Şehitler ile ilgili Sözler. Al Bayrak uğruna can veren Mehmedim. Helal et hakkını bizlere. Şehitlerimizden ve geride kalan gazilerimizden razı ol Allah’ım. Bir elimde silah, birinde Kur’an. Geldi diyorlar bak şehitlik sıran! Vatan için yaşayıp öldünüz; siz toprağa değil, kalplere gömüldünüz. Sahipsiz vatanın batması Sabırla ilgili bazı ayetler: وَاسْتَعِينُواْ بِالصَّبْرِ وَالصَّلاَةِ وَإِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ إِلاَّ عَلَى الْخَاشِعِينَ Sabrederek ve namaz kılarak (Allah’tan) yardım dileyin. Şüphesiz namaz, Allah’a derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir. Peygamber(s.a.v.)'in, haset duygusunun kötüye kullanılması ile meydana gelen rahatsızlıkları, zamanının şartlan içerisinde psikoterapi yöntemleri ile tedavi ettiği görülmektedir. Bu bakımdan haset ile ilgili hadisleri, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in icra ettiği psikoterapi açısından değerlendirmeye çalışacağız. Haset haramdır. 2. Haset, sahibinin iyilik ve sevaplarını yer bitirir. 3. Allah'ın takdir ve ikramına razı olmamak demek olan hasetten sakınmak gerekir. 4. Müslümana nimetin takdirkârı olmak yaraşır. 5. Başkalarının sahip olduğu nimetlerin bir benzerinin de kendisine verilmesini istemekte (gıbta) herhangi bir sakınca yoktur. Hasetnedir ve Hasetten nasıl kurulunur? Haset ile ilgili ayetler ve Haset ile ilgili hadisler bu sayfada derledik. İşte Haset hakkında bilgi. Haset, bir kimsenin hayırlı bir işi veya evi, malı, mülkü, ilmi olsa, o kimseden bunların gitmesini, onda olmayıp, kendinde olmasını istemektir. Diğer bir deyişle; Çekememezlik anlamına gelen haset, gizlenen ve açığa vurulmak Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Hasetten sakının. Çünkü ateşin odunu yakıp tükettiği gibi haset de iyi amelleri yakar, bitirir.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 44; İbn Mâce, Zühd, 22) Ebû Hüreyre’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Bir insanın kalbinde iman ile haset bir arada TLtmDyZ. GÜNÜMÜZE VE ÖNÜMÜZE IŞIK TUTAN AYETLER VE HADİSLER AYET Ey iman edenler! Özü sözü bozuk birisi size bir haber getirdiğinde, onu etraflıca araştırıp inceleyin! Yoksa bilgisizlikle bir topluluğu suçlar da sonra yaptığınız şeye pişman olursunuz. HUCURÂT-6 İNİŞNUZUL SEBEBİ Peygamber Efendimiz müminlerden Velid bin Ukbe’yi Beni Mustalik kabilesine zekât memuru olarak görevlendirir. Bunu duyan kabile eşrafı Peygamber’in elçisine hürmet çin onu hep beraber karşılamak isterler. Velid’le bu kabile içinden bazıları arasında cahiliye döneminden kalma bir husumet vardır. Bu kuruntuyla Velid, Beni Mustalik kabilesinin niyetini anlamadan kendisini öldürmek için toplandıkları, toplanacakları vesvesesiyle oradan kaçar. Dönünce Peygambere ”Ey Allah’ın Resulü, onlar zekat vermek istemediler ve hepsi silahlanıp beni öldürmek istediler, ben de aralarından kaçtım” der. Bu duruma üzülen Peygamberimiz kabilenin üzerine bir ordu göndermeyi düşünür. Bunu haber alan Beni Mustalik kabilesinin ileri gelenleri olayın gerçekliğini bildirmek için bir heyet göndererek durumu Peygamberimize anlatırlar. Kendilerinin Peygambere ve elçisine hürmeten toplanarak zekatlarını vermek için elçiyi karşılamak istediklerini fakat elçinin kendilerini görünce panikle kaçtığını ve bu duruma anlam veremediklerini belirterek gerçeği ortaya koyarlar. Velid’in yanıltıcı yanlış beyanda bulunması ve bu yüzden az daha müslümanlar arasında yanlış anlamaların, düşmanlığın oluşacak olması Allah Resulünü üzer. Bu olay üzerine Allahu Teâlâ bu âyeti indirir. Burada emredilen; 1- Haber, bize yakın bizden birisinden gelmiş olsa bile tarafgirlik duygusuyla hemen inanmamamız, temkinli olmamız. 2- Yanlış, hatalı, eksik, ilaveli yada doğru olsa bile tek taraflı anlatıma güvenmememiz karşı tarafı da dinlememiz , 3- Hemen inanıp o inançla acele hüküm vermememiz gerektiğidir. Bizim kul olarak görevimiz; annemiz, babamız, kardeşimiz, eşimiz, yakın arkadaşımız dahi gelse bir kişi yada olay hakkında bir duyum alıyorsak Allah ın bu emrine uyup haberi araştırmak, doğrusunu öğrenmektir. Peki bize anlatılana araştırmadan olduğu gibi inanırsak ne olur? 1- Karşı taraf hakkında su-i zan etmiş oluruz. Su-i zan etmek haramdır. İslam’da bir kişi hakkında bilmeden sormadan peşin hüküm ön yargı sahibi olmak, mümin kişi hakkında kötü iş yaptığını düşünmek, müslümanın müslümana su-i zan etmesi yasaklanmıştır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki Suizan etmeyin. Suizan, yanlış karar vermeye sebep olur. İnsanların gizli şeylerini araştırmayın, kusurlarını görmeyin, münakaşa, haset ve düşmanlık etmeyin, birbirinizi kardeş gibi sevin, çekiştirmeyin. Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, yardım eder. Onu, kendinden aşağı görmez. [Buhari, Müslim] 2- Eğer gelen haber yanlış eksik yada yanıltıcı biçimde ilaveli ve değiştirilmiş ise bu bir iftiradır. İftira da büyük günahlardandır ve haramdır. Genelde insanlar kendi nefislerine uygun gelen yönüyle haberi iletirler. Duygu , düşünce ve davranış olarak kendini haklı gösterecek kısmı anlatır, kendi haksızlığı ile ilgili kısma değinmez ya yüzeysel geçer ya es geçer. Karşı tarafın haklılığı ile ilgili kısma ise hiç değinmeyerek insanları yanıltır. Yada olayın bir kısmını eksik olarak doğru aktararak yanlış bir algı oluşturmak ister. Örneğin, iki alim düşünelim. Haberde 1. alimin okuduğu kitapların % 50 sinin dini ilimlerle ilgili olduğu 2. alimin okuduğu kitapların ise ancak % 25 inin dini ilimlerle ilgili olduğu belirtilir. Bu haber doğrudur ve insanlarda şöyle bir algı oluşturur. 1. alim 2. alime göre dini konularda daha yeterli ve uzmandır. Bu haber doğrudur ama oluşturduğu algı yanlıştır. Zira eksik doğru bilgi, yanlış bir algı oluşturmuştur. Aslında 1. alim toplamda 100 kitap okumuş ve bunun % 50 si yani 50 tanesi dini ilimlerle ilgilidir. 2. alim ise toplamda 1000 kitap okumuş ve % 25 i olan 250 tanesi dini ilimlerle ilgilidir. Dolayısı ile aslında 2. alim hem dini bilgilerde daha fazla kitap okuduğundan bu konuda daha yeterli hem de daha çok kitap okuduğundan aslında daha entellektüeldir. İşte haber doğru bile olsa eksik ve yanlı aktarıldığından karşı taraf ile ilgili iftira atmış olur ki iftirada büyük günahlardan biridir ve yukarıdaki ayet bu hususa da dikkat çekiyor. Bu durumda iftira haberine inanıp ortak olarak bizde bu büyük günaha ortak olmuş oluruz. 3- Son ihtimal diyelim ki söylenilenlerin anlatılanların tüm haberin hepsi eksiksiz objektif ve doğru olsun. Kuran aslında bu ihtimallerin hiçbirine değinmiyor, ne ihtimal olursa olsun gelen haberi araştırmamızı emrediyor. Allah ın bu emrine uymadık, denilene olduğu gibi anandık ve denilen de olduğu gibi doğru çıktı diyelim. Bu bizim Allah ın haberi araştırın emrine uymadığımız gerçeğini değiştirmez. Buradan zaten emre uymadığımız için günaha girmiş oluruz. Bununla beraber haber gerçek eksiksiz, ilavesiz, tek yönlü, nefsani olmasa tamamen doğru çıksa bile eğer genel toplumu ilgilendiren insanların faydasına olan bir haber değil sadece kişilerle ilgili ise ve kendisinden bahsedilen kişi bu konuşmayı duyduğunda rahatsız olacak, hoşnut olmayacak üzülecekse ki hiç kimse kendisi ile ilgili kötü zanna sebebiyet verecek bir konuşmadan hoşnut olmaz. O zamanda kişinin gıybeti yapılmış ve bizde bu gıybete ortak olmuş ve bir günah daha işlemiş oluruz. Zira gıybet hem Kur an da hem sünnette haramdır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın, arkasından çekiştirmeyin, gıybet etmeyin. Kim ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır? Bu tiksindiricidir. O halde Allah’tan korkun. [Hücurat 12] Peki Gıybet Nedir ? Hz. Ebu Hüreyre anlatıyor “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki “Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz?” “Allah ve Resûlü daha iyi bilir!” dediler. Bunun üzerine “Birinizin, kardeşini hoşlanmayacağı şeyle anmasıdır!” açıklamasını yaptı. Orada bulunan bir adam “Ya benim söylediğim anda varsa, Bu da mı gıybettir?” dedi. Aleyhissalatu vesselam “Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış oldun. Eğer söylediğin onda yoksa bir de bühtanda iftirada bulundun demektir.” Ebu Davud, Edeb 40, 4874; Tirmizi, Birr 23, 1935; Müslim, Birr 70, 2589. Gıybetten sakının; çünkü gıybet zinadan daha şiddetlidir. Kişi zina edip tevbe eder de, [bir daha yapmazsa], Allahü teâlâ onun tevbesini kabul eder. Gıybet edilen, gıybet edeni affetmedikçe, affolmaz. [İbni Ebid-Dünya, Deylemi, Taberani, Beyheki, Tergib ve Terhib, İ. Şarani, İ. Gazali] Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şerifler; bizleri birbirimizden soğutacak, toplumsal ve bireysel düşmanlıklara, kişiler ve toplumlar hakkında su-i zanlara sebebiyet verecek söz ve davranışlardan hep men etmiştir. Kur’an ın vermek istediği ana mesaj ana fikir budur. Malesef biz müslümanlar olarak bu ana mesajı pek anlayabilmiş değiliz. Bir menkıbe Bir âlim talebelerine Şafii mezhebinde alametlere bakarak kesin karar verilmez. Mesela bir köpeğin burnunda yoğurt bulaşığı varken evden çıktığı görülse, eve girince yoğurt çanağında köpeğin burnu kadar iz görülse, kesin olarak bu yoğurdu köpek yedi denemez der. Talebenin biri, içinden Bu kadarı olmaz diye hocasına itiraz eder. Hocası, o gence, bir koyun kesip getirmesini söyler. O da koyunu keser. O arada sıkışır, evin kenarındaki ormanlığa kolları sıvalı ve kanlı bıçakla gidip hacetini def eder. Zaptiyeler, yeni öldürülmüş bir adamın katilini ararken bunun eli kanlı bıçakla ormana kaçtığını görürler. Hemen bunu yakalayıp getirirler. O gece karakolda kalır. Sabah mahkemeye çıkınca, hakim, Bu genç, eli kanlı bıçakla kaçarken görülmüşse de, Şafii’de alametlere bakarak kesin hüküm verilmez. Bu genci serbest bırakın diye karar verir. Genç, hocasına yaptığı suizannın cezasını çektiğini anlar. Bir hikaye Dağ evinde, kocası yeni ölmüş tek başına yaşayan hamile bir kadın, kendisine arkadaş olması için dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar. Gelincik kadının yanından bir an bile ayrılmaz. Evcil bir hayvan haline gelir. Bir süre sonra kadının çocuğu doğar. Gelincik zarar vermesin diye çok dikkat eder. Bir gün birkaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak zorunda kalır. Gelincikle bebek evde yalnız kalmışlardır. Aradan biraz zaman geçer ve anne eve koşarak gelir. Gelinciği kanlı ağzındaki kanları yalarken görür. Anne çıldırmışçasına gelinciğe saldırır, hemen öldürür. O sırada içerden bebeğin ağlaması duyulur. Anne odaya girer. Odada beşiğin içindeki bebeğin yanında duran parçalanmış bir yılanı görür. Suizannını gerçek gibi başkasına söylemek de, yani söz taşımak da daha kötüdür. "Zandan sakının. Zira zan sözün en yalan olanıdır. İnsanların hallerini araştırmayın, konuşmalarını dinlemeyeçalışmayın, birbirinizin alışverişini kızıştırmayın,birbirinize haset etmeyin, birbirinize kin beslemeyin,birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah'ın kulları,kardeşler olun!"Buhari, 'Edeb' 58; Buhari 'Nikah' 46 İslamiyet, Haset ve Kıskançlığa Nasıl Yaklaşıyor? İslamda haset duygusu; Allah’ın bir Müslümana bahşettiği herhangi bir nimetin bir diğer Müslüman tarafından kıskanılması şeklinde özetlenir. Kelime anlamı olarak da haset, başkasının sahip olduğu herhangi bir şeyi çekememe, başkasının bir iyiliğini ya da başarısını engelleme, başka bir kişinin sahip olduğu imkanların yok olmasını ve kendinde olmasını isteme durumudur. Maddi ya da manevi herhangi bir şeyin kendisinden başkasında olmasını kabullenemeyen her insan haset etmiş, kıskançlık yapmış olur. Haset duygusu, insan ilişkileri açısından büyük bir sorun teşkil eden menfi bir duygudur ve kişiler arasında huzursuzluğa yol açar. Böyle bir duygu bir mü’minin hayatı boyunca kaçınması gereken bir duygudur. Haset duygusu İslamiyet’te hoş görülmez çünkü bu kıskançlık ve haset, Allah’ın kulları arasında yaptığı taksimden hoşnut olmamak, buna karşı çıkmak demektir. Zübeyir b. Avvâm’dan rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed şöyle söyledi; “Geçmiş toplumların hastalığı size de bulaştı Haset ve kin beslemek! İşte bunlar, kökten yok edicidir. Saçı tıraş eder demiyorum, aksine dini kökünden kazıyıp yok eder. Canım elinde olan Allah’a yemin ederim ki iman etmeden cennete giremezsiniz,birbirinizi sevmeden de mümin olamazsınız. Birbirinizi sevmenizi sağlayacak şeyi size haber vereyim mi? Aranızda selamı yayın.” Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyâme, 56. Allahuteâlâ Kur’an’da haset etmek ve kıskanmak gibi duyguların ne denli kötü ve zararlı huylar olduğunu defalarca vurgulamıştır. Allah yaşanan çok sayıda musibetin sebebinin de haset duygusu olduğunu anlatmıştır. Elbette bir kişide olan herhangi bir nimetin benzerini istemek, kötü niyet ve temennilerde bulunmadan aynı ya da benzer bir nimete gıpta edip imrenmekte kötü bir durum yoktur. İyilikte yarışmak, ve ne olursa olsun Allah’tan istemek kulun yararınadır. Burada önemli olan kıskanmamak ve hor görmemektir. Zira kötü niyet besleyerek haset etmek dinimizin yasakladığı bir davranış biçimidir. Haset Hususundaki İnce Çizgi Haset konusunda müstesna olan durumlar da söz konusudur. Bir günahkar veya kafirin elde edip de eziyette, kötülükte, şerde veya bozgunculukta kullandığı nimetin yok olmasını Allah’tan dilemek haset etmek olmaz. Çünkü ortada bahşedilen bir nimet var iken bu nimeti şerre, şirke, kötülüğe kullanıyor olunması söz konusudur. Burada yok olması istenilen asıl şey nimetin kendisinden ziyade o nimet ile yapılan kötülükler ve zulümdür. Kur’an-ı Kerim Haset ve Kıskançlığı Nasıl Yorumluyor? “Ehl-i kitaptan çoğu, hakikat kendilerine apaçık belli olduktan sonra, sırf içlerindeki kıskançlıktan ötürü, sizi imanınızdan vazgeçirip küfre döndürmek istediler. Yine de siz, Allah onlar hakkındaki emrini getirinceye kadar affedip bağışlayın. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.”Bakara Sûresi, 109. Ayet Bakara suresinin 109. ayet-i kerimesi, Allah’ın herhangi bir nimetinin yok olmasını istemenin haset ve kıskançlık olduğunu anlatmıştır. Ayet, aynı zamanda da kulların haset edenlere bağışlayıcı yaklaşmalarını ve onları Allah’a havale etmelerini söylemiştir. Bunun sebebi de kıskanç insanlar yüzünden içinde haset tohumu olmayan kulların da kötü duygular beslemesi ve her şeyden Allah’a sığınarak korunmalarını sağlamaktır. Konu ile ilgili olarak Allahuteala Felak suresini indirmiş ve yukarıdaki durumu en güzel şekliyle bahşetmiştir. “De ki Yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçülerin şerrinden ve kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden sabahın Rabbine sığınırım!” Felak Sûresi Haset ve kıskançlık gibi duygulardan Allah’a sığınmak, her Müslümanın yapması gereken bir davranıştır. Unutulmamalıdır ki dünya nimetlerinin hepsi ölümle birlikte yok olacak, tüm anlamını yitirecektir. Hiçbir Müslüman da yok olup gidecek olan şeyleri kıskanarak Allah’ın rızasını kaybetmeyi göze almamalıdır. Nefis, haset ve kıskançlık duygularının kaynağıdır. Nefsine yenik düşen insan kıskanır. Nefsine boyun eğen kişi düşünmeden ve hakkı olmadan başkalarının imkanlarına haset eder. Bu yalnızca maddi anlamda olan bir durum değildir. Haset sadece mala karşı beslenecek bir duygu değil, bir kişinin güzelliğine, zekasına, insan ilişkilerine de haset edilebilir. Haset duygusuyla dolan insanların birçoğu doğru düşünme yetisini kaybedip, Allah’ın buyruklarını göz ardı ederek, kıskandığı kişi hakkında konuşmaya ve gıybet ile kışkırtıcılığa da başlar. Bu gibi durumlar kişiyi hiç farkında olmadan yanlışlar silsilesinin içerisinde kaybolmaya itebilir. Kıskanç kişilerin bir diğer özelliği de bencillikleri böbürlenmeleri ve enaniyetleridir. Halbuki bununla ilgili olarak da Allah Nisa Suresi, 36. ayette; “…Şüphesiz, Allah kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.”buyurmuştur. “Size bir iyilik dokunursa, bu onları üzer. Başınıza bir kötülük gelse, ona sevinirler. Eğer siz sabırlı olur, Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız onların hileleri size hiçbir zarar vermez. Çünkü Allah onların işlediklerini kuşatmıştır. “Âl-i İmrân Sûresi, 120. Ayet “Allah’ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri haset ederek arzu edip durmayın. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah’tan, onun lütfunu isteyin. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir.”Nisâ Sûresi, 32. Ayet “Yoksa onlar, Allah’ın lütfundan verdiği şeyler için insanlara hased mi ediyorlar? Oysa İbrahim soyuna Kitab’ı ve hikmeti verdik ve onlara büyük bir hükümranlık bahşettik.”Nisâ Sûresi, 54. Ayet “Onlara din işi konusunda açık deliller verdik. Ama onlar ancak kendilerine bilgi geldikten sonra, aralarındaki hasetten dolayı ayrılığa düştüler. Şüphesiz Rabbin, hakkında ayrılığa düştükleri şeyler konusunda kıyamet günü, aralarında hüküm verecektir.”Câsiye Suresi, 17. Ayet Hiçbir Müslüman, haset ve kıskançlık gibi hislerin insanda iman zayıflığının belirtisi olduğunu unutmamalıdır. Bir önceki yazımızda Kevser Suresinin Okunuşu, Meali ve Faziletlerini kaleme aldık. İlgili yazılarımızdan bazıları;Gıybet Etmenin Günahı! – Kur’an’da Ahlâkî Emir ve Faziletler – Dinde İhlâs Nedir? – Kur’an Münafıklar İçin Neler Söylüyor? – Yaratanı Bulma Sanatı “Tefekkür” – Ahirete Nasıl Hazırlanmalıyız? – Kur’an-ı Kerim’de Ceza ve Cezalandırma – Müslüman Olarak Ölmek – Kâfirlere İtaatin Hükmü – İmanda Artma veya Eksilme Var Mıdır? Berat gecesi ile ilgili ayet ve hadisleri haberimizden sizlerle paylaşıyoruz. Müslüman aleminin en fazla değer verdiği gecelerden biri olan Berat gecesi gecesi hakkındaki bilgileri ve hadislerden açıklamaları buradan inceleyebilirsiniz. İşte Berat gecesi hadisleri ve kapsamlı açıklamalar. Abone Ol Haber Merkezi 20 Mayıs 2016, 2312 Son Güncelleme 16 Mayıs 2022, 1315 Diğer Berat kandili ile ilgili ayet ve hadisler Berat gecesi ile ilgili ayet ve hadisleri öğrenmek isteyenler haberimizden faydalanabilirler. Mübarek üç aylardan Şaban ayının 15. gecesine denk gelen Berat gecesi ile ilgili merak edilen bilgileri sizlerle paylaşıyoruz. Berat gecesi bu yıl 21 Mayıs 2016 gününe denk geliyor. Bu anlamlı gece ile ilgili hadisleri buradan MESAJLARIBerat Gecesi Nedir?Allah Teâlâ bu gece af kapılarını açar; bu gecede mü`minler affa uğrarlar ve günahlarından tevbe ettikleri taktirde temizlenirler. Bu gecede, bir yıl içinde olacak bütün işler hükme bağlanıp, ifası için Cenab-ı Hak tarafından meleklere verilir. Bu geceye has bir ibadet yoktur. Gecesini ibadet ve dua ile, gündüzünü oruçlu geçirmek gecesi ile ilgili hadisler Sevgili Peygamberimiz “Beş gece vardır ki, onlarda yapılan dualar kabul olur. Bunlar; Recep ayının ilk gecesi, Şaban ayının on beşinci gecesi, Cuma ve Bayram geceleridir” [1] buyurmuştur. Beraat gecesine 'Kefaret gecesi' de denilir. Bir hadis-i şerifte, "Kim bayram gecesini ve Şâban ayının on beşinci Berat gecesini ibadetle ihya ederse, kalplerin öldüğü günde o kişinin kalbi ölmez" [1] gecesi ile ilgili ayetBu gecenin, şu ayeti kerimede bildirilen gece olduğu يُفْرَقُ كُلُّ أَمْرٍ حَكِيمٍ“O gecede her hikmetli iş, belirlenip hükme bağlanır.” [1][1]Duhan suresi ayet-4Bu gecenin bir adı da "Şefaat gecesi"dir. Bunun delili şu hadis-i şeriftir "Resûlullah Şaban ayının on üçüncü gecesi ümmetine şefaat etmek için dua edip yalvardı; kendisine, ümmetinin üçte birine şefaat etme izni verildi. On dördüncü gecesi yine dua edip yalvardı; bu sefer üçte ikisine şefaat etme yetkisi verildi. On beşinci gecesi bir daha yalvardı, bu sefer de, kaçak develer gibi Allah'tan kaçanlar dışında bütün ümmetine şefaat etme izni verildi." [2] Bu gecenin diğer bir ismi de "Mağfiret gecesi" dir. Şu hadis-i şerif buna işaret eder "Allah Teâlâ Şaban'ın on beşinci gecesi kullarına nazar eder ve yeryüzünde bulunanlardan şirk koşanlarla haset edenler hariç, bütün müminleri mağfiret eder." [3] Diğer hadislerde, bu affın dışında tutulanlar içinde, haksız yere cana kıyanlar, anne babasına asi olanlar, sürekli içki içenler ve akraba ile hukukunu kesenler de zikredilmiştir. Ebu Hüreyre'den rivayet edildiğine göre Resülullah Efendimiz şöyle buyurmuştur “Şaban ayının on beşinci gecesinin ilk vaktinde Cebrail bana geldi; şöyle dedi “Ya Muhammed, başını semaya kaldır. Sordum.“Bu gece nasıl bir gecedir? Şöyle anlattı “Bu gece, Allah Teala, rahmet kapılarından üç yüz tanesini açar. Kendisine şirk koşmayanların hemen herkesi bağışlar. Meğer ki, bağışlayacağı kimseler büyücü, kahin, devamlı şarap içen, faizciliğe ve zinaya devam eden kimselerden olsun. Bu kimseler tövbe edinceye kadar, Allah Teala onları bağışlamaz. Gecenin dörtte biri geçtikten sonra, Cebrail yine geldi ve şöyle dedi "Ya Muhammed başını kaldır. Bir de baktım ki, cennet kapıları açılmış. Cennetin birinci kapısında dahi bir melek durmuş şöyle sesleniyor "Ne mutlu bu gece rüku edenlere. İkinci kapıdan dahi bir melek durmuş şöyle sesleniyordu "Bu gece secde edenlere ne mutlu". Üçüncü kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu "Bu gece dua edenlere ne mutlu." Dördüncü kapıda duran melek dahi şöyle sesleniyordu "Bu gece, Allah'ı zikredenlere ne mutlu". Beşinci kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu "Bu gece Allah korkusundan ağlayan kimselere ne mutlu." Altıncı kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu "Bu gece Müslümanlara ne mutlu." Yedinci kapıda da bir melek durmuş şöyle sesleniyordu "Günahının bağışlanmasını dileyen yok mu ki, günahları bağışlansın. Bunları gördükten sonra, Cebrail'e sordum "Bu kapılar ne zamana kadar açık kalacak? Şöyle dedi "Ya Muhammed, Allah Teâlâ, bu gece, Kelp kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısı kadar kişyii cehennemden azat eder." [1]İbn Mâce. [2]Ebû Davud. [3]İbn Mâce. [1]El-Feth'ül Kebir, II,92 ÖZGÜN Berat gecesinde okunacak dualar için tıkla- Kandil duaları ÖZGÜN Dini günler takvimi 2016 burada! Diyanet dini günler listesi ÖZGÜN Berat Gecesi önemi ve Berat Gecesinde yapılacak ibadetler ÖZGÜN 2016 Berat gecesi ne zaman? Berat gecesi ile ilgili bilgiler Kur`an-ı Kerim`de Beraat gecesiyle ilgili görülen âyetler şunlardır"Helâl, haram ve diğer hükümleri açıkça bildiren bu Kitab`a yemin ederim ki, şüphesiz, biz onu mübârek bir gecede indirdik. Gerçekten biz. sonuçta karşılaşılacak tehlikeleri haber vericileriz. O öyle bir gecedir ki her hikmetli iş, nezdimizden sadır olan bir emir ile o zaman ayrılır" ed-Duhân, 44/2-6.Alimlerin çoğunluğu bunun "Kadir" gecesi İkrime ile bir grup bilgin de "Beraat" gecesi olduğunu söylemişlerdir. Çoğunluk şu delillere dayanmıştır Cenab-ı Hak, Kadir sûresinde, Kur`an`ı Kadir gecesinde, bu âyette ise mübârek bir gecede indirdiğini beyan etmiştir. Eğer bu iki geceden kastedilen tek bir gece olmasaydı, çelişki doğardı. Allah Teâlâ, içinde Kur`an indirilen ayın Ramazan ayı olduğunu başka bir âyette de bildirmiştir el-Bakara, 2/185. Buna göre mübarek gecenin Şaban gecelerinden değil, ramazanın gecelerinden biri olması Hak, mübarek geceyi; "Onda her hikmetli iş ayrılır" diye nitelemiş, Kadir gecesi hakkında da; "Melekler ve Ruh`un bir emirden dolayı, Rablerinin izniyle. inmekte olduklarını" bildirmiştir bk. el-Kadr, 97/4. Bu "emir", o yıldan gelecek yıla kadar olan amel, rızık, hayat, ölüm gibi Allah`ın kazasıdır. İbn Abbas şöyle der "Cenab-ı Hakk`ın bütün kazaları Şa`ban`ın yarı gecesinde görevli meleklere teslim edilir". Bazılarına göre, Beraat gecesinde, emirlerin Levh-ı Mahfuzdan alınmasına başlanır. Bu gecede gelecek yıla rastlayan aynı geceye kadar olan olaylar takdir edilir ve bu "kadir" gecesi bitirilir. Rızıklara ait olan takdirler Mikâil savaş; zelzele, yıldırım ve musîbetlere ait olanlar da Azrail bildirilir. Diğer yandan, Beraat gecesine ait beş haslet şunlardır 1 Her önemli iş bu gecede ayırdedilir. 2 O gecedeki ibadetin fazileti büyüktür. 3 İlâhi rahmet yayılır. 4 Mağfiret gecesidir. 5 O gece, Rasûlüllah şefaat hakkının tamamı verilmiştir. Çünkü, Hz. Muhammed Şaban`ın onüçüncü gecesi ümmeti hakkında şefaat istemiş, bu şefaatin üçte biri verilmiş, ondördüncü gecesi yine istemiş, üçte biri daha verilmiş, onbeşinci gece yine talep etmiş, bu gece şefaatın tamamı ihsan edilmiştir. Bu şefaatten mahrum olanlar, devenin ürküp kaçtığı gibi Allah`tan kaçanlardır bk. er-Râzî ve Ebussuud Efendi Tefsirleri, ed-Duhân Sûresi 3. ve 4. âyetlerin tefsiri; Hasan Basri Çantay, Kur`ân-ı Hakim ve Meâl-i Kerim, İstanbul 1959, III, 904, 905.Beraat gecesi hakkında Allah elçisi şöyle buyurmuştur"Şaban ayının onbeşinci gecesi olduğu zaman, gecesinde ibadete kalkın. Ve o gecenin gündüzünü I5. günü oruç tutunuz. Çünkü o gece güneş batınca Allah Teâlâ Keyfiyeti bizce meçhul bir halde dünyaya en yakın göğe inerek o andan fecir oluncaya kadar Benden mağfiret dileyen yok mu, onu mağfiret edeyim. Benden rızık isteyen yok mu, onu rızıklandırayım. Bir bela ile mübtela olan yok mu, ona kurtuluş vereyim. Şöyle olan yokmu? Böyle olan yok mu? Buyurur İbn Mâce, H. no 1388.Diğer bir hadiste de şöyle buyuruyor "Şüphesiz Allah Teâlâ Şaban ayının onbeşinci gecesi dünyaya en yakın olan semaya keyfiyyeti bizce meçhul bir şekilde iner ve Kelb kabilesinin koyunlarının kılları sayısından daha çok günahları veya günah sahiplerini bağışlar" İbn Mâce, H. no 1389 Rabbim bu geceye kavuşmayı bizlere nasip etsin gecesi ile ilgili ayet ve hadisleri haberimizden sizlerle paylaşıyoruz. Müslüman aleminin en fazla değer verdiği gecelerden biri olan Berat gecesi gecesi hakkındaki bilgileri ve hadislerden açıklamaları buradan inceleyebilirsiniz. İşte Berat gecesi hadisleri ve kapsamlı açıklamalar. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz. Sual Haset nedir? CEVAPHaset, bir kimsenin hayırlı bir işi veya evi, malı, mülkü, ilmi olsa, o kimseden bunların gitmesini, onda olmayıp, kendinde olmasını istemektir. Onda olduğu gibi kendisinde de olmasını istemek haset olmaz. Buna gıpta etmek, imrenmek denir. Günah değildir. Başkasının, kendinden üstün olan her şeyini kıskanana, yani ondaki üstünlüğün, yalnız kendinde olmasını isteyene, kıskanç denir. Bu hâl, en kötü huylardan biridir. Kıskanç insan, ömrü boyunca rahatsız insandır. Böyle insan, kendinden aşağı olan insanı görmez de, kendinden yüksek ve varlıklı insanın her şeyini görür ve onu kıskanır. Kıskanç insan, Allahü teâlânın kendisine verdiği şeylere razı olmayan insan demektir. Allahü teâlânın verdiğine razı olmayan insandan, Allahü teâlâ da razı olmaz. Allahü teâlânın bir insandan razı olmaması ise, felaketlerin en büyüğüdür. Artık o insan, dünyada da, ahirette de zarardadır. Bunun için, kendisinde kıskançlık ve haset duygusu olduğunu gören, bu kötü huyundan kurtulmalıdır. İnsanlar, kendilerini ıslah edebilirler. Kıskançlıktan kurtulanlar rahat ve huzura kavuşur. Bu iş, zenginlik ve fakirlik işi değildir. Bu iş, kalbin zenginliği ve fakirliği işidir. Nice fakirler vardır ki, bir lokma ekmek kazanınca, Allahü teâlâya şükreder ve zenginlerin hâlini düşünmez bile. Nice zenginler de vardır ki, milyarlarına daha birkaç milyar ekleyemediği için üzüntü içindedir. Kıskanç insan, başka bir insanın kendinden iyi giyinmesini, iyi yaşamasını hazmedemez. Yani onun boyunu bosunu, güzelliğini, çalışkanlığını, başarısını kıskanır. Daha kötüsü, onun başına gelen fenalıklara sevinir. İşte bu hâl, kıskançlığın en kötü derecesidir. Böyle insandan, Allahü teâlânın yardımı kesilebilir. Daha da mahrum olur. İyi kalbli ve herkesin iyiliğini isteyen insan, Allahü teâlânın himayesinde demektir. Bir hadis-i şerifte, Bir müslüman, kendisine istediği bir iyiliği, başka bir müslüman için istemezse ve bir müslüman, kendisine gelecek bir kötülüğü, istemediği halde, o kötülüğü başka bir müslüman için isterse, onun imanı tam değildir buyuruldu. Yani, Peygamber efendimiz yalnız kendisini düşünenleri beğenmiyor. Başka müslümanları düşünenleri beğeniyor ve öyle yapmalarını istiyor. Düşünün bir kere; bütün dünya, Peygamber efendimizin bu emirlerini yapmış olsa, dünyada kavga, gürültü kalır mı? Haset, tekebbüre sebep olur. Başkasında bulunan nimetlerin ondan ayrılarak kendisine gelmesini ister. Onun haklı olan sözlerini ve nasihatlerini reddeder. Ondan bir şey sorup öğrenmek istemez. Kendinden yüksek olduğunu bildiği halde, ona tekebbür eder. İmam-ı Gazali hazretleri, Bütün kötülüklerin başı, kaynağı üçtür Haset, riya, ucub buyurdu. Haset eden, çekemediği kimseyi gıybet eder, çekiştirir. Onun malına, canına saldırır. Kıyamette, bu zulümlerinin karşılığı olarak, hasenatı alınarak ona verilir. Haset edilendeki nimetleri görünce, dünyası azap içinde geçer. Uykuları kaçar. Hayır hasenat işleyenlere on kat sevap verilir. Haset bunların dokuzunu yok eder, biri kalır. Haset edenin duası kabul olmaz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki İnsanların gizli şeylerini araştırmayın, kusurlarını görmeyin, düşmanlık ve haset etmeyin, birbirinizi kardeş gibi sevin, çekiştirmeyin. Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, yardım eder. Onu, kendinden aşağı görmez. [Buhari] Müminin kalbinde imanla haset bir arada bulunmaz. [Beyheki] Müslüman hayırlı olur. Haset edince hayır kalmaz. [Taberani] Hasetten kurtulmak zordur. Haset ettiğiniz kimseyi incitmeyiniz! [İ. Ahmed] Hasetten sakınınız! Ateş odunu yakıp yok ettiği gibi, haset de hasenatı yok eder. [Ebu Davud] Haset etmek, Allahü teâlânın takdirini değiştirmez. Hasetçi, boşuna yorulur, üzülür. Üstelik büyük günaha girmiş olur. Hasedin, haset edilene dünyada ve ahirette hiç zararı olmaz. Üstelik faydası olur. Hiçbir hasetçi muradına kavuşmamıştır. Haset, sinirleri bozar, ömrün kısalmasına sebep olur. Esmai diyor ki, 120 yaşındaki bir köylüye çok yaşamasının sırrını sordum, hiç haset etmediğini söyledi. Haset edilene, dünya ve ahirette, hiç zarar olmaz. Haset edenin ömrü üzüntü ile geçer. Haset ettiği kimsenin nimetlerinin azalmadığını, hatta arttığını görerek, sinir krizi geçirir. Hasetten kurtulmak için, ona hediye vermeli, ona karşı tevazu göstermeli ve onun nimetinin artması için dua etmelidir. Doğru olan bir şeyi kabul etmemeye inat denir. İnat, karşımızdakini aşağı görmek, ondan nefret etmek, ona düşmanlık beslemek, haset etmek gibi sebeplerden meydana gelir. Hakkı, düşmanımız da söylese kabul etmeliyiz! Hadis-i şerifte buyuruldu ki Allahü teâlânın en sevmediği kimse, hakkı kabul etmemek için inat gösterendir. [Buhari] Haset hakkında âlimlerin sözleriBütün kötülükler, hırlaşmalar almak üzerinedir. Bütün iyilikler, vermek üzerinedir. İlk haset eden şeytandır. Hazret-i Âdem’i çekememesi, kendisini isyana sevk etmiştir. Herkesi memnun etmek mümkündür, yalnız haset edeni tatmin etmek zordur. Çünkü o, haset ettiği şeyin yok olması ile ancak memnun kalır. Haset, iyileşmeyen bir yara gibidir. Onun dünyadaki bu sıkıntısı sebebiyle ahirette uğrayacağı azap, ceza bakımından kendisine yeter. Haset edici kadar mazluma benzeyen bir zalim görmedim. Çünkü o, sana verilen nimeti kendisine işkence olarak görür. Haset eden, servet düşmanıdır. Kimin malı, nimeti varsa ona buğzeder. Ona bunu niye verdin diye Rabbine darılmış olur. Allahü teâlâ fazlını dilediğine verir. Haset eden, niye ona verdin diye Allah’ın fazlı için cimrilik eder. Mal ve nimet sahibinin rüsvay olmasını, elindeki nimetlerin gitmesini ister. Haset eden her yerde zelil olarak anılır. Melekler lanet eder. Yalnız iken üzüntüsü artar. Can çekişirken, sıkıntısı artar. Kıyamette rüsvay olur, Cehennemde cezasını da çeker. Ey insanoğlu, niçin kardeşini çekemiyorsun? Ona verilen onun hakkı ise, Allahü teâlânın ikram ettiği kimseye kızmaya ne hakkın var? Şayet hakkı değilse, Cehenneme girecek adamın nesini çekemiyorsun? Aralarında ilgi bulunanlar haset ederBirbirinden uzak ayrı yerde yaşayıp, aralarında ilgi bulunmayan kimseler arasında, birbirleriyle ilgi bulunmadığı için haset de bahis konusu olmaz. Bir kimse, karşısındakinin kibirlenmesine dayanamaz, aralarında düşmanlık veya rekabet bulunduğu vakit haset edebilir. Bunlar sık sık karşılaşırlar. Biri diğerinin görüşüne uymazsa, öteki ondan nefret eder, ona karşı böbürlenmeye başlar. Bunun içindir ki, âlim âlime haset eder de abide haset etmez, abid de, başka bir abide haset eder, fakat bir âlime haset etmez. Aynı şekilde yazar yazara, tüccar tüccara haset eder. Kısaca herkes kendi mesleğinden olana haset eder. Bir kimse, daha çok kardeşine haset eder. Tüccarın maksadı diğer tüccar ile birleşir. Aynı zamanda komşu olduğu tüccar ile uzaktaki arasında da fark vardır. Bütün bu sebeplerle, kendisine yakın olan meslektaşına daha çok haset eder. Bunun gibi, bir pehlivan, bir yazara değil, başka bir pehlivana haset eder. Çünkü onun maksadı yazı ile değil pehlivanlıkla şöhret kazanmaktır. Bütün bu hasetlerin aslı düşmanlıktır. Düşmanlığın aslı da menfaat çatışmasının bir noktada birleşmiş olmasıdır. Bu da, menfaatleri ayrı veya uzaklarda bulunanlar arasında değil, menfaatleri müşterek olup, birbirine yakın olan kimseler arasında olur. Bu sebeple bunlar arasında haset çoğalır. Haset eden, her tarafta tek olarak anılmasını ister, kendi sahasında karşısına rakip olarak çıkacak herkese, nerde olursa olsun haset eder, fakat bu azdır. Bütün bunların kaynağı, dünya sevgisidir. Hakiki din âlimleri arasında ise çekemezlik yoktur. Hepsinin maksadı, kullar indinde değil, Allah katında mevki sahibi olmaktır. Gerçek âlim, herkesin kendisinden daha bilgili ve daha iyi müslüman olmasını ister. Fakat âlim geçinenler, ilimleri ile menfaat peşinde koştukları için birbirine haset eder. Hakkın adaletine kızılmazHaset, bir kalb hastalığıdır. Kalb hastalıkları, ancak ilim ve amel ile tedavi edilir. Hasedin zararı insanın kendisinedir, haset edilene bir zararı yoktur. Haset sebebiyle Allah’ın taksimatına rıza gösterilmemiş olur. Onun adaletine kızılmış olur. Bu ise tevhidin özüne aykırıdır. Ateş odunu yakıp yok ettiği gibi, haset de amelleri yok eder. Sen haset ettikçe, içinde bir ateş yanar, kendi kendini kemirir, perişan olursun. Haset edilenin nimetini Allahü teâlâ artırır. Onun nimeti arttıkça senin de hastalığın artar, sıkıntı içinde kıvranır durursun. Göğsün daralır, uykun kaçar ve bu hastalık ölüme kadar götürür. Zaten düşmanın istediği de budur. Sen onun perişanlığını isterken, kendin perişanlığa düşmüş olursun. Bununla beraber senin hasedinin onun elindeki nimete bir etkisi olmaz. Hatta ahirette, seni sıkıntıya düşürdüğü için hasetten vazgeçmen gerekir. Çünkü faydasız bir sıkıntıdır. Allah’ın gazabına uğramaya çalışmaktan daha büyük ne olur? Haset etmekle kimseye bir zarar veremezsin. Neymiş onun arabası senin arabandan iyi imiş. Onun evi, daha geniş ve daha uygun bir semtte imiş. N’olacak yani, senin hasedin, Allahü teâlânın ona takdir ettiği nimete mani olabilecek mi? İmkansız... Şayet sen, hasedin sebebiyle onun nimetinin yok olacağını düşünürsen, bu bir ahmaklıktır. Çünkü, eğer nimetler haset ile yok olsa, hiç kimsede hiçbir nimet, hatta iman nimeti de kalmazdı. Hasede sebep olan şeylerSual Haset nedir ve hasede sebep olan şeyler nelerdir? CEVAPİmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki Haset, bir kimsenin elindeki nimeti ona çok görüp, onun elinden gitmesini istemek demektir ve haramdır. Ancak kötü birinin, eline geçen servet ile fitne uyandırdığı, bu sebeple ara bozup herkese eziyet ettiği zaman, bu nimetin onun elinden çıkmasını istemek, bu adamın bu varlığına memnun olmamak, günah değildir. Çünkü, sen onun yok olmasını, nimet olduğu için değil, onu kötülükte kullandığı için istiyorsun. Şayet adam yaptığı fesatlıktan vazgeçseydi, onun elindeki nimete üzülecek değildin. Allahü teâlânın taksimatındaki kazasına rıza göstermemek, hasedin haram olduğuna delâlet etmektedir. Sana zararı dokunmayan bir müslümanın rahata ulaşmasına hoşlanmamak, hasetten başka şey değildir. Hasedin dereceleri1- Haset ettiği kimsenin elindeki nimetin yok olmasını istemektir. Bu nimet ister kendi eline geçsin, ister geçmesin, yeter ki onda bulunmasın. Hasedin en kötü olanı budur. 2- Haset ettiği adamın elindeki nimetin, kendi eline geçmesini istemektir. Mesela, adamın güzel evi veya güzel arabası var, yahut üstün mevkidedir. Adamın, “Bunlar benim olsa” demesidir. Bunun arzusu o nimete sahip olmaktır. Maksadı, o nimeti kendisinin elde etmesidir. Yoksa birincisinde olduğu gibi, “Ne onda, ne de bende olsun” şeklinde değildir. Başkası bu nimetten neden istifade ediyor, demiyor, ben neden istifade edemiyorum, diyor. Ondaki nimet bende olsun demek uygun değildir. 3- Ondaki nimetin benzerinin kendisinde olmasını istemesidir. Şayet kendi eline onun gibisi geçmeyecekse, onda da olmasın diye, arzu etmesidir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruldu ki Allah’ın kiminizi kiminizden üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri ummayın! [Nisa 32] 4- Onda olan nimet gibi bir nimetin de kendi elinde bulunmasını arzu etmek, fakat onun elindeki nimetin elinden çıkmasını istememektir. İşte bu, dünyalık hususunda ise affedilmiştir. Hasede sebep olan şeyler1- Düşmanlık İnsan, kendisine veya bazılarına yaptığı kötülük sebebiyle birine düşmanlık eder, kin besler. Kin ise intikam ile yatışır. Düşmanına bir felaket geldiği zaman, bunu kendi kerametine hamlederek buna sevinir ve bunu kendi mükafatı sanır. 2- Çekememek Varlık sahibinin üstünlük taslaması onun ağrına gider. Emsallerinden biri mevki, ilim veya servet sahibi olduğu takdirde, kendisine karşı kibirleneceklerinden, kendisinin buna dayanamıyacağı için haset eder. Yani hasedi, kendi kibrinden dolayı değil, karşısındakinin kibrine dayanamıyacağından dolayıdır. 3- Kibir Kibirlenip, karşısındakini küçük görüp kendine hizmet ettirmesi ve bütün arzularında kendi emrinde olması isteğidir. Birinin başına bir devlet kuşu konsa, buna haset eder. Kâfirlerin çoğunun Resul-i Ekrem efendimize karşı hasedi, Onun kendilerine karşı ululuk iddia etmesi korkusundandır. Biz ulu kimseler iken bir öksüz nasıl olur da başımıza geçer ve biz ona nasıl boyun eğeriz dediler. 4- Şaşkınlık Aynı tahsilli, aynı yaşta ve aynı memleketli olmasına rağmen bazı arkadaşlarının mal, mülk sahibi olmalarına hayret edip kıskanır. 5- Gayesine ulaşamama korkusu Bu da iki kişinin bir maksatta birbirine üstünlük arzusuna dayanır. Arzusuna tek başına ulaşabilmekte kendisine yardımcı olan her nimete, öbürü haset eder. Birinin o arzuya erişip diğerinin erişememesi hâlinde birbirine haset ederler. Ana-babanın sevgisini kazanmaktaki evlatların yarışması, talebelerin hocalarının sevgisini kazanmaktaki yarışmaları, gazetecilerin okuyucu çekmek için yarışması ve birbirine haset etmeleri hepsi bu kısımdandır. Her iki tarafın maksadı aynıdır. Maksatlarına ulaşmakta birbirine haset ederler. 6- Lider olma sevdası Bir kimse, herhangi bir ilim dalında, parmakla gösterilen tek bir insan olmayı arzu eder. Övülmek sevgisi kendisine galebe çaldığı zaman, insanlar tarafından, “İşte bu kimse, kendi sahasında zamanının tek insanıdır, emsâli yoktur” gibi sözlerle övülünce, buna sevinir. “Falan yerde de bu sahada üstün biri var” diye duyduğu zaman canı sıkılır. Bu kişinin, kendisiyle ortak olan bu varlığının, elinden gitmesini ve hatta ölümünü bile arzu eder. Bu ortaklık mevkide, ilimde, sanatta, güzellikte, servette ve benzerlerinde olabilir. Cihanda emsâlsiz ve tek kalması sebebiyle sevindiği her hususta durum aynıdır. Burada hasedin sebebi tek başına otorite olmak sevdasından başka bir şey değildir. Yahudi âlimleri, Resul-i Ekremin hak peygamber olduğunu bildikleri halde, başkanlıklarının elden gideceğinden korktukları için, Peygamber efendimize haset ederek inkâra kalkıştılar. 7- Kötü huy Hiçbir sebep olmadan kötü huyu, cimriliği sebebiyle kimsede bir varlık görmek istemez ve onlara haset eder. Ona, bu nimetlere Allahü teâlânın mazhar kıldığı bir kimsenin iyiliklerinden bahsedilince, canı sıkılır. Bu kişi, daima başkalarının gerilemelerini seven ve Allahü teâlânın lütfuna cimrilik gösteren bir insandır. Kimi de var, başkasının malında cimrilik eder, yani başkasının malını da başkasına reva görmez. Aralarında hiçbir alaka bulunmadığı halde, Allahü teâlânın kullarına verdiği nimete cimrilik eder ve onlara haset etmeye başlar. Bunun kötü huyluluktan başka bir sebebi yoktur. Bunun tedavisi pek zordur. Hazret-i Enes anlatır Resul-i Ekrem, Şimdi içeri Cennetlik bir zat girecektir buyurdu. Az sonra, Ensardan, bir adam çıkageldi. Ertesi gün, Resul-i Ekrem yine önceki gibi söyledi. Yine aynı adam çıkageldi. Üçüncü gün de aynı şey oldu. Abdullah bin Amr, o adamın evinde birkaç gün misafir kaldıktan sonra şunları anlattı - Üç gece onunla kaldım. Gece kalkıp namaz kılmadı. Bizlerden fazla bir ibadet yapmadığı halde Cennetlik oluşunun sebebini anlayamadım. Adama dedim ki - Resulullah seni niçin övüyor? - Hiç kimseye haset etmem. - Şimdi anlaşıldı. Seni o dereceye ulaştıran budur. İ. Ahmed Hazret-i Musa’nın imrendiği zatMusa aleyhisselam, salih bir zata imrenip, kim olduğunu sordu. Allahü teâlâ, Bu zat, şu üç amel ile bu mertebeye ulaşmıştır Kimseye haset etmedi, ana-babasına âsi olmadı ve söz taşımadı buyurdu. Hazret-i Zekeriyya da Allahü teâlânın şöyle buyurduğunu haber veriyor Haset eden kimse, nimetime düşman olan, kazâma kızan, kullarım arasındaki taksimatıma razı olmayan biridir. Hazret-i Safiyye anlatır Bir gün, babam amcama sordu - Bu Peygamber hakkında ne diyorsun? - Hazret-i Musa’nın müjdelediği Peygamberdir. - O halde niçin iman etmiyorsun? - Bizden gelmediği için, ölünceye kadar düşmanlık edeceğiz. İşte hasedin vardığı acı nokta... Hasedin zararları Haset edilen kimse, senin zulmüne uğramış, bir mazlumdur. Hele haset edip çekiştirir, kötülüklerini söylersen, bunlar senin ona verdiğin hediyelerdir. Hep onun ekmeğine yağ sürmüş oluyorsun. Yani ona ibadetlerinin sevabını verip, onun günahlarını yükleniyorsun. Böylece kıyamette müflis olacaksın. Düşman, hasmının beladan belaya uğramasını ister. Haset hastalığı ile senin yüklendiğin bela, bütün felaketlerden büyüktür. Düşmanlarının en büyük arzuları kendilerinin refahta, hasımlarının sıkıntıda olmalarıdır. Sen kendi kendine onların arzularına uymuş oldun. Bunun için düşmanın, senin ölmeni değil, böylece sürünmeni, ellerindeki nimetlere bakarak haset ateşi içinde hep kıvranmanı isterler. Bunları düşünebilirsen, kendi kendinin düşmanı ve düşmanının dostu olduğunu kolaylıkla anlamış olursun. Çünkü davranışın, dünya ve ahirette senin aleyhine, hasmının lehinedir. Bu işin zararı senin, kârı onundur. Herkesin yanında nefret edilirsin. Allah katında da kötü birin. Sen istesen de istemesen de haset ettiğin kimsenin nimeti devam eder gider. Eğer ahiretteki hâlini rüyada bile görebilseydin, korkunç bir manzara ile karşılaşırdın. Hâlin, tıpkı, öldürmek için düşmana kurşun atan, fakat mermisi geri teperek gözüne isabet edip gözünü çıkaran ve buna fazla sinirlenerek ikinci kurşunu atan ve ikinci mermi de aynı şekilde geri teperek diğer gözünü çıkaran, buna daha da sinirlenerek attığı üçüncü kurşunun yine kendi beynine saplanan ve hasmı esenlik içinde bulunan kişinin durumuna benzer. O, durmadan hasmını hedef alıp kurşun atar, mermiler ise geri teperek kendisine isabet eder. Bunun bu hâline, düşmanları kahkaha savurur. İşte şeytan böyle maskara eder. Haset edenin durumu bundan da fecidir. Çünkü bu kişinin hasmına atıp tersine dönerek kör olmasına sebep olduğu gözleri, nihayet ölüme kadar yaşayacak ve ölüm ile onlar da yok olacaktı. Ama hasetten meydana gelen günah, ölüm ile yok olmaz. Bu sebeple Allahü teâlâyı öfkelendirir ve Cehenneme girer. Gözünün kör olması, Cehenneme girip Cehennemin kendisini yakmasından, elbette çok daha hafiftir. Şu işe bak! O, haset ettiği kimsenin nimetinin elinden alınmasını isterken, Allahü teâlâ o nimeti almadığı gibi, ötekini sıkıntıdan sıkıntıya sokmuştur. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki Kişi kazdığı kuyuya kendi düşer. [Fatır 43] Çok kere düşmanı için istediği aynen kendi başına gelir. Bunlar, hasedin ilim ile tedavisidir. Eğer akl-ı selim ile düşünürsen, haset ateşini kalbinde söndürürsün. Çünkü hasedin, kendini helak ettiğini, düşmanını sevindirdiğini, haset sebebiyle huzurunun bozulduğunu ve neticede Allahü teâlânın hışmına uğradığını bilirsin. Hasedin amel ile tedavisi şöyledir Haset arzularının aksini yapmakla hasedini tahakküm altına alırsın. Mesela, hasmını kötülemek istersen, hemen onu öv, kibretmek istersen tevazu göster, ondan özür dile, şayet vermemeyi teklif ederse, vermeye gayret et! Yapmacık da olsa tatlılık, kini ortadan kaldırır ve gönülleri birbirine bağlar. Bu sayede kalb, haset hastalığından kurtulur. Haset edilen kimse, senin böyle zoraki yaptığını bilse de, yine memnun kalır ve seni sevmeye başlar, bu suretle karşılıklı sevgi başlar ve haset hastalığı da kaybolur. Çünkü tevazu, övmek ve sevgisini bildirmek, karşısındakine etki ederek onu sever. Zoraki yaptığı iyilikler, zamanla huy haline gelir. Böylece hasetten kurtulmuş olursun. Elbette bu arada şeytan boş durmaz, senin bu durumun onu çok üzer, sana münafıklık yapıyorsun diye vesvese verir. Sen de, münafıklık zilletine düşmeyeyim diye sakın şeytanın oyununa gelme! Hastalıklar acı ilaçlarla tedavi edilir. İlacın acılığına dayanamayan, şifanın zevkine eremez. Hasedin tedavisinde kullanılan, düşmana karşı alçak gönüllülük, onu övme gibi hâllerin acılığını, ancak yukarıda bildirilen manaları bilmek kolaylaştırır. Ayrıca Allahü teâlânın kazasına rıza ile elde edilecek sevap, Allah’ın sevdiğini sevmek de bu güçlüğü yener. Murada ermemek zillettir. Bu zilletten kurtuluş ancak iki şeyin biriyle mümkündür. Ya dilediğin şey olacak veya olacak şeyi dileyeceksin. Birincisi senin elinde olmadığı için, bu hususta uğraşmak manasızdır. İkincisi ise mücahede ve riyazet ile mümkündür. O halde akıllı olan, bu ikinci çareye başvurur. [Riyazet, nefsin arzularını yapmamak demektir. Nefs ahmak olduğu için her istediği kendi zararınadır. Nefs daima haramları ister. Mücahede ise, nefsin istemediği şeyleri yapmaktır. Nefsimiz, iyilik ve ibadet etmemizi istemez. Nefse, günahlardan kaçmak, ibadet etmekten daha güç gelir. Onun için günahtan kaçmak daha sevaptır.] İhyaMümine kâfir diyenin kendisi kâfir olurSual Bazı kimseler, haset yüzünden çok iyi tanıdığım bir müslümana yahudi diyorlar. Halbuki bildiğiniz gibi, bir kimse istediği dini seçebilir. Fakat hiç kimse yahudi olamaz. Yahudi olmak için yahudi olarak doğmak şarttır. Böyle haset ederek bir müslümana yahudi demenin dindeki yeri nedir? CEVAPM. Hadimi hazretleri buyuruyor ki Haset etmek, Allahü teâlânın takdirini değiştirmez. Hasetçi, boşuna yorulmuş, üzülmüş olur. Üstelik büyük günaha girmiş olur. Haset, sinirleri bozar, ömrün azalmasına sebep olur. Hasedin, haset edilene dünyada ve ahirette hiç zararı olmaz. Üstelik faydası olur. Haset ettiği kimsede nimetlerin azalmadığını, arttığını [kervanın yürüdüğünü] görerek sinir krizleri geçirir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki Mümin imrenir, münafık haset eder. [İ. Maverdi] Haset edenler benden değildir, ben de onlardan değilim.[Taberani] Berika’daki bu yazı, hasedin ne kadar kötü olduğunu göstermektedir. Hasetçinin yalan söylemesi, iftira etmesi ayrı bir günahtır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki Bir müminde her haslet bulunabilir. Ancak hıyanet ve yalan bulunamaz. [İbni Ebi Şeybe] Yalan, münafıklıktan bir kapıdır. [İbni Adiy] Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki Yalan söyleyenler, iftira edenler, ancak Allahü teâlânın âyetlerine inanmayanlardır. İşte onlar, yalancıların tâ kendileridir. [Nahl 105 Beydavi] Hadis-i şerifde de buyuruluyor ki Yalan, imana aykırıdır. [Beyheki] İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki Böyle kimselerin bozuk sözlerine üzülmeyiniz! Kur'an-ı kerimde,Herkes, kendine uygun işi yapar buyuruluyor. İsra 84 [Yani kişinin işi ve sözü, kendinin aynasıdır.] Böyle aşağı kimselerin sözlerine iyi ve kötü karşılıkta bulunmamak daha iyidir. Yalanın sonu gelmez. Onların birbirini tutmayan sözleri, kendilerini rezil etmeye yetişir. Allahü teâlânın aydınlatmadığı kimseye, başkası ışık veremez. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruldu ki Allah de, sonra onları bırak! Bozuk işlerinde, daldıkları bataklıkta oynaya dursunlar! [Enam 91, Mektub. 204] Aynı evliya zat yine buyuruyor ki Bir zan ile bir müslümana kötü damgası basmak, yer yer dolaşıp, onu sapık olarak yaymaya çalışmak bir din adamına yakışır mı? Müslüman olan bir kimse, bir insandan dine uygun görünmeyen bir söz işitince, bu söyleyeni incelemelidir. Söz sahibi, sapık ve zındık ise, buna doğrusunu söylemeli, sözünde iyi mana aramamalıdır. O sözün sahibi müslüman ise, onun sözüne iyi mana vermeye uğraşmalıdır. Eğer faydalı olmak için değil de, bir müslümanı kötülemek için yapılıyorsa, buna bir şey diyemem. [ Suizan ederek bir müslümana kâfir denmez. Bir savaşta, kelime-i şehadet getiren birini öldüren kimseye, Resulullah efendimiz, Kelime-i şehadet söylerken niçin öldürdün? buyurdu. O kimse de, Dili ile söylüyordu, kalbi ile inkâr ediyordu dedi. Kalbini yarıp da baktın mı? diyerek onu azarladı. Onun için, günahkâr da olsa, mümine kâfir demekten sakınmalıdır! Hadis-i şerifte buyuruldu ki Mümine kâfir diyenin, kendisi kâfir olur. [Buhari] Haset, gayret ve kıskançlık Başkasının, kendinden üstün olan her şeyini kıskanan, yani ondaki üstünlüğün, yalnız kendinde olmasını isteyen insana, kıskanç denir. Bu hâl, insanlığın en kötü huylarından biridir. Kıskanç insan, ömrü boyunca rahatsız insandır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki Haset etmeyin, ateş odunu yaktığı gibi, haset de ibadetlerin sevaplarını giderir. [İbni Mace] Haset eden, onu gıybet eder, çekiştirir. Onun malına, canına saldırır. Kıyamet günü, bu zulümlerinin karşılığı olarak, yaptığı iyilikler alınarak ona verilir. Haset edilendeki nimetleri görünce, dünyası azap içinde geçer. Uykuları kaçar. Hayır, hasenat işleyenlere, on kat sevap verilir. Haset bunların dokuzunu yok eder, biri kalır. Küfürden başka hiçbir günah, hasenatın sevaplarının hepsini yok etmez. İslamiyet’e önem vermeyerek haram işlemek ve küfre sebep olan işleri yapmak, sevapların hepsini yok eder. Hadis-i şerifte buyuruldu ki Eski ümmetlerden iki kötülük haset ve kin size bulaştı. Dinlerini haset ve kinle yıktılar. [Tirmizi] Haset etmek, Allahü teâlânın takdirini değiştirmez. Boşuna üzülmüş, yorulmuş olur. Kazandığı günahlar da, cabası olur. Hiçbir hasetçi muradına kavuşmaz, kimseden saygı görmez. Haset, sinirleri bozar. Ömrünün azalmasına sebep olur. Haset olunanın, dünyada ve ahirette, bundan hiç zararı olmaz. Hatta faydası olur. Haset edenin ömrü üzüntü ile geçer. Haset ettiği kimseden nimetlerin azalmadığını, hatta arttığını görerek, sinir krizleri geçirir. Hasetten kurtulmak için, ona hediye göndermeli, onu övmeli, ona karşı tevazu göstermeli, onun nimetinin artmasına dua etmelidir. Haset, kıskanmak, çekememek demektir. Yani, Allahü teâlânın birine vermiş olduğu nimetin ondan gitmesini istemek demektir. Ondan gitmesini istemeyip de, kendisinde de olmasını istemek, haset olmaz. Buna gıpta etmek, imrenmek denir. Gıpta güzel bir huydur. İslamiyet’in ahkamına, yani farzları yapmaya ve haramlardan sakınmaya riayet eden, gözeten salih kimseye gıpta edilmesi vaciptir. Dünya nimetleri için gıpta etmek tenzihen mekruh olur. Birinde bulunan kötü, zararlı şeyin gitmesini istemek, gayret olur. Gayret gösterene de gayurdenir. Gayret, bir kimsede olan hakkına, onun başkasını ortak etmesini istememektir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki Mümin gayur olur. Allahü teâlâ ise daha gayurdur. [Müslim] Allahü teâlâdan daha gayuru yoktur ve mümine gayret ettiği için fuhşu yasaklamıştır. [Buhari] Namusunu kıskanmayana deyyus denir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki Allahü teâlâ, Cenneti yaratınca, “deyyus senin kokunu bile duyamaz” buyurdu. [Deylemi] Allahü teâlânın gayret etmesi, kulunun kötü, çirkin şey yapmasına razı olmamasıdır. İnsanın Allahü teâlâya gayret etmesi, haram işlenmesini istememekle olur. Yusuf aleyhisselamın, Sultanın yanında benim ismimi söyle! demesi gayret-i ilahiyyeye dokunarak, senelerce zindanda kalmasına sebep oldu. İbrahim aleyhisselamın, oğlu İsmail’in dünyaya gelmesine sevinmesi, gayret-i ilahiye dokunarak, bunu kurban etmesi emrolundu. Allahü teâlânın çok sevdiklerine, bazı evliyaya böyle gayret etmesi çok vâki olmuştur. Müslümana kâfir demekSual Bazı Müslümanlar için, Bunlar, Bizans’ın torunlarıdır. Bunların namazları, kabul olmaz. Bunlara herhangi bir şekilde yardım edenler, Cehenneme bilet kesmişlerdir diyerek, açıkça kâfir olduklarını söylemek, küfür değil midir? CEVAPİslam âlimleri buyuruyor ki Küfür isnadı, iki başlı ok gibidir. Oku atınca, karşı taraf kâfirse orada kalır, şayet değilse, ok geri döner sahibini vurur, yani söyleyen kâfir olur. Fıkıh kitaplarında da, kendisine kâfir denilen kimse kâfir değilse, Müslüman ise, söyleyenin kâfir olacağı bildiriliyor. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir Mümine kâfir diyenin, kendisi kâfir olur. [Buhari] Kıskanmak ve imrenmekSual Dinimizde kıskançlık yasaktır ama Peygamber efendimizi gören ve Onun zamanında yaşayanları ister istemez kıskanıyoruz, bu günah olur mu? CEVAP Ona kıskanmak denmez, imrenmek denir. İmrenmek sevaptır, iyidir. Selam dostlarım, konumuzda Kıskançlık ile ilgili ayetler, Kur’an’da eşini kıskanmak, Eşini kıskanmak ile ilgili ayetler Paylaşacağız. Haset ve kıskançlık ayetleri, Alay Etmek ile ilgili ayetler aramalarında sizlere yardımcı olacak şekilde paylaşmaya çalışacağız. Kur’an-ı kerim de geçen Kıskançlık ile ilgili ayetleri sizler için bir araya getirmeye çalıştık. Eksik ve hatalarımız olabilir. Sizlerde bu konuda eksikler görürseniz lütfen sure ve ayet numarası yazarak yorum bölümünden ekleyiniz. / Türkiye’nin en geniş Güzel sözler, ayetler, hadisler ve atasözleri ve deyimler platformu // Bizleri her türlü sosyal medyadan takip edebilirsiniz. Konumuzun altında linkler mevcuttur. Kıskançlık ile ilgili Ayetler سَيَقُولُ الْمُخَلَّفُونَ اِذَا انْطَلَقْتُمْ اِلٰى مَغَانِمَ لِتَأْخُذُوهَا ذَرُونَا نَتَّبِعْكُمْۚ يُر۪يدُونَ اَنْ يُبَدِّلُوا كَلَامَ اللّٰهِۜ قُلْ لَنْ تَتَّبِعُونَا كَذٰلِكُمْ قَالَ اللّٰهُ مِنْ قَبْلُۚ فَسَيَقُولُونَ بَلْ تَحْسُدُونَنَاۜ بَلْ كَانُوا لَا يَفْقَهُونَ اِلَّا قَل۪يلًا Siz ganimetleri almak için gittiğinizde geri kalanlar “Bırakın biz de arkanıza düşelim.” diyeceklerdir. Onlar, Allah’ın sözünü değiştirmek isterler. De ki Siz bizimle gelemeyeceksiniz. Allah daha önce böyle buyurmuştur. Onlar size “Bizi kıskanıyorsunuz.” diyeceklerdir. Bilakis onlar, pek az anlayan kimselerdir. Fetih suresi اِنَّ الدّ۪ينَ عِنْدَ اللّٰهِ الْاِسْلَامُ۠ وَمَا اخْتَلَفَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْۜ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَاِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ Şüphesiz Allah katında tek makbul din İslâm’dır. Ehl-i kitap, ancak kendilerine Peygamber’in hak olduğuna dâir bilgi geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Artık kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse, şunu bilsin ki Allah, elbette hesâbı çok çabuk görendir. Âl-i İmrân Suresi 19. Ayet اَشِحَّةً عَلَيْكُمْۚ فَاِذَا جَٓاءَ الْخَوْفُ رَاَيْتَهُمْ يَنْظُرُونَ اِلَيْكَ تَدُورُ اَعْيُنُهُمْ كَالَّذ۪ي يُغْشٰى عَلَيْهِ مِنَ الْمَوْتِۚ فَاِذَا ذَهَبَ الْخَوْفُ سَلَقُوكُمْ بِاَلْسِنَةٍ حِدَادٍ اَشِحَّةً عَلَى الْخَيْرِۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَمْ يُؤْمِنُوا فَاَحْبَطَ اللّٰهُ اَعْمَالَهُمْۜ وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرًا Size karşı kıskançlık ediyorlardı. Derken o korku hali gelince, gördün onları ki, ölümden baygınlık sarmış kimse gibi gözleri dönerek sana bakıyorlardı. O korku gidince, size keskin keskin diller sıyırdılar. Onlar hayra karşı kıskançlık ediyorlardı. İşte bunlar iman etmediler de Allah amellerini boşa çıkardı. Bu Allah’a göre önemsizdir. Ahzap suresi وَاِنِ امْرَاَةٌ خَافَتْ مِنْ بَعْلِهَا نُشُوزًا اَوْ اِعْرَاضًا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَٓا اَنْ يُصْلِحَا بَيْنَهُمَا صُلْحًاۜ وَالصُّلْحُ خَيْرٌۜ وَاُحْضِرَتِ الْاَنْفُسُ الشُّحَّۜ وَاِنْ تُحْسِنُوا وَتَتَّقُوا فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرًا Eğer bir kadın kocasının geçimsizliğinden, yahut kendisinden yüz çevirmesinden endişe ederse, aralarında bir sulh yapmalarında, onlara bir günah yoktur. Sulh hep hayırlıdır. Zaten nefisler kıskançlığa hazırdır. Eğer iyi geçinir ve geçimsizlikten sakınırsanız, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Nisa suresi اَمْ يَحْسُدُونَ النَّاسَ عَلٰى مَٓا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ۚ فَقَدْ اٰتَيْنَٓا اٰلَ اِبْرٰه۪يمَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَاٰتَيْنَاهُمْ مُلْكًا عَظ۪يمًا Yoksa onlar, Allah’ın lütuf ve kereminden insanlara verdiği nimetleri kıskanıyorlar mı? Şüphesiz biz, İbrahim ailesine de kitap ve hikmeti vermiştik. Hem de onlara büyük bir mülk ve saltanat ihsan ettik. Nisa suresi اَلَّذ۪ينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبُخْلِ وَيَكْتُمُونَ مَٓا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ۜ وَاَعْتَدْنَا لِلْكَافِر۪ينَ عَذَابًا مُه۪ينًاۚ Onlar ki hem kıskanır, cimrilik ederler, hem de herkese cimrilik tavsiye ederler ve Allah’ın kendilerine lütfundan verdiği nimeti gizlerler. Biz kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırladık. Nisa suresi بِئْسَمَا اشْتَرَوْا بِه۪ٓ اَنْفُسَهُمْ اَنْ يَكْفُرُوا بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ بَغْيًا اَنْ يُنَزِّلَ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ۚ فَبَٓاؤُ۫ بِغَضَبٍ عَلٰى غَضَبٍۜ وَلِلْكَافِر۪ينَ عَذَابٌ مُه۪ينٌ Onlar, Allah’ın dilediği kuluna lutufta bulunarak peygamberlik vermesini kıskandılar da, Kur’an’ı inkâr ederek kendilerini ne kötü bir şeye sattılar. Böylece onlar gazap üstüne gazaba uğradılar. Zâten kâfirler için alçaltıcı bir azap vardır. Bakara suresi كَانَ النَّاسُ اُمَّةً وَاحِدَةً فَبَعَثَ اللّٰهُ النَّبِيّ۪نَ مُبَشِّر۪ينَ وَمُنْذِر۪ينَۖ وَاَنْزَلَ مَعَهُمُ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِيَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ ف۪يمَا اخْتَلَفُوا ف۪يهِۜ وَمَا اخْتَلَفَ ف۪يهِ اِلَّا الَّذ۪ينَ اُو۫تُوهُ مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ بَغْيًا بَيْنَهُمْۚ فَهَدَى اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لِمَا اخْتَلَفُوا ف۪يهِ مِنَ الْحَقِّ بِاِذْنِه۪ۜ وَاللّٰهُ يَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ İnsanlar tek bir ümmetti. Ayrılmaları üzerine Allah, rahmetinin müjdecileri ve azabının habercileri olmak üzere peygamberler gönderdi ve beraberlerinde hak ile ilgili kitap indirdi ki, insanların, aralarında ihtilaf ettikleri şeyler hakkında hakem olsun. Bunda da sırf o kitap verilenler, kendilerine bunca deliller geldikten sonra tuttular, aralarındaki hırs ve kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah kendi izniyle, iman edenleri, onların hakkında anlaşmazlığa düştükleri hakka, ulaştırdı. Allah, dilediğini doğru yola iletir. Bakara suresi وَدَّ كَث۪يرٌ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يَرُدُّونَكُمْ مِنْ بَعْدِ ا۪يمَانِكُمْ كُفَّارًاۚ حَسَدًا مِنْ عِنْدِ اَنْفُسِهِمْ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْحَقُّۚ فَاعْفُوا وَاصْفَحُوا حَتّٰى يَأْتِيَ اللّٰهُ بِاَمْرِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ Ehl-i kitaptan birçoğu arzu etmektedir ki, sizi imanınızdan sonra çevirip kâfir etsinler. Hak kendilerine iyice belirdikten sonra bile sırf nefsaniyetlerinden ve kıskançlıktan dolayı bunu yaparlar. Buna rağmen siz şimdi af ile, hoşgörüyle davranın tâ Allah emrini verinceye kadar. Şüphe yok ki Allah her şeye kâdirdir. Bakara suresi وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ Kıskandığında hasetçinin şerrinden! Felak suresi Kıskançlık ile ilgili ayetler konumuzdan sonra diğer konularımıza bakabilirsiniz… Semih YAŞAR Kıskançlık ile ilgili hadisler Kıskançlık ile ilgili sözler Arkadaş ile ilgili ayetler Boş vakit ile ilgili ayetler

haset etmek ile ilgili hadisler ve ayetler