Pratik bir hamur hazırlıyor, bu hamurları sevdiğimiz bir iç harçla buluşturup yağda mis gibi kızarıyoruz. Birkaç küçük püf noktası sayesinde fazla yağ çekmekten de onu kurtarıyoruz. Üstelik tüm bunlar sadece 30 dakikada oluyor. Mis gibi kokusuyla çaya yetişiyor: Sirkeli mini börek tarifi. Bu kış bir çınarı uğurladık. “Anlatarak bitiriyorum hayatımı/ Bilmiyorum başka nasıl bitirilir bir hayat / Bir çiçek çizdim bu akşam avucuma/ İsmini her şey koydum/ Simli Almancada belirli artikeller, der, das ve die olmak üzere üç tanedir. Daha önce de belirttiğimiz gibi her kelimenin artikeli değişiktir. Bu yüzden kelimeler artikelleriyle beraber öğrenilmelidir.Bir çok kaynakta artikeller şu şekilde kısaltılarak gösterilir: der artikeli r veya m harfleriyle gösterilir. Ve bir gün yabani bir çiçek bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse sapında muhakkak iki çiçek açacak : biri sen biri de ben. Ben daha ölümü düşünmüyorum. Ben daha bir çocuk doğuracağım. Hayat taşıyor içimden. Kaynıyor kanım. Yaşayacağım, ama çok, pek çok, ama sen de beraber. Ama ölüm de korkutmuyor beni. Beklenmedikbir çabuklukla elbiselerini çıkardıktan sonra, bir an yarı bedeni pencere perdesinin kalitesiz tüllerine sarılı, öylece durdu; çocuksu bir hazla, bayağının bayağısı bir poz almış, aşağıda, alacakaranlığın şeritledi-ği avluda çalan laternacıyı dinliyordu.Küçük ellerim avucuma alıp da, dikkatini kirli AhmetSelcuk İlkan - Bu Akşam 179 izlenme - 8 yıl önce Ozan Kavasoğulları: Kendi elinle düştün bu hale Ne gelip af dile ne önümde çök Kimseyi suçlama ayrıldık diye Ne sitemler yağdır ne gözyaşı dök Kimseyi suçlama ayrıldık diye Ne sitemler yağdır ne gözyaşı dök Ahmet Selçuk İlkan: Bir adam gidiyor bu akşam bu kentten bir adam Gözleri kandan elleri candan nm32. Didem Madak, 'Müsvedde' adlı şiirinde şöyle diyorduAnlatarak bitiriyorum hayatımıBilimiyorum başka nasıl bitirilir bir hayatBir çiçek çizdim bu akşam avucumaİsmini herşey ojeler sürdüm yalnızlıktan gibi şimdi tırnaklarımYıldızlı bir gecenin. Didem Madak 1970'te İzmir'de doğdu. İlk ve orta öğrenimini İzmir'de tamamladı. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni yaşındaki kızı Füsun'a, eşi Timur'a ve hayat'a erken veda eden Didem Madak, genç kuşağın usta kadın ütüsüz ve buruşuk gezdirmeyi sevdiğinden hiçbir zaman yeterince "düzgün insan" sekreterlik, anketörlük gibi işlerde de çalıştı. En son 8 yıldır İstanbul Eczacılar Odası'nın avukatlığını şiirleri Sombahar ve Ludingirra dergilerinde yayımlanan Didem Madak, Grapon Kağıtlar İnkılap Kitabevi -2000 kitabıyla İnkılap Kitabevi Şiir Ödülü’nü sonra “Ah”lar Ağacı Everest Yayınları-2002 ve Pulbiberi Mahallesi Metis Yayınları-2007 isimli kitapları yayımlanan şair, yaşamın detay görüngülerini, şaşırtıcı imgeler, özgün dil dağarcığı ve derinden gelen bir hüzünle şiirleştirerek edebiyat dünyasında dikkatleri üzerine topladı. Annesini erken yaşta kaybetmiş olmasının yarattığı yaşam sorgulamalarını, şiirlerine de ve toplumsal özgürlük vurgulu şiirlerinde kadının iç dünyasını 25 Temmuz 2011 Pazartesi günü öğle namazının ardından Şişli Camii'nden kaldırılarak Edirnekapı'daki Mısır Tarlası Mezarlığında toprağa Biber Mahallesini TanıyalımMahallemizde devamlı darbuka çalıyorlar Erkes nedense asan'dan amile Düm-tek çocuklar doğuracak kadınlar bahara Burada aşklar fena şehla, şahane aşkları İncesinden sosyeteye bırakıyorlar. Acı yok bizim mahallede sanki hiç olmamış Yalnız şarkılara fazla pulbiber atıyorlar. "Kimbilir" çocuklar doğacak bahara Babası "canı cehenneme" çocuklar Pulbiber taneleri yapışmış dudaklarına Saate bakıyorum düm-tek-düm-tek ilerliyor Pulbiber kavanozunda bir akrep buluyorum kimsesiz Küfrediyor yelkovana Bensiz ne cehenneme gitti bu hayta! Karaköy vapuru bize uğramadan gitmiyor asla Bir elma tıkıp ağzına yolluyoruz, çok bağırmasın maksat Sebepsiz kederlerdeyiz Leman'la Bağırıyoruz esasında sustuğumuzda Düdüğüz biz, düdük, valla billa! İki yaşlı ve iki başlı iki gövel ördek gibi Gölümüzde yüzüyoruz kanımızdan canımızdan Mahalleli pulbiber ekiyor suyumuza Nilüferler gibi açılıyor pulbiber taneleri Güzel ve ağırdılar diyecekler Oysa paytak ve kırmızı kanatlıyız Bizim familya uçar, uçarıdır, uçacağız.. Yanlış da olsa fiiller için çekici bir kadınım Pulbiber Mahallesinin düm-tek tarihinde Acıdan sızlarken burnumuzun direği Morarmış çarşaflarımızı bayrak diye asardık Dokunsalar dağılırdı iyi pişmiş kurabiyeler gibi kalbimiz Kıtırdı ve çıtırdı Nedense iki kuşun ismine benzerdi kalbimiz Biz böyleydik işte, lezzetimiz de böyle.. böyle.. böyle Bu mahalleye ben Cenevizlilerden kalmışım. Bir elli altı santimlik bir kule olarak Ferman tarihinse Göğe doğru uzanan bu beden de bizimdir HABERDidem Madak Uğurlandı >>> Bugün; Türkiye’nin en çok çiçek, anne, evlat ve kardeş Sevgi’si kokan şairi Didem MADAK öldü… “Çiçekli şiirler yazmak istiyorum bayım!” diyen hani… Kısacık ömrüne sığdırdığı acıklı sözlerin kraliçesi “Acıklı sözler kraliçesiyim ben! Yağmur, bir daktilo kız kadar hızlı. Hızlı, daha hızlı. Fazla vaktim kalmadı! Artık ifadem alınmalı…. Asaletim de sizin olsun baylar, rezaletim de! Beni bir sütyen lastiğiyle asın…” Acı dolu Şiir’lerin şairi öldü bugün “Sonra gittin! Çocuk oldum bir daha, ağladım. Kaç şiir, kaç kere sular altında kaldı. Kitaplar, aşk, her şey. Her şeyi son bir kere daha kurtaramazdım. Keşke nane şeker gibi mentollü bir buluttan doğaydım.. Keşke dünya toz şekeri ile kaplı olsaydı! Çocuk oldum sonra ağladım, Yağmur bile beni ayıpladı. Söz dedim, söz verdim. Ruhumu gömdüğüm yer hâlâ belli. Güneşi özledim, sonra seni… Keşke gölgesine razı bir fesleğen olaydım…” *** “On dört yaşındaydı ruhum bayım, Bir mermer masanın soğukluğunda yaşlandı. Protez bacaklar taktılar ruhuma ince ve beyaz, Gıcırdaya gıcırdaya dolaştım şehri…” diyerek, 38 yaşında kaybettiği annesi Fisun’u yazan. Acıyla yoğrulmuş dizelerin şairi… Annesini kaybettiği yıl doğan kızına, bir harf farkla annesinin ismini verdi… Büyükannesi göremedi Füsun’u… O da doyamadı… Füsun 3 yaşındayken bu hayata veda etti. Bundan tam 11 yıl önce, 23 Temmuz 2011’de… Bundan tam 11 yıl önce; hayatın acı gerçeklerini yüzümüze yüzümüze vuran Şair’i öldü dostlar… *** “Ay Işıl’a Sığışmıştı” adlı şiirinde “Işıl çocuktu o zaman, ben de öyle. Mevsim kesin yazdı, karpuzdan feneriyle… Hani her çocuğu başka bir çocuğa, Yaklaştıran bir şarkı vardır ya Kıyıya yanaşan bir gemi gibi. O akşam ay Işıl’a sığışmıştı, Işıl çocukluğuna… Çocukluğumuz mor bir zambağa… Hani her çocuk zaman zaman, Kendini mor bir zambağın içinde düşler ya! Hani o iki çocuk birbirine gülümser sonra. Zambağın içine bir çiy tanesi düşer. Koşuşan iki ateş gibi konuşmuştuk. İki küçük geveze gece sineğiydik. Düşlerimiz el ele tutuşmuştu. El ele tutuşmuş iki kelebek gibi. Gidecektik, kaçacaktık buralardan. Uzak ülkeler düşlemiştik. Büyük gemiler yüzmüştü ruhumuzda… Ben Işıl’ın yelkenini üflememiştim. Bensiz uzaklara gitmesin diye. Pirinç taneleri savurmuştuk havaya, Grapon kâğıtları, konfetiler… Fener alayı geçmişti gözlerimden. Işıl sevinçle alkışlamıştı. Bir daha hiç ay Işıl’a sığışmamıştı… O akşamki gibi, O akşamki kadar büyük, Siyah saçlı bir mucizeydi sanki ay. Ateşe atmıştık biz onu. İnce ve beyaz bir kemik gibi… Susmuştuk; Peygamberler inmişti hayatımıza, Donuk fotoğraflar, yalanlar, kitaplar… Susmuştuk; Bir baykuş, Kapı aralığına sıkışmış bir ruh gibi bağırmıştı… Susmuştuk; Bir daha hiç ay, Işıl’a sığışmamıştı. Ayın yerinde kara bir delik kalmıştı…” diyerek, kardeşine duyduğu Sevgi’yi, içindeki bitmek bilmeyen aforizmalarıyla, sıcacık yaşanmışlıklarıyla anlatan dizelerin şairi… Tüm Şiir yüreklilerin kıymetlisi… Tireli hemşehrim… Dedim ya Türkiye’nin en çok çiçek, anne, evlat ve kardeş sevgisi kokan şairi bugün öldü dostlar… *** “Müsveddeler” şiirinde “Lokum getirmişti ve kitap, Ben ruhunu getirsin istemiştim oysa…” dedikçe acıtan, acıdıkça yazan Didem MADAK öldü bugün… Şiir’leri bir güvercin gibi havalandı da gökten üzerimize yağdı… “Anlatarak bitiriyorum hayatımı, Bilmiyorum başka nasıl bitirilir bir hayat. Bir çiçek çizdim bu akşam avucuma, İsmini her şey koydum… Simli ojeler sürdüm yalnızlıktan sıkıldığımdan; Müsveddesi gibi şimdi tırnaklarım, Yıldızlı bir gecenin…” Kim bilir daha neler anlatacaktı ya, dar vakitlere sığdırdı onca Şiir’ini… Kedilerden, muhabbet kuşlarından, çikolatadan, Pulbiber Mahallesi’nden, ahlat ağacından yana boldu lafları oysa… Bir hastalık geldi, bırakmadı yakasını. Kolon kanserinden öldü Didem MADAK… Tam 11 yıldır aramızda değil; yitik bir zamanda, başka bir diyarda belki… Belki bizi bekliyor, tüm Şiir yüreklileri… 3 yaşında bir kız annesiyken ve 41 yaşındayken henüz; 23 Temmuz 2011’de, İstanbul’da ayrıldı aramızdan… “Ölüm, çok iri bir sözcük değil bayım…” diyerek… Ruhun şâd olsun Didem MADAK… Işıklar içinde uyu hemşehrim, toprak incitmesin seni, huzurla… Anısına ve muhteşem üretimlerine saygıyla… Detay.. Her şiirinde en az bir cümleye vurulabileceğiniz Didem Madak’ın Ah’lar Ağacı kitabından alıntılar. 1- “Çok şey görmüşüm gibi, Ve çok şey geçmiş gibi başımdan, Ah.. dedim sonra Ah!” 2- “Çocukken şöyle dua ederdim Tanrı’ya Tanrım bana hiç erimeyen, Kırmızı bir bonbon şekeri yolla.” 3- “Ve şimdi şöyle dua ediyorum Tanrı’ya Olanlar oldu Tanrım Bütün bu olanların ağırlığından beni kolla!” 4- “Kaybolmak istemiştim bir zamanlar Kapının arkasında yokum demiştim Ve divanın altında da. Bulamazsınız ki artık beni, hayatın ortasında. Kaybolmak istemiştim bir zamanlar Beni kimse bulamazdı Tanrı’nın arkasına saklansam O kocamandı, en kocamandı o. Bir kız çocuğunun hayalleri kadar.” 5- “Güzin Ablası kitaplar olan bir kızdım, İçim sıkılmasa o kadar Tek satır bile okumazdım.” 6- “İnsan çıtır ekmeği ısırdığında, Kırıklar dolar kucağına, İşte orası umudun tarlasıdır. Ve orada başaklar ağırlaştığında, Sayısız ah dökülürdü toprağa.” 7- “Bıçağın ucundaydı insanların hafızası İnsan unutkandır ve insan unutulmaya mahkum olandır.’ Tanrı şöyle derdi o zaman Ah!” 8- “Vasiyetimdir Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” 9- “Ya siz, Nasıl bilirdiniz çocukluğunuzu ey cemaat? Nasıldı Öldürdüğünüz birinin cenaze namazını kılmak?” 10- “Annem çok sevmelerin kadınıydı. Bazen sevinince annem gibi, Rengarenk reçeller dizerim kalbimin raflarına. Annem çok sevinmelerin kadınıydı, Sıcak yemeklerin.” 11- “Ama yazgısını yaldızlı çokomel kağıtları gibi, Tırnaklarıyla düzeltemiyor insan. Yıllarca biriktirdim rengarenk çokomel kağıtlarını kitap aralarında. Aşık olduğumda, çikolata kokardı kırmızı yazgım.” 12- “Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca Alt katında uyumayı bir ranzanın Üst katında çocukluğum… Kağıttan gemiler yaptım kalbimden Ki hiçbiri karşı kıyıya ulaşmazdı. Aşk diyorsunuz, limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!” 13- “Yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım Gözyaşlarım bitse tehbih tanelerim vardı Tesbih tanelerim bitse gözyaşlarım… Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.” 14- “İnsan kaybolmayı ister mi? Ben işte istedim bayım. Uzaklara gittim Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım!” 15- “Kim bir şairi kırsa Şair gider uzun bir dizeyi kırar mesela Bilirim kim dokunsa şiire Eline bir kıymık saplanacak. Bilirim kırılmış dizeleri tamir etmez zaman Yorgunum oysa Durmadan kendime tunç uyak aramaktan.” 16- “Saçlarımda dolunay taneleri eriyor” 17- “Zamanı sarışın bir kedi olarak yarat baştan Allah’ım Bırak okşayayım. Esirge ve bağışla beni gerçekten Bırak düşlerimde kaybolayım.” 18- “Anlatarak bitiriyorum hayatımı Bilmiyorum başka nasıl bitirilir hayat Bir çiçek çizdim bu akşam avucuma İsmini her şey koydum. Simli ojeler sürdüm yalnızlıktan sıkıldığımdan. Müsveddesi gibi şimdi tırnaklarım Yıldızlı bir gecenin.” 19- “Birini çok sevmek gibiyim” 20- “Kardeşim, biriciğim Bazı yaralar yararlıdır buna inan, Bazı yaraların ortasından küçücük bir el, Sanki geçmişine çiçek uzatır, Bazı yaralardan sızan kanla, Tüm geleceğin yıkanır.” 21- “Hay! Ben sizin ruhunuza çiçek aşısı yapayım da çiçekler açsın ruhunuz. Hadi alkışlayın! Biliyorum hala biraz safım.” 22- “Bir uyağa takıldım, düşmeye razıyım Artık beni anla. Annemin bir şiir defteri vardı Yaprakları gitgide sarardı Hep sararan bir şey olarak kalmışsın aklımda. … Eski bir şiirsin sen, unutulursun, unutma … Konuşma, konuşmak istemezsen Ben konuşurum tavanda koşuşan ışıklarla Hep aynı şeyi söylerim Beni anla.” Ah’lar Ağacı Didem Madak Metis Yayınları Edebiyat sahnesinin çiçekli ve anne kokan şiirlerinin güzel kadın şairi, Didem Madak’ın hayat hikayesidir. Didem Madak, 8 Nisan 1970’de İzmir’de doğar. Annesi Füsun, Madak doğduktan 6 yıl sonra şiirlerinde bahsettiği uzun siyah saçlı kız’ Işıl’ı dünyaya getirir. Öğretmen olan anne babaları ile birlikte çok mutlu olan bu iki kız kardeş aynı zamanda çok iyi arkadaştırlar.“Işıl çocuktu o zaman, ben de öyle, Mevsim kesin yazdı, karpuzdan feneriyle, Hani her çocuğu başka bir çocuğa yaklaştıran bir şarkı vardır ya, Kıyıya yanaşan bir gemi gibi.”Zorluklarla geçen çocukluk yıllarıDidem Madak’ın çocukluğu fırtınalı geçmiştir. 12 Eylül döneminde babası okul müdürüyle tartıştığı için Uşak’a sürülür. Fakat annesi Füsun Hanım’ın tayini çıkmadığı için kızlarıyla birlikte Burdur’da çok karışık bir süreçten geçtiği bu dönemde yalnız kalan Füsun Hanım ve kızları korku dolu günler geçirir. Füsun Hanım bir gün, geceleri onları uyutmayan arka bahçedeki mısır yapraklarının hışırtılarını engellemek için bıçakla hepsini yok her şiiri yaşanmış bir anıdır… Bu olayla ilgili de şu dizeleri yazmış defterine;“Sen bir çocuk romanı annesi ol isterdim. Ölü mısır tarlaları hışırdıyordu Ve kalbimde çıngıraklı yılan sürüleri Diye başlayan bir çocuk romanında.”Annesini kaybettiği onu şiire iten yıllarDidem Madak 13 yaşındayken, henüz 38 yaşında olan annesini beyin kanseri nedeniyle kaybeder. Madak’ın zorlu günleri başlamıştır.“Ölen her kadın için şiir yazdım. Onları Muc’a evin karşılığında verdim, Çok ucuza. Artık bütün üzgün oluşlarımın adı Anne!”Füsun Hanımın ölümünden kısa bir süre sonra babası ikinci evliliğini yapar. Bu evlilik artık Didem ile babasının arasına bir duvar örmüştür.“O günleri hatırlayınca Edip Cansever’in şu dizesi gelir aklıma Bir azarlamayla ölümü düşünen çocuklar gibi…’ Bir azarlanmayla ölümünü düşünen çocuklar gibi.” Hayatın elini beline koymuş sinirli bir üvey anne gibi bizi azarladığını ve kardeşimle el ele tutuşup hayallerden balkonumuza sığındığımızı hatırlıyorum.”Bu olay sonrasında babası için de tabii ki birkaç dize yazmıştır Didem Madak; “Babam… Çıkarılmış bir adam bütün fotoğraflardan. Kader neydi sanki o zaman, Masada açık unutulmuş Turuncu kulaklı bir makastan başka…” “Yaşasaydın, hayatının ortasına Güller yığan bir adam olsun isterdim babam.”Bir gün Işıl’la oturup annesinden onlara bir şey kalmamasından yakınırken, teyzeleri onlara hayatlarını değiştirecek birkaç hediye verir. Bu hediyeler el yazması bir şiir defteri ve Varlık Dergisi koleksiyonudur. Bu andan sonra Didem Madak şair olur işte…Üniversite yılları ve ilk evliliğiTüm yaşadıklarını kaleme dökmeye başlayan Madak Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne başlar. Üvey anne ve babasıyla yaşadığı evden ayrılmak istediği için kendince bir yöntem bulur. Birinci sınıfta tanıştığı biriyle gizlice evlenir, evden ayrılır ve okulu bırakır.“Ardımda kırık bir ayna Üvey anneleri hayatımın. Batsın diye güneşe tempo tutan o kız çocuğu… Evden kaçışımın pembe spor ayakkabıları vardı. Hüzün neydi sanki o zaman Artık kullanılmayan dikiş makinası annemden kalma.”Evden kaçışı sonrasında çok zor dönemler geçiren Didem Madak, birçok farklı işte çalışır geçimini sağlamak için. Genç yaşta yaptığı evliliği pişmanlıkla sonuçlanır ve boşanır. Boşandıktan sonra maddi sorunlarla boğuşur ve bir bodrum katında yaşamaya başlar. Bu eve taşındıktan sonraki halini “Birden yazmaya başladım.” diye ifade katında yaşadığı tüm zorlukları anlatır şiirlerinde. Bir söyleşide “Rutubete dayanıldığı sürece şiir yazmak için çok iyi yerler.” diye bahseder bodrum Madak, bu dönemde çok yalnız kalır. Kardeşi Işıl, sadece süt ve çikolata yiyerek ayakta durduğunu, hayattan memnun olmadığını, hiçbir şeyin istediği gibi gitmediğini anlattığını Madak, üç yıl boyunca kaçar sevdiklerinden. Yakın arkadaşı Müjde Bilir bir röportajda onun kaçışını şöyle anlatıyor “Didem beni bir akşam aradı ve annesini özlediğini anlattı. Taksiye binip bana gelmesi için ikna ettim. Geldiğinde mahcup ve çekingendi. Anne şefkatine duyduğu özlem derinden belli oluyordu. Çok mutsuzum’ dedi. Ertesi gün buluşmak için sözleştik. Ancak Didem gelmedi. Didem’in evine gittiğimde duvara iliştirilmiş bir not buldum. Sevgili Müjde, Maviş Anne içimden hiçbir şey söylemeden gitmek geldi. Seni seviyorum. Dün gecenin şiiri zaten yazılmıştı, ben sadece kaleme alacağım.’”Müjde Bilir için yazdığı şiirde şöyledir;"İki kendim varmış maviş anne Biri benmişim biri mutsuz Ben ölürsem maviş anne, mutsuz için dünyanın bütün sabahlarına bir bilet al. Ben ölürsem mutsuza iyi bak! ""Kadınlık kimliğimden sıyrıldım"Sonraki üç yıl boyunca Madak’tan haber alınamaz. Sadece kardeşi Işıl’ın yanına gider ara sıra. Gidişlerinden birinde Işıl’ı çok şaşırtır. Örtünmüş olarak çıkar karşısına. “Örtündüm ben… Her şeye karşı… Kadın kimliğimden de sıyrıldım. Bu beni rahatlattı.” Madak, bu dönemde tasavvufla ilgilenir. Kardeşi Işıl Madak’ın bu dönemiyle ilgili “Çok umutsuzdu. Kapanarak bu durumdan bir çıkış yolu bulacağını umdu. Ablam o dönemden inanarak kurtuldu. Yoksa kayıp gidecekti. Hukuk Fakültesi’ni de bu dönemde bitirebildi.” durumu da şiirlerinde şöyle anlatıyor şair“Allah benim çaresizliğimdi, artık konuşabileceğim kimsem kalmadığı için konuştuğumdu.”Çok şey yaşadığı bu dönemi “Ah’lar Ağacı” şiiriyle anlatır“Ben acılarımın başını Evcimen telaşlarla okşadım bayım. Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum. İnsan kaybolmayı ister mi? Ben işte istedim bayım.”"Grapon Kağıtları"Bu dönemde kardeşi Işıl, İnkılap Kitapevi 2000 Şiir Ödülü’ yarışmasından Madak bununla ilgilenmeyince kendisi bütün şiirlerini toplayarak yarışmaya gönderir. Üstünden bir süre geçtikten sonra “Grapon Kağıtları” dosyasının yarışmayı kazandığı haberi Madak, bu süreçte internette şair ve avukat olan biriyle tanışır. Şair olmasından çok etkilenerek bu adamla buluşur. Günün sonunda genç adam bir şiir yazmalarını teklif eder. Adam, ikinci buluşmada kendi şiirini okur. Sıra ona geldiğinde ise Didem şu şiiri okur;"Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyuncaAlt katında uyumayı bir ranzanınÜst katında çocukluğum...Kâğıttan gemiler yaptım kalbimdenKi hiçbiri karşıya diyorsunuz,Limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!"“Kadın kimliğine geri dönüş”Ödül töreni için İstanbul’a giden Madak, yarışma öncesinde örtüsünü çıkarır. Bu bir nevi onun tabiriyle “kadın kimliğine geri dönüş” Madak, ödülünü aldıktan sonra İstanbul’da yaşamaya başlar. Bir süre sonra eşi Timur ile evlenir ve 3 yıl sonra kızı Füsun’u dünyaya kokan şiirleriyle veda ettiği yıllarKızının doğumundan sonra şiir yazamayan Madak tıpkı annesi gibi kansere yakalanır. 24 Temmuz 2011'de yani 41 yaşında kolon kanseri nedeniyle yaşamını Madak’ın ödül töreni sırasında tanıştığı arkadaşı Şükran Yücel’e gönderdiği e-postadaki metin şöyledir“Canım Kızım Sana mektup yazacağım. Çünkü artık başka bir şey yazamıyorum. Bu konuda pek de dertli değilim doğrusunu istersen. Sen bana belki bugüne kadar yazdığımdan başka türlü bir yazı yazmayı öğretirsin. Kendimi bir sonbahar ağacı gibi hissediyorum. Mutlu bir sonbahar ağacıyım ben. Yere düşen yapraklarımı eğilip topluyorum. Saçıma tutuyorum. Bakın yakışmış mı diye soruyorum. Sonra yaprakları havaya savuruyorum. Ben iki kişilik bir kabilenin me isimli kölesiyim. Çünkü sen acıktığında me diye ağlıyorsun ve bu ismimi seviyorum reis! Canım kızım, cehaletimden şair oldum… Annesizlikten. Sen sakın şair olma!”"Anlatarak bitiriyorum hayatımıBilmiyorum başka nasıl bitirilir bir çiçek çizdim bu akşam avucuma,İsmini her şey ojeler sürdüm yanlızlıktan sıkıldığımdan,Müsveddesi gibi şimdi tırnaklarım,Yıldızlı bir gecenin"Didem Soydandan ezan paylaşımıDidem Soydan, mayokinili video paylaştıDidem Arslan canlı yayında isyan etti ÇıldıracağımBülent Serttaş ile oryantal Didem barıştı Bugün bir Şair öldü!... Bugün; Türkiye'nin en çok çiçek, anne, evlat ve kardeş Sevgi'si kokan Şair'i öldü dostlar... Bugün bir Şair öldü!...Bugün;Türkiye'nin en çok çiçek, anne, evlatve kardeş Sevgi'si kokan Şair'i öldü dostlar...“Çiçekli şiirler yazmak istiyorum bayım!...” diyen...Kısacık ömrüne sığdırdığı,Acıklı sözlerin kraliçesi"Acıklı sözler kraliçesiyim ben!...Yağmur, bir daktilo kız kadar daha vaktim kalmadı!.Artık ifadem alınmalı...Asaletim de sizin olsun baylar, rezaletim de!.Beni bir sütyen lastiğiyle asın...”Acı dolu Şiir'lerin Şair'i öldü bugün"Sonra gittin!...Çocuk oldum bir daha, şiir, kaç kere sular altında aşk, her şeyi son bir kere daha kurtaramazdım…Keşke nane şekeri gibi,Mentollü bir buluttan doğaydım…Keşke,Dünya toz şekeri ile kaplı olsaydı!...Çocuk oldum sonra ağladım,Yağmur bile beni ayıpladı…Söz dedim, söz gömdüğüm yer halâ özledim, sonra Sen'i...Keşke,Gölgesine razı bir fesleğen olaydım...”***"On dört yaşındaydı ruhum bayım,Bir mermer masanın soğukluğunda yaşlandı…Protez bacaklar taktılar ruhuma ince ve beyaz,Gıcırdaya gıcırdaya dolaştım şehri…” diyerek,38 yaşında kaybettiği annesi Fisun'u yazan...Acıyla yoğrulmuş dizelerin Şair'i...Annesini kaybettiği yıl doğan kızına,Annesinin ismini verdi...Büyükannesi göremedi Füsun'u...O da doyamadı...Füsun 3 yaşındayken bu hayata veda tam 10 yıl önce,23 Temmuz 2011'de...Bundan tam 10 yıl önce;Hayatın acı gerçeklerini,Yüzümüze yüzümüze vuran Şair'i öldü dostlar..****"Ay Işıl’a Sığışmıştı" adlı Şiir'indeIşıl çocuktu o zaman, ben de kesin yazdı, karpuzdan feneriyle...Hani her çocuğu başka bir çocuğa,Yaklaştıran bir şarkı vardır yaKıyıya yanaşan bir gemi akşam ay Işıl’a sığışmıştı;Işıl, çocukluğuna...Çocukluğumuz mor bir zambağa...Hani her çocuk zaman zaman,Kendini mor bir zambağın içinde düşler ya!..Hani o iki çocuk birbirine gülümser içine bir çiy tanesi iki ateş gibi konuşmuştuk…İki küçük geveze gece el ele ele tutuşmuş iki kelebek gibi…Gidecektik, kaçacaktık ülkeler gemiler yüzmüştü ruhumuzda...Ben Işıl’ın yelkenini uzaklara gitmesin diye…Pirinç taneleri savurmuştuk havaya,Grapon kâğıtları, konfetiler…Fener alayı geçmişti sevinçle daha hiç ay Işıl’a sığışmamıştı...O akşamki gibi,O akşamki kadar büyük,Siyah saçlı bir mucizeydi sanki ay…Ateşe atmıştık biz ve beyaz bir kemik gibi...Susmuştuk;Peygamberler inmişti hayatımıza,Donuk fotoğraflar, yalanlar, kitaplar…Susmuştuk;Bir baykuş,Kapı aralığına sıkışmış bir ruh gibi bağırmıştı...Susmuştuk;Bir daha hiç ay Işıl’a sığışmamıştı...Ayın yerinde kara bir delik kalmıştı..." diyerek;Kardeşine duyduğu sevgiyi,İçindeki bitmek bilmeyen aforizmalarıyla,Sıcacık yaşanmışlıklarıyla anlatan dizelerin Şair’i...***Işıl Madak Kaya'nın ablası...Tüm Şiir yüreklilerin kıymetlisi...Tireli hemşehrim...Dedim ya;Türkiye'nin en çok çiçek, anne, evlatve kardeş sevgisi kokan Şair'i,Bugün öldü dostlar...***"Müsveddeler" şiirinde"Lokum getirmişti ve kitap,Ben ruhunu getirsin istemiştim oysa..."Dedikçe acıtan,Acıdıkça yazan,Didem Madak öldü bugün...Şiir'leri bir güvercin gibi havalandı da,Gökten üzerimize yağdı...***"Anlatarak bitiriyorum hayatımı,Bilmiyorum başka nasıl bitirilir bir hayat…Bir çiçek çizdim bu akşam avucuma,İsmini her şey’ koydum…Simli ojeler sürdüm yalnızlıktan sıkıldığımdan;Müsveddesi gibi şimdi tırnaklarım,Yıldızlı bir gecenin…"Kim bilir daha neler anlatacaktı ya,Dar vakitlere sığdırdı onca Şiir'ini...Kedilerden,Muhabbet kuşlarından,Çikolatadan,Pulbiber Mahallesi’nden,Ahlat ağacından yana boldu lafları oysa...***Bir hastalık geldi, bırakmadı kanserinden öldü Didem Madak...Tam 10 yıldır aramızda değil;Yitik bir zamanda,Başka bir diyarda belki...Belki bizi bekliyor,Tüm Şiir yüreklileri...***3 yaşında bir kız annesiykenve 41 yaşındayken henüz;23 Temmuz 2011’de,İstanbul’da ayrıldı aramızdan…"Ölüm, çok iri bir sözcük değil bayım..." diyerek...Ruhun şad olsun Didem Madak...Işıklar içinde uyu hemşehrim,Işıklar içinde, huzurla uyu...Anısınave muhteşem üretimlerine saygıyla...

bir çiçek çizdim bu akşam avucuma