterince beslenebiliyorlar mı? “Kainattaki herşey insanın emrine verilmiştir.” sözü doğru mudur? Siz iki gözünüzü 1 milyar dolara satar mısınız? Bir millet, başka bir milletin kültürünü çok kısa bir zamanda benimseyebilir mi? Sizce gelecekte depremlerin olması engellenebilecek mi? “Siz mi zamanı yönetiyorsunuz, yoksa zaman mı sizi yönetiyor?” Tartışınız. Sizce suçlulara idam cezası verilmeli mi, verilmemeli mi? Öğrencilere okuma kitaplarının seçiminde müdahale edilmeli midir, edilmemeli midir? Kitap daha çok gençlikte mi yaşlılıkta mı okunmalıdır? Çok gezen mi, çok okuyan mı daha çok bilir? İmkânsız olsa yerli araba mı yoksa yabancı araba mı alırsınız? Niçin? Yabancı firmaların veya yatırımcıların ülkenizde çalışmasını destekliyor musunuz destelemiyor musunuz? Teknolojinin çok hızlı bir şekilde gelişiyor olması günümüz insanını mutlu etmeye yetiyor mu? Bilgisayar öğretmenin yerini alabilir mi? Zengin olmak, mutlu olmak için yeterli midir? Suç İşleyen İnsanları Suça İten Kendisi midir Toplum Mudur? Popüler Tarihe Göre Uluslararası münazara yarışmalarında en çok tartışılan ve net bir cevabı bulunamayan tartışma konularından biri. Suç deyince aklınıza vahşi cinayet tabloları gelmesin. Bunlar birçoğunun hukukta da tabir edildiği gibi 'canavarca his' yani kişinin kendini bağlayan bir durum ama kadın cinayetleri için toplumun kadına biçtiği rol, toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri ve ataerkil düzeninin de payı var muhakkak. Yani kişiyi suç işlemeye toplum iter tezi birçok durum için oldukça doğru. Bebek maması ya da bezi çalmak durumunda kalan ailelerden bahsedelim. Çalmak durumunda kalmak diyorum çünkü öyle. Şayet kleptomani düzeyinde bir hastalığı yoksa bir insan neden temel ihtiyaçlarını çalarak edinmeyi tercih eder? Sonuç itibariyle hırsızlık bir suç mudur? Evet suçtur ama bu durumda buna sebebiyet olan ne? Hepimiz büyük olasılıkla ekonomi, işsizlik gibi toplumsal faktörler cevabını verebiliriz bu soruya. Bazı ülkeler ya da coğrafyalar için suç işleme oranı en düşük tanımını yapıyoruz. Bu insanlar çok mu iyi insanlar yoksa toplum onları suç işlememelisin görüşü ile şekillendirdiği ya da suç yaptırımlarının çok ağır olduğu için mi suç oranları düşük? Ne dersiniz suç işleyen insanları buna iten toplum mu yoksa kendileri mi? Toplumla ilgili olsaydı o zaman dünyadaki her yerde suç olmazdı çünkü her toplumun kültürü, geleneği, kuralı aynı değil. Örneğin aynı ailedeki kardeşlerden biri yaramazken diğeri usludur fakat aynı ailedendirler ve iki farklı ailenin çocukları yaramaz olabilir. Ben de bu toplumda yaşıyorum. Suç işliyor muyum? İşlemiyorum. Bir gün işleyebileceğimi de düşünmüyorum. Yani tamamen kişinin kendisi ile alakalı bir durum bu. Toplum falan bahane olamaz bir insan ya iyidir ya kötüdür arası yok bunun. Şartlar ve körelen vicdanlar. sanat sanat içinmidir yoksa sanat toplum icinmidir thats the question... Toplum aslında. Kimse suç işleme motivasyonu ile doğmuyor çevresel faktörler büyük oranda etki ediyor. Benliği ve kişiliği de bir ölçüde çevresel faktörler oluşturduğu için büyük oranda toplumdur yani. toplumun etkisi vardır elbette ama sonuçta sonuçta suçu işleyen kendisi o nedenle bu seçimi de o kişi yapmış oluyor Hem toplum hem birey bence. Sonuçta hepimiz toplumda benzer şeylere maruz kalıyoruz. Suç işleyen insanların durumunda da çok sayıda insan var ve her önüne gelen suç işlemiyor. Kişinin içinde olduktan sonra küçük bir toplum baskısı ya da toplumsal olayda patlama yaşanıyor

insana suç işleten kendisidir ile ilgili münazara örnekleri